Barış limon olsun

19.03.2013 02:19:21
A+ A-

 

http://www.youtube.com/watch?v=u5alNP21AP4 Birbirimizi yemek yerine limon yiyelim=)

 

Limon, lemon, limone, zitrone, citron... Hangi dilde olursa olsun akla ilk geldiğinde ya da tasvir edildiğinde ağzı sulanır insanın. Tıpkı şimdi okuyanların olduğu gibi...

Montaigne "Denemeler" adlı eserinde şöyle der: "Bir gün yaşadıysanız her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yoktur. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir" ve devamında da dünyanın sahnelediği oyunu şöyle aktarır: "Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter. Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz. Dünyanın oyunu bu kadardır. Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez. Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek". Bunu burada aktarmamın sebebi "dünya değişti" diyenlere bir cevap niteliği taşıması içindir. Dünya değişmedi, doğa değişmedi, (burada kasıt doğanın bozulması falan değildir), düzenler değişmedi. Peki ya insanlık? Değişen insanların devinimi olsa da insanlık düzeni aynı kaldı. Düzenin de devinimi oldu. İnsanlığın sahnelediği, en zor ama en iyi oynadığı oyun savaş oyunudur. Savaş oyununda savaşçılar başrolde iken barışı isteyenler figürandırlar. Nitekim gözümüzün önünde cereyan eden tarih bize savaşı isteyenlerin köşklerde, saraylarda yaşadığı ve bunun aksine barışı isteyenlerin hapislerde, sokaklarda,  en dramatik olanı da mezarda olduğu gerçeğini gösteriyor. Savaş düzeni ilklerden beri var olmuştur. Tanrılarla-Tanrılar arasında, Tanrılarla-insanlar arasında ve insanlarla-insanlar arasında ilk günden bu yana sürekliliğini göstermiştir. Barışın rolü ise savaş düzeninin devinimi için kullanılan bir araç olmuştur.

Uygarlığın doğduğu ama hemen terk ettiği bir coğrafyada olan ülkemiz savaş düzeninin sürekliliği konusunda ısrar etmektedir. Biz bu düzeni nasıl yıkmalıyız? Düzen deyince aklına "devlet" gelenler burada bozulacaklardır ama kastettiğim bu değil. Savaş düzenini nasıl yıkacağız. Montaigne'nin "Ölüm Üzerine" denemesinde dediği gibi doğal olan ölümleri isteyerek. Yani var olan ölümün nihai sonucunu isteyerek. Kısacası öldürülmeyi ve öldürmeyi ortadan kaldırarak. Yani barışı isteyerek. Değişmeyecek bir rol biçmeli barışa ve düzeni kurmalıyız. Ne getirecek barış bize? Ülkemize? Gözyaşları dinecek. Ölümlerin kutsadığı kadınların gözyaşları dinecek. Kendi çocuklarının ölümü üzerine değere binen ve düzenin onları çocuklarının ölümü üzerinden kutsama saçmalığı bitecek. Şehit ve barış anneliği mertebesine bir başka anne daha eklenmeyecek. Ve şimdiye kadar ağlayan annelerin: "benim canım yandı başkasının yanmasın" çığlığı anlam kazanacak. Anne yaşayacak. "Unutmak olmasaydı bir anne oğlunun ölümüne asla dayanamazdı ve bu bir lütuftur" diyenlere inat unutulmaya tabi olacak bir can yitirilmeyecek. Bu canların umudu solmayacak. Her gencin gençlik hayalleri ertelenmeye, askerden dönme sonrasına bırakılmayacak. Bu savaşın kirliliğinde bozulan ruhlar temizlenecek. Bu kirli savaşa harcanacak milyarlarca para bu ülkenin yeniden yeşerecek umutlarına harcanacak. Eğitime, doğaya ve çocuklara. Sen ben farkı olmadan ve kardeş kavgasına bir nihayet olacak. Olursa bir şikayet nitekim ölümün doğallığına olacak. Milyonlarca insan iş sahibi olurken, her üniversiteli bir iş sahibi olma, bir gelecek kurma hayalinde gülecek. Gülen hayalleri gerçekleşecek. Barış geldiğinde bu ülke herkesin klasik deyimi ile "cennet" olacak. Bir yer yüzü cennetinde yaşamanın güzelliği ve kardeşliği. Vayyyy canına...

Nevruz ya da Newroz, Özbekçe: Navruz, Türkmence: Nowruz, Kazakça: Naurız, Kırgızca: Nooruz, Azerice: Novruz, Kırım Tatarcası: Navrez. Baharın gelişi ya da kahramanlığın sembolü. Çiçeklerin açması ya da Demirci Kawa'nın zalim Dehaq'ı öldürdükten sonraki ateş. Adına ne derseniz deyin, ne için kutlarsanız kutlayın barışı istemenin adı olmalı. İlk baharın gelişi anlamında kutlarsak ki bu ülke ile tezat bir durum. İlk baharın gelişi kutlanmayı gerektirecek bir mevsim değil. Hani klasik bir deyim vardır ya "buzlar çözülüyor" diye. İşte bu ülkenin kirli savaşında bu buzların çözülmesinde kötülük vardır. "Yine" ile başlayacak ölüm haberlerinin korkulu beklentisidir. Korkunun beklentisidir. Askerde olanın, askere gidecek olanın, dağda olanın, dağda çıkacak olanın geride bıraktıklarının yüreklerinde hissedilen bir korku. Ölümün haber verilmesi korkusu. "Ne de rahat söylenir" yaa... Her gün ardında edilen duaların sonraki günde ağıtta dönüşme olasılığı. Hasretin, acının ve içe ağlamanın beklentisi... Ve kutlanılası bir gündür işte baharın gelişi. Değişir mi bu talih? Evet değişir. Bu newroz bir barış bayramı olabilir. Bu bayram yeni düzenin, yeni umutların yeşermesi ve artık duaların yerine ulaştığı, beklentilerin yerini bulduğu bir newroz olabilir. Bu bahar yenilenebiliriz ve artık güneşin doğudan doğması karanlıkları kaldırabilir.

Yazımın en başında belirttiğim bir şey vardı. Limon. Sesimi duyan olur mu bilmem ama isterdim ki ülke çapında bir kampanya yapılsın ve kampanyanın adı da "BARIŞ LİMON OLSUN" kampanyası olsun. Tıpkı limonu duyduğumuzda ağzımızın sulandığı gibi "barış" dediğimizde de ağzımız sulansaydı. Zaten bu kirli savaş bize barışın ağızları sulandıracak hasretini yaşattı. Şimdi tam zamanı ve barış tam da ağzımıza layık...  



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.