BARIŞ MI? NASIL SÖYLESEM?

09.01.2013 12:38:09
A+ A-

 

Nasıl bir barış dili oluşturabiliriz? Barış söylemi nedir? Bu tür sorulara yanıt verebilmek için hatta bundan daha da önce bu tür soruların ne manaya gelebildiğini anlamak için öncelikle söylem terimini açmak gerekir, zira "söylem" sosyal bilimler veya dil bilimleri ile ilişkisi olmayan pek çok kimse için muğlak bir terimdir. Söylem,  Dilbilimleri Terimleri Sözlüğü'ndeki tanımıyla  "Dilin sözlü ya da yazılı gerçekleşmesi, konuşan bireyin kullanımıdır." Akşit Göktürk söylemi dilin dışa dönük bir eylemi olarak niteler. Martinet'e göre ise söylem tümceyi aşarak daha üst düzeyde yer alan söz ürünlerini oluşturur. Bu tanımlardan hareketler söylemi kişi, süre ve uzam ile etkileşim halinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.[1]  Söylem bir noktada neyi söylediğimizden çok nasıl söylediğimizle ilgilidir denilebilir. Söylem ve ideoloji alanında önemli çalışmalara imza atan Teun Van Dijk'in dediği gibi söylem ideolojin yeniden üretiminde ve günlük ifadelerde vazgeçilmez bir rol oynar[2]. Dolayısıyla söylem bizim kim olduğumuzdan, konuştuğumuz konuya nereden baktığımıza, hangi kültürün içinde, hangi mantığa dayanarak kendimizi ifade ettiğimizden neleri neden söylemediğimize kadar pek çok şey hakkında ip ucu sunmaktadır. Söylem, sadece söylediklerimizden değil söylemediklerimizden ve hatta söyleyemediklerimizden de fazlasıdır.

Seneler önce Erasmus'ta bir Yunan arkadaş edinmiştim. Bir gün konuşurken laf döndü dolaştı geçmişe geldi. Bana babaannesinin İzmir'in Buca semtinde doğup büyüdüğünü ve sonra da Atina'ya dönmek zorunda kaldığını anlatıyordu. Ben de ona babaannemin Girit'te doğduğunu İzmir'de büyüdüğünü ve Rumca konuştuğunu anlatıyordum. İkimiz de aslında aşağı yukarı birbirinin çağdaşı olan iki büyüğümüzden bahsediyorduk. Ama bu gelişmelerin eş zamanlı yaşandığını fark etmemiz biraz zaman aldı, çünkü arkadaşım babaannesinin İzmir'den ayrılışını Kıyamet Günü terimi ile ifade ederken ben babaannemlerin Anadolu topraklarına yerleşmesini Kurtuluş Savaşı ile açıklamaya çalışıyordum. O noktada bir denizin iki farklı kıyısında aynı olaya nasıl büyük bir tezatla bakılabileceğini gördüm ve bunun dile ne kadar farklı yansıyabileceğini. Yunanistan'da oluşturulan söylem ile burada oluşturulan söylemin nasıl iki başka gerçek yarattığını. Söylemin aslında söylemekten öte bir şey olduğunu, öylece söyleyip geçemeyeceğimizi.

Aydın'ın Nazilli ilçesinde yaşayanlar belki duymuştur. Bir kişi üstüne yakışanı giymediyse, giydikleri birbiri ile uyumlu değilse veya bir ortamda neyi nasıl söylemesi gerektiğini bilmiyorsa, bu kişi ile "Kürt müsün oğlum sen?" diye dalga geçilirdi. Hala öyle mi bilmiyorum, bu en azından benim çocukluğumda, bir on on beş sene kadar önce böyleydi. Üniversiteye gelene kadar bu da benim dilime oturmuş bir benzetme idi. Sonra arkadaş grubumuza Kürt bir arkadaş katıldı. Nazilli'ye göçle gelen onca Kürt'ten farklı olarak kaçamak, uzak bakışları olmayan bir arkadaşımızdı.  Benim de hayatımda Kürt olduğunu güle oynaya söylediğini gördüğüm ilk Kürt'tü. Çok uzak bir geçmişten değil 2000'li yılların ortalarından bahsediyorum. Bu benzetmeyi bir kere de onun yanında yaptım. O alınmadı, gücenmedi, belki de duymadı. Oysa ben çok utandım, muhatabım o değildi ama söz ağızdan çıkmıştı ve kullandığım cümle her ne kadar gramatikal yapı olarak çok basit görünse de çok ağır göndermeleri olan bir cümle idi: "Kürt müsün kızım sen?"  O zamana kadar bu göndermelerin farkında değildim, bu tür göndermeleri umursamıyordum. Neticede herhangi bir kastım yoktu, eğleniyordum. Aslında hatayı en çok da bu noktada yaptım: "Benim kimseye özel düşmanlığım yok, öyle bir söz işte" diyerek söylemimi meşrulaştırdım kendimce. Sonra kendimi kandırdığımı kabul ettim ve kendime söz verdim, bu benzetmeyi artık hiç kullanmayacağım diye. Çünkü fark etmiştim: Bir ifadeyi ne kadar çok kullanırsan o kadar çok doğal geliyor, sanıyorsun ki söylediklerini kast etmediğin sürece her istediğini söyleyebilirsin. Sosyal bilimlerdeki ifadesi ile söylemi yeniden üretebilirsin arkasındaki mantığı desteklediğini fark etmeden. Sen söyledikçe başkalarına doğal gelir, başkaları söyledikçe doğal gelir ve hep birlikte bir yanlışı "Nasılsa o yanlışı yapmak istemiyoruz, niyetimiz kötü değil" diye diye sürdürürsünüz.

