Barış savaştan gerçekten daha mı zor ?

10.01.2013 16:22:03
A+ A-

 

“ Her sabah yeni bir başlangıç ve taze bir umuttur hayata dair “ demiş bilgenin biri…

 

Ne kadar doğru ve isabetli bir tespit... Öyle olmalı gerçekten de, insanlar her doğan güneşin hayata ve “barışa “ dair umutlarla doğmasını beklemeli. Ölümlerin olmadığı, ölümlerin değil yaşamanın kutsandığı temiz ve barış dolu umutlarla…. Belki de değiştirmeli bilgemizin sözünü; “ Her sabah yeni bir başlangıç ve taze bir umuttur barışa dair “ demeli yaşadığımız süreci tanımlama ve niteleme bağlamında….

 

Son bir hafta boyunca yaşanan ani gelişmeleri gözleyince, bir temenni ba’bında yukardaki satırları yazma ihtiyacı hissettim nedense… Umutlu olmak için çok sebebimiz var, ha keza umutsuz olmak için de… İşin sırrı zaten bu noktada düğümlenmekte… Umutsuzlukları, umuda çevirebilme yeteneğinde gizli her şey… Alışılmış sözcüklerden, kanıksanmış tanımlamalardan, ötekileştirici üslûplardan ve de en önemlisi yıkılması elzem tabulardan uzaklaşma ve vazgeçebilme erdemini gösterebilmekte gizli… Çok mu zor, ya da çok mu kolay… Her ikisi de değil elbette…

 

Yıllar, yılar boyunca ezberletilmiş, klişeleştirilmiş ve Türkçe’ye kazandırılmış onlarca ötekileştirci söz ve cümlelerden vazgeçmek, hele bir de bu sözleri ezberletmek amacıyla yazılı ve görsel medya aracılığıyla yapılan yayınlarla oluşturulmuş kamuoyu ezberlerini bir gün , bir hafta veya bir ay içerisinde yerle yeksan edebilmek elbette ki çok zor… Mesele aynı söylem ve aygıtların bu defa olumlu anlamda kullanılarak, savaşa hizmet eden eski üslûbun yerine, barışa ve umuda hizmet edecek olan yeni ve ezberlerden arındırılmış yepyeni bir üslûpla yola çıkmakta….

 

Umutlu olma ve olabilme adına da çok sebebimiz var ve olmalı da. Zira yaşanan ve yaşatılan acılar; mutluluk,huzur ve de en önemlisi onur dolu bir hayat sürmenin ne kadar önemli ve elzem olduğunu, bu hayatı aslında toplum olarak ne kadar çok özlemiş olduğumuz gerçeğini de hatırlatmalı bizlere, tabi ki bizlerden çok, bizleri yöneten karar vericilere…Bu özleme ulaşmak, gerçekten arzu edilirse çok da uzak değil. Yeter ki bahsettiğim ötekileştirici üslûpta ısrar eden, ölü sayılarını yarıştırmak gibi uygar dünyanın ortaçağ karanlıklarına gömmüş olduğu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı önyargılı zihniyetlerden uzaklaşmayı bilelim. “ Biz onlardan şu kadar öldürdük, onlar da şu kadar öldürdü, benim babam senin babanı döver ” tarzı ilkokul öğrencilerinin diliyle yapılan, devlet adamlığına yakışmayan tarzdaki  açıklamaların barışa ne gibi katkıları olabilir acaba …

 

İnsanları ne kadar çok öldürmekte değil, ne kadar çok yaşatabilmekte yarışmalı insanlar…Bununla övünebilmeyi bilmeli ve kanıksamalı…Doğru olan da bu değil midir zaten ..? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın “ düstûru bir an önce geçerli kılınmalıdır. Tüm dinler, inançlar, kuramlar ve ideolojiler  insanın daha iyi, daha mutlu ve barış içinde yaşaması için değil midir? O yüzden, barışa doğru yol alma amacındaysak eğer, ya bu zihniyeti ve üslûbunu değiştireceğiz, ya da ünvanı ve konumu her ne olursa olsun bu zihniyet sahiplerini…Barışa ulaşmanın ilk şartı bu olmalıdır.

