Barış için ezilen halk çocuklarının nabzını tutabiliyor musunuz?

22.04.2013 12:55:44
A+ A-

 

Bu ülkenin çocuklarının çoğunluğu, değişik etnik kökenden gelen ailelerin birbirine aşık olup evlenerek kurdukları yuvaların meyveleridir.

Kısaca, bu ülkede milyonlarca insanın genlerinden harmanlanmış koca bir renk harmonisi vardır.

Anadolu'da, Çerkes-Kürt-Türkmen-Gürcü-Arnavut-Boşnak -Pomak vb. etnitisenin ortak harmanlanmış biçimi egemendir.

Örneğin bendeniz, kanında Çerkes, Türkmen; biraz Karapapak genleri taşıyan harmonik bir vatandaşınızım...

Bu konfeti her yerde var... Sizde, komşunuzda, siyasilerde... Her yerde...

Bu müzikal ve karmaşık olduğu kadar hoş yapının altından yeni bir nesil fışkırmaktadır...

Ülke yönetimine soyunan siyasiler, birçok nedenlerden dolayı, 70 yıldır bu harmonik ve senfonik halk yapısını tam anlamıyla temsil edemediler.

O yapıyı yeterince algılayamadıklarından veya işlerine öyle geldiğinden bugün, içinden çıkılması oldukça zor görünen sorunlar yumağına gebe bıraktılar toplumu.

Evet... Öcalan ve BDP temsil edemiyor tüm Kürtleri...

Anket sonuçları gösteriyor ki Batı'daki Kürtler; Doğu'da anası ağlayanlar böyle düşünmektedir...

Halkı yeterince temsil edemeyen iktidarın, siyasilerin ve azınlıkta olan bölücülerin 'sürekli sorun yaratıcı kaşımaları' yeni sıkıntılara gebe bırakmıştır insanımızı...

Çerkezler, Lazlar da 'bu potada dışlanmamak için 'ana dillerinin peşine düşmektedirler...

Toplum, realiteden uzak, sorun çözmekten aciz bir yapay Kürt sorunsalına takılıp kalmıştır...

....

Evet... CHP sosyal demokratları yeterince temsil edemiyor... İç kargaşaları ayyuka çıkmıştır...

AKP, her ne kadar oy potansiyeli yüksek de görünse, taban halk kompleksini, reel anlamda yeterince temsil edemiyor.

Bunun en başta gelen nedeni: 'Siyasilerin sadece koltuklarını ve çevre çıkarlarını ön planda tutmalarındandır.

Sonuçta hiç beklemedikleri bir itilmişlikle karşılaşmaları bundandır. Halk, hiçbir siyasi otoritenin kendisini yeterince temsil ettiğine inanmamaktadır...

Demem o dur ki halk siyasileri yeterince sevmemektedir.

Çoğunluklar, sandığa giderken de hatır için, dayatmalar için, yasak savmalar biçiminde, bilinç dışı oy kullanmaktadır.

Bu nedenle, barışı tesis edecek altyapı yeterince oluşturulamamaktadır...

Âkillerimizin işi de bu nedenle çok zordur...

Âkiller, halkın nabzını tutabilirlerse, bu duyguyu yakaladıklarında başarılı olacaklardır.

Ortak ruhu bulmak hiç de zor değil!

Yeter ki içinde AŞK olsun. İnsan aşkı...

Anadolu İhtilalini başarıyla yapan ekipteki AŞK, işte bu AŞK'tı...

O günden bugüne kaynaştık, kalıplaştık...

Ta ki kötü siyasetçiler, kısa sürede Doğu'yu sürgün yeri olarak tayin edene dek...

Ağaların sillesini yiyerek malabalılaştırılan Doğu-Güneydoğu'nun yoksul halkı ve kendi yoksulluğuna terk edilen Anadolu'nun fukara gürûhları, vergilerini verdikleri gibi çocuklarını karşılıklı KURBAN ettiler bu aymazlığa...

