Barış istemekle olur!

20.02.2013 12:56:40
A+ A-

 

2012 yılının son günlerinden beri gündemde olan ve oldukça yavaş ilerleyen bu süreçte şahit olduğumuz her adım barışın nasıl olmaması gerektiğini gösteriyor.

Daha önceki 'Barışın dili ve samimiyet' adlı yazımda, insanın fikri neyse zikri odur sözünden yola çıkarak Başbakanın söylemleri ve eylemleri ile barışın dilinin kurulmasının mümkün olmadığını belirtmiştim. BDP ve HDK milletvekillerinin Karadeniz gezilerinin ilk iki durağında yaşanan linç girişimleri sanırım ne demek istediğimi daha iyi ortaya koydu. Hükümet sözcüsü ve ardından Başbakan olaylara sert eleştiri yönelttiler. Başbakan  CHP ile MHP'yi olayların sorumlusu BDP'yi ise milliyetçilik yapmakla suçladı, kendisi ise sütten çıkmış ak kaşık. Her gün her yerde, her açılışta terörün meclisteki uzantıları olarak BDP milletvekillerini hedef gösteren Başbakanın bizzat kendisi, onlara oy verenleri aşağılayan bizzat kendisi, toplumu elinde urganla bu konuda iyice kutuplaştıran kendisi, PKK lideri Abdullah Öcalan ile MİT aracılığı ile muhabbet ederken, dağda yolları kesildiğinde o liderin takipçisi olanlarla sarılanların (çok yanlış!) dokunulmazlıklarını kaldırmak için aylarca süren kampanya başlatan kendisi ama bu olayların sorumlusu CHP, MHP ve BDP.

 Ben şahsen BDP'nin bu iklimin yaratılmasında, Türkiye partisi olabilme adına yeteri kadar halkla ilişkiler stratejisi uygulamadıkları için, sorumlu olduklarını düşünüyorum. BDP birçok alanda Meclisteki en demokratik önerileri hazırlamış bir parti. Türkiye'nin her bölgesi için ve her kesim için ve her soruna dair çözüm önerileri getirdiler. Elbette ki öncelikleri ve hassasiyetleri Kürtlerin sıkıntıları idi. İçlerinde elbette ki milliyetçi bir kısım var ama o damarı güçlendirenler BDP'liler değil, bizatihi devlet ve onu temsil eden hükumettir.

CHP bu iklimden elbette ki sorumludur, En nihayetinde ülkemizin ve sistemimizin kurucu partisi olarak bu sorunların hepsinin de kurucusu ve yetiştiricisi CHP kadroları oldu. Sinop ve Samsun'da olanlar ülke çapında zaten yıllardır Kürt tarım ve inşaat marabalarına (bu kelimeyi bilerek kullanıyorum) yapılıyor. Medya her ne kadar görmezden gelse ve devlet önemsizleştirmeye çalışsa da bu koca sorun, yani Türklerin Kürtlerden nefret eder oluşları ortada duruyor. Bu durumun en büyük sorumluları AK Parti ile birlikte CHP'nin sahiplendiği çizgidir ve Birgül Ayman Güler bu çizgiyi çok net ve açık ifade etmiştir.

MHP'yi bu konuda eleştirelim de ne diyelim? Adı Milliyetçi Hareket olan bir siyasi partinin çıkıp sosyal demokrat olmasını bekleyelim? MHP lideri Bahçeli kendisinden beklenen olağan söylemleri dışında çoğu zaman itidali sağlamaya çalışan bir politika izliyor. Tabanını kontrolde zorluk yaşıyorsa bunun da sebebi kendisinden daha milliyetçi söylemleri olan bir başbakanla yarışıyor olması.

Peki Medya? Türkiye Türklerindir! diyerek asimilasyon politikalarının sadık bekçisi olan medyanın burada hiç sorumluluğu yok mu? Saymakla bitmez ve dikkatli okuyucular haberin sunuluş biçiminden bile ortada olan bu politikayı görmektedirler. Türk medyası tarihinin hiç bir döneminde temiz olmadı kabul ediyorum, ama tarihinin hiç bir döneminde de 90'larda olduğu gibi pisliğe bulanmamıştı. Şimdi Ayşe teyzenin ACE'si bile gelse bu kiri ve bu yayın politikalarını kolay kolay değiştiremez.

En nihayetinde tekrar edelim, Barış öncelikle Barışın dilini hakim kılmakla olur, bu dil ise bir günden diğerine inşa edilemez. Ama iklim buna müsait ve diziler, belgeseller, yazı dizileri, araştırmalar, kitaplar, televizyon ve sinema filmleri, konserler, tiyatro oyunları, seminerler yerel ve ulusal radyo, televizyon ve yazılı medyası bu iklimin geliştirilmesinde kullanılabilir. Barış isteyen bir İktidar için bu iklimi geliştirmek zor değildir, zor olan kendi milliyetçilik duygularına gem vurmalarıdır ki zira demeçlerinin %90'ı bu yönde olan bir Başbakan mevcuttur!



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.