 

Bir diğer önemli handikap ise, gücün vermiş olduğu hoşluk ve aşırı özgüvenle devlet-vatandaş ilişkini egemen-vasal ilişkisi durumuna indirgemeye çalışma tavrıdır. Önemli olan -barış amaçsa eğer- olumlu anlamda oluşturulmaya çalışılacak olan kamuoyunun  görüş ve düşüncelerinin olumsuz anlamda etkilenmesinin önüne geçebilmektir. Bir an önce bu egemen dilin sürece verebileceği muhtemel zararlar hesaplanmalı ve atılacak adımları sekteye uğratabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, bu dilden, bir daha kullanılmamak üzere uzaklaşılmalıdır.

 

Çözüm üslûbun yumuşaklığı ve yapıcılığında gizlidir.  Yoksa artık geride biraktığımıza inandığımız eski askeri-sivil bürokrasinin vesayeti altında hayat bulan dışlayıcı statükoyu andıran sözler ve yaklaşımlarla sürece devam etmek elbette ki yarardan çok zarar vercektir. Umutlu olmamızı gerektiren böylesi günlerde, yapılacak dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve açıklamalar insanları umutsuzluğa sevkedek ve ilerde tamiri imkansız kırılmalara yol açacaktır. Umutlandırdıktan sonra, umutları kırmak , umutsuzluktan çok daha tehlikeli ve zararlıdır. İnsanların aidiyet hislerini güçlendirecek, eşit ve özgür yurttaşlar olarak ülkelerinin yönetimine aktif olarak katılımlarının önünü açacak plan ve projeler geliştirilmeli ve geleceğe daha bir umutla bakabilmelerinin önü açılmalıdır. Tabi ki pat diye olacak şeyler değil bunlar. Denildiği gibi “ Amaç üzüm yemek” ise eğer bu düşüncelerle hareket edilmeli ve böylece yol kısaltılmalıdır.

 

Hülasa; barışı tesis ve daim edebilmek amacında önümüzde çok önemli aylar hatta yıllar bile olabilir. Sabır ve akl-ı selimle yol alınır ve yapılabilecek tüm provokasyonlara karşı cesur bir biçimde, hep beraber durulabilirse, umutlarımızın sürmesi gerçekleştirilebilir…Kamuoyu, muhalefet, iç ve dış konjonktür ve hatta değişen Ortadoğu dengeleri bu barış ortamını hazırlamak isteyenlerin elini kuvvetlendirmekte ve sudan sebeblerle bu onurlu duruştan vazgeçebilme ihtimallerinin önüne geçmektedir. Hiçbir bahane artık kalmamıştır. Hiç kimse bunu aksini iddia edemez. Öne sürüllmesi muhtemel tüm bahaneler, tüm muhatapların son yaklaşımlarıyla geçerliliğini yitirmiştir. Meselenin özü, barışı gerçekten istemekte ve bunda ısrar edebilme kararlılığını ve erdemini gösterebilmekte saklıdır. Ortam bu kadar müsait ve halklar bu kadar umutlu ve hazır iken günlük siyasi çıkarlar ve eğer varsa gizli siyasi ajandalar yüzünden gerekli olan cesareti göstermekte çekingen davranan her kim olursa olsun, barış gönüllüsü kesimler ve tarih önünde suçlu konumuna düşeceklerdir. Bu bilinçle hareket edilmelidir.

 

Değerli okuyucular, yazımı, geçtiğimiz günlerde seyrettiğim bir tartışma programındaki, demokratlığına ve samimiyetine tüm kalbim ve beynimle inandığım değerli bir akademisyenimizin bir cümlesiyle bağlamak isterim , zira konunun çözüm reçetesinin özünü ve deyim  yerindeyse bam telini bundan daha