Kurban isteyenler tarafından acımasızca, bir torba kömüre muhtaç edildiler...

Seçkinlerin azınlıkta olduğu bu ülkede, aynı mahalle çocukları savaşla sürüklendiler...

..............

Halbuki bu halkın tüm çocukları, oyuncak bebeğin saçlarının uzadığını birlikte fark etmişlerdir.
Parka gidebilmek için saatlerce ağlayabilmek, annenin eteğinden ayrılmayan, tertemiz çocuklar bunlardır.

Birlikte mahalle bakkalını en çok ziyaret eden,
Gülmek için nedeni olmayan, tanımadığı herkesle arkadaş olabilenlerdir.
Kardan adamı eridiğinde hüngür hüngür ağlayan,
Annenin kristal vazosunu kırıp, divanın altına saklanan,
Mucizelere inanan,
İnsanların kaşına, gözüne değil yüreğine bakan bu çocuklardır.
Canını en çok yakanın dizlerindeki, kollarındaki yaralar olduğunu sananlardır...
Daha gözlerindeki yaşlar kurumadan, bir söze aldanmak, bir şekerle avunanlardır...
Gönlünce, özgürce soru sorabilen, sonradan pıstırılanlardır...
Yerde bulduğun bir gazoz kapağıyla saatlerce oyalanabilen bizim çocuklarımızdır.
Sokaklarda yalın ayak oynamak; bir avuç kuru ekmeği kendi arasında paylaşıp sevinenlerdir.

Bunlar biziz işte...

Biz bunları yaparken hiç ayrımcılık yaptık mı?..

İşte...

Gazoz şişesini çalkalayıp çalkalayıp birbirimize fışkırttığımızda,

İstop oynarken tutulan rengi bulmak uğruna verilen savaşta sokaktan geçen insanların üstüne atlayıp 'tuttum tuttum' diye bağırmadık mı?

Bisiklet sürerken elleri bırakıp akrobatik hareketler yaparak neticede yere yapışmadık mı?

Bakkaldan eve gelene kadar ekmeğin bütün kıtır yerlerini koparıp yemedik mi?

Namaz kılan anneannenin üzerine çıkıp atcılık oynayanlar bizdik.

 Perdeden perdeye uçarak tarzancılık oynarken kopan korniş yüzünden anneden hafif yollu terlik yerken birbirimizi kollamadık mı?

Buzdolabının ışığının dolap kapalıyken de yanıp yanmadığını görmek için aradan içeri bakmadık mı?

Denemek için birlikte, kafamızı, balkon demirleri arasına sıkıştırmadık mı?

Balkona gizlenip gelene geçene su tabancasıyla su püskürtürken, nişan alıp tükürürken birlikteydik.

Yoldan akan suyun önüne çerden çöpten baraj kurarken hiç ayrımcılık yapmadık...

 Mandalinanın kabuğunu yanındaki arkadaşının ya da kardeşinin yüzüne sıkarken kimsenin kimliğini sormadık.

Komşu teyzenin tandırda yaptığı börekleri aşırırken Tatar, Boşnak böreği diye ayırmak neden aklımıza gelmemişti?

Çerkez Tavuğu-Laz böreği-Kürt Peyniri- masamızda serpme biçiminde yer alırken aklımıza ayrımcılık neden gelmemişti?

....

Böyle kaynaşma aşkının, çocukluk masumiyeti içinde büyümenin daha yüzlerce örneğini sıralayabiliriz..

İşte!

Biz, böyle güzeldik aslında... Halen de güzeliz... Ah şu beceriksiz, her şeyi eline yüzüne bulaştıran siyasiler olmasa...

Ah, o siyasiler bu güzellikleri umarsızca ve çıkarsızca, halkımıza anlatabilseler!

İşte, o zaman hiç bir acılı kavga olmayacak. Kan dökülmeyecek...

Huzurlu yarınlarda güneşimiz bol olsun!

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.