Barış Mümkün mü? Hangi barış?

27.02.2013 21:31:55
A+ A-

 

23 Şubat 2013 cumartesi günü BDP milletvekilleri Pervin Buldan, Altan Tan ve Sırrı Süreyya Önder yaklaşık bir buçuk aydır ‘tıkanan’ ‘İmralı’ görüşmeleri çerçevesinde PKK lideri sayın Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere İmralı adasına gittiler. Bu görüşme öncesinde de, sonrasında da çok fazla tartışmalar oldu, analizler yapıldı. Bu tartışmalarda ve analizlerde her defasında sürecin hassasiyeti ve bu bağlamda kullanılan, kullanılması gereken dil konusunda her kesimin çok dikkatli olması gerektiği en çok vurgulan nokta olmaktaydı. Bugün ‘dil’ konusu yine en önemli nokta bu ‘barış’ görüşmelerinde. Söz konusu ‘barış’ın mümkün olup-olmadığı da yine kullanılan dile bağlıdır.

Öncelikle Kürt halkının bu yeni duruma çok da aman aman güvenmediğini belirtmek gerekir. Evet, barışa her zamankinden daha çok yakın olunduğunu düşünmektedirler kuşkusuz fakat aynı derecede de bu ‘barış’ın gerçekleş(e)meyeceğine de bir o kadar hazırlıklı durumdadırlar. Bunun en önemli nedeni de Hükümet başkanı ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı dildir. Sayın Erdoğan’ın başından beri kullandığı dil daha çok duruma göre değişen ‘pragmatist’ bir dildir ve ‘irade’ konusunda biraz problemlidir.

Gerek görüşmelerin kendileri tarafından değil, devlet tarafından gerçekleştiğini ifade ettiği konuşmalarında, gerekse ‘tek vatan, tek millet, tek bayrak’ vurgusunu yaptığı son konuşmasında ortaya çıkmaktadır ki Başbakan Erdoğan, rüzgarın kuvvetli bir şekilde estiği yöne göre dümeni kırmaya hazır bir görüntü vermektedir. Fakat barış zor zamanlarda kuvvetle esen rüzgara doğru ilerlemektir. İşte, Kürtlerin emin olmadıkları, güvenmedikleri nokta da burasıdır.

Etle-tırnak diyerek halkları ‘ad’larıyla zikretmekten kaçınmak halkların ‘doğal’ haklarını da tartışma konusu yapar, yapmaktadır. Her defasında ‘tek vatan, tek bayrak, tek millet’ demek bu coğrafyadaki kültürel zenginliği göz ardı etmek, görmemektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık 100 yıllık resmi ideolojisini güncelleştirmektir ki bu ideoloji Türkiye’ye barış getirememiş, sorunlarını çözmemiştir.

Öyle görülüyor ki, Kürtlerin ve Hükümetin ve tabi ki ‘devlet aklının’ ‘çözüm’leri birbirinden farklıdır. Kürtler için çözüm, bir halk olarak ‘doğal’ haklarını kullanabilmenin önündeki tüm anayasal engellerin kaldırılması, 100 yıllık haksızlıkların, ‘faili meçhul’ cinayetlerin ortaya çıkarılması, sorumlularının cezalandırılması ve bir statü sahibi olunmasını ifade etmektedir. Buna karşılık Hükümetin ‘çözüm’ü ise, PKK gerillalarının sınır dışına çekilmesi ve dolayısıyla ‘seçim’ sürecinde AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) seçimi için her hangi bir ‘arıza’nın meydana gelmesinin önüne geçilmesidir.

Görüşmeler başladıktan sonra Diyarbakır Lice’de 10 gerillanın hayatını kaybetmesine yol açan operasyonun yapılması, ardından Nusaybin’de bir gerillanın infaz edilmesi, daha sonra Hakkari Çukurca’da 14 gerillanın hayatını kaybetmesi ve hemen her gün savaş uçaklarının Diyarbakır’dan kalkıp Kandil’i bombalaması bunu düşündürtmektedir.

 Ve sıcak bir haber: “TSK’nın Kandil’e düzenlediği hava saldırısında 4 PKK’Lı öldürüldü” (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123173&CategoryID=77).

Bir yandan ‘aman süreç hassas’, ‘Türk kamuoyu ne der acaba?’, ‘aman provakasyonlara dikkat’ diğer yandan hiçbir eylemlilik halinde olmayan gerillalara karşı operasyon yapılması hangi ‘barış’ın yoluna döşenen kaldırım taşlarıdır. Bu barışa karşı yapılan bir operasyon değil de nedir?

Çözümden, barıştan bahsediliyorsa, PKK militanlarının silahlarını bırakıp sınır dışına çıkması kadar bu süre içinde karşılık olarak neler yapılacağının da konuşulması gerekir. Örneğin, 19 yaşındaki Şahin Öner’i panzerle ezen polislerden hesap sorulacak mı? Onları koruyup kollayan Vali hakkında bir işlem başlatılacak mı? Aynı şekilde Yüksekova’da genç kızı ezen askeri aracı kullananlar, onları koruyanlar ve dün havaya ateş açanlar hakkında bir işlem yapılacak mı?

Koruculuk ve diğer para-militer güçler ne olacak?

Roboski’de ne olduğu açıklanacak mı?

Kürt askerlerin kışlada dayak yemeleri, ‘intihar’ eden askerler ne olacak?

‘Barış’ konuşurken, çözümden bahsediyorken, ‘Terörün finansmanının önlenmesine yönelik kanun’ çıkarılarak öncelikle Kurdî-Der, Meya-Der gibi Kürt derneklerine yönelik kapatma davaları açmak ne anlama gelmektedir?

Barış, bu sorular sürekli ‘hassasiyet’e vurgu yapan ‘medya’ tarafından samimi bir şekilde sorulduğunda gerçekleşir.  Ve bu  sorulara Hükümet tarafından ‘samimi’ bir şekilde cevap verildiğinde barış olur, çözüm olur.

Yani, Samimiyet, güçlü bir irade ve saygılı bir dil kullanılırsa taraflar arasında, barış olur, çözüm olur. Barışın anahtarı da buradadır.

Yoksa eski ezberleri yeni ‘millet’ kavramları ile tekrarlayarak, küçümseyici bir dil kullanarak belki Başkanlık gelir ama Barış gelmez…

Diyarbekir

27.02.2013

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.