Bizim senelerdir Kürt sorununun çözümünde yaptığımız hatalardan biri bu oldu bence. Biz "terörist başı" dedik, "bebek katili" dedik, "hain" dedik; Kürtler "sayın" dedi, "lider" dedi, "kurtarıcı" dedi.  Biz  "terörist" dedik, onlar "militan". Aynı olayı sanki aramızda ışığı farklı açılardan kıran bir deniz varmış gibi bambaşka yerlerden gördük, anlattık, dinledik. Kürt kamuoyunu bilmem, onların da savaşın dilini kullandıklarını, öfkelerinin dillerine yansıdığını anlatan ve samimi öz eleştiriler içeren birkaç yazı okumuşluğum vardır. Ancak, Türk basınının ve siyasetçilerinin son zamana kadar Kürt sorunu hakkındaki söylemlerinde nefret kustuğunu, hamaset edebiyatı yaptığını, iki taraf arasındaki husumeti destekleyecek yönde dramatazisyona ve ajitasyona başvurduğunu bilirim ve hatta sırf bu yüzden haberleri izlemeye tahammül edemediğim çok olmuştur. Bugün, hiç kimse ana akım medyamızda Kürt sorunu ele alınırken nesnel bir dil kullanıldığını iddia edemez, çünkü olanı biteni tarafsız bir dil ile anlatmak, bu vakada tarafsız olursa bertaraf olacağından korkan ana akım medyanın cesaret edebileceği bir şey değildir. Onlar dördüncü en büyük güç olarak üstlendikleri misyonu titizlikle sürdürürler: kamu oyunu şekillendirmeye devam ederler. Dolayısıyla altını çizmek zorundadırlar hep: Bebek katilidir Abdullah Öcalan, bunu hep vurgulamaları lazım, insanlar bunu unutmamalı. Terörist başıdır o, bunu söylemezsen kim olduğu anlaşılmaz. İnsanların kafasına bunu kazımak gerekir, kazıyalım ki düşmanlıkları artsın. Kazıyalım ki gerçeği unutmasınlar. Kazıyalım ki hep kin duysunlar.

Türk medyası maalesef bu nefret dolu söylemi şimdiye kadar çok yoğun bir biçimde sürdürdü. İnsanların içinde bir kin, nefret tohumu oluşmuşsa bunu yeşertmekten hiç çekinmedi. "Medyanın görevi gerçeği anlatmaktır." düşüncesinden hareketle fikirlerime karşı çıkanlar, [i]"Ne yani Apo bebek katili değil mi?" diyerek burnundan soluyanlar olacaktır eminim. Benim bu tepkilere verecek cevabım bellidir. Türk medyası şimdiye kadar yaşananları son derece taraflı bir şekilde temsil ederek gerçeği şekillendirmiştir, böylelikle insanların yalnızca nefretini, öfkesini, kinini değil acısını da körüklemiştir. Medya, örneğin bir operasyonda yekunda ölen 30 kişiyi "Türkiye şehitlerine ağlıyor, 15 askerimiz şehit oldu, 15 terörist ölü ele geçirildi."  şeklinde ifade etmektense "30 kişi hayatını kaybetti." diye anlatabilseydi, iki taraf arasında bir köprü oluşturamasa bile en azından oluşturulması muhtemel bir köprünün altına dinamit koymamış olurdu.

Aradan 30 sene geçtikten sonra birtakım şeyler için hayıflanmak ne kadar işe yarar bilemiyorum, fakat Doğan Medya grubunun sahibi Aydın Doğan gazetecilere barış dilini kurmak konusunda bir çağrı yaptıysa ve bu çağrısında samimi ise barış için ve barış dili için umut ışığı vardır diyorum. Şimdi Türk medyasının üzerine düşen görev şu andan itibaren geçmişte yaptığı hataları bir kenara bırakarak tarafsız haberciliğe, tarafsız dil kullanımına yönelmektir. Aynı sorumluluğun Kürtler tarafından da üstlenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bir barış dili oluşturacaksak ve bu dil iki tarafın birbirine uzanan kolu olacaksa herkesin katkıda bulunması gerekir. Hassasiyetlerimizden, olmazsa olmazlarımızdan, ezberlerimizden koparak yepyeni bir dil kurmak hiç de zor değil. Söylediklerimizle geçmişi değiştiremeyeceğiz, ölenleri geri getirmeyeceğiz, yaraları sarmayacağız ama en azından yaraların derinleşmesine izin vermeyeceğiz. Bundan sonra Kürt meselesi hakkında bir şey söylemeden önce bir durup düşünüp "Nasıl söylesem" demek kimsenin çok vaktini almayacaktır, yeter ki unutulmasın: Söylemek hiçbir zaman sadece söylemek değildir.

 



[1] Metin Nedir, Teun A. Van Dijk, Metin Çözümlemeleri, Yasemin G. İnceoğlu, Nebahat A. Çomak, Ayrıntı Yayınları

[2] Söylem ve İdeoloji, Barış Çoban, Zyenep Özarslan, Su Yayınları



 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.