Barış Sağlansa bile Hazmedilebilecek mi?

18.02.2013 12:29:01
A+ A-

Yaklaşık 150 seneden bu yana süregelen "Kürt Meselesi"ni çözmek adına şimdiye kadar hiç görülmemiş bir kararlılıkta barış taarruzu başlatıldı.

Başbakan Erdoğan; "milliyetçilikleri ayağımın altına alıyorum" derken aslında 100 yıllık bir tabuyu da yerle bir etmek istiyor. Çok değil, 15 yıl önce böyle konuşabilecek bir başbakan hayal edilebilir miydi?

Barışı sağlamak amacına yönelik olarak şeytanla bile işbirliği yapılabileceği izlenimi veriliyor. Çünkü "barış" yaşamanın ilk ve tek koşulu olduğu biliyor. Barış ortamı olmayan toplumlarda hür olmaktan söz etmek ne işe yarar?

Ülke halkının huzuru için, gösterilen tüm barış gayretlerini alkışlamamak hata olur. Barış çabalarının engellenmesi adına burnundan kıl aldırmayan adamları da izliyoruz.

Sadece Apo ve ekibiyle barışmak yeterli olur mu?
İstanbul'dan ve Mardin'den sürülen, malları talan edilen Hıristiyanlarla helalleşmeden ülke barışı sağlanabilir mi?

On küsur sene önce Gazi Mahallesinde Devlet Alevilere savaş açmıştı. Adalet aramak adına dava açanlara engel olmak için mahkemeleri Trabzon'a aktarılmıştı. İyi Müslüman olmadıkları için Madımak otelinde yakılan insanların yakınlarıyla, PKK'lılara ekmek veriyor diye gece vakti köylerinden sürgüne gönderilen Kürtlerle helalleşmeden barış olabilir mi?

Devletin adamları tarafından işkenceye tabi tutulan, sakat kalan, iş göremez olan insanlarla helalleşmeden yapılacak barış eksik olmaz mı?

Okul kitaplarımızda 50 sene öncesinde olduğu gibi halen milliyetçi söylemler var. Başbakanın verdiği barış mücadelesini hırpalayan yahut inkâr eden o satırlar sıcaklığını muhafaza ediyor ve yeni nesil ona göre yetişiyor. Bu bile barış adına önemli bir çelişki oluşturmaz mı?
 
Demem o ki sadece PKK ile yapılacak olan "Barış antlaşması" yeterli olmayacak. Çünkü Devlet o kadar çok sayıda insanla kavgalı olmuş ki çık çıkabilirsen işin içinden. Özet olarak "barışmak" işi sadece iki tarafın meselesi değildir.

Bütün bunlara rağmen, diyelim ki bu ikilinin sözleşmesi ile ortalık süt liman olmuş olsun. Bu kez bir başka sorun çıkacak karşımıza. Toplum bu yeni ortamı hazmedebilmeye ne kadar hazırdır?  Yani konu ile ilgili olarak yapılacak olan tüm çalışmalar ve barış ortamının sağlanmasından sonra oluşacak sosyal ortamın da şimdiden hesap edilmesi ve ona uygun bir ortam hazırlanması gerekmez mi?

Meclis kürsüsünde konuşan bazı vekiller barış ortamını tehlikeli, hatta Atatürk ilke ve inkılâplarına uygun bulmamakta kararlı görünüyor. Kürt vekiller ise, eskiye oranla bu tür söylem içinde olanlara karşı daha da tahrik edici davranıyor.

İnsanımız barışı herkesten daha çok hak ediyor, bu doğru. Ama yeni bir barış ortamı aranırken hiçbir gurup ihmal edilmemelidir. Küskün guruplar bunu fark ederse; "Demek ki terör yaparak da hak alınabiliyor" fikrini savunabilirler. O zaman bütün bu barış çabaları on para etmeyecek.

Türkiye hiçbir dönemde bu kadar geniş halk yığınlarının desteğini kazanmış bir Başbakan görmedi. Dahası; yüz yıllık ezberi bozarak milliyetçiliği alenen dışlayan, bırakın Başbakanı, bilge bir adam dahi görmedi.  

Her şeye rağmen Hükümetin gayretleri boşa gitsin istemem, ama sadece Sünni Kürtlerle yapılacak olan bir barış, Türkiye için yeterli ve yararlı olmayabilir.

Yerinden yurdundan kovulan Kürtlere, dış ülkelere kaçmak zorunda kalan Hıristiyan ahaliye, adalet ve hukuk ölçüleri içinde kendi topraklarına dönebilme imkânı sağlanmalıdır. Aslında bu şimdilerde kısmen ve kendi imkânları ile mümkün olsa da yetersizdir. Bu yol ile sosyal doku yeniden tedavi edilecek ve barış ortamı sağlığına kavuşacaktır.

Barış, ancak ve ancak yüreklerdeki kara lekeleri de silerek mümkün olabilir. Her şeye rağmen; Barışın kötüsü savaşın iyisi olmaz.



YORUMLAR

Gereçekten hazmedilebilecek mi? -

Sinop'ta Bdpli vekillere yapılanları gördükten sonra, halkın hazmetmesi de en az barış kadar zor olacak gibi gözüküyor. Ama Güney Afrika'daki gibi başarabiliriz bunu umarım.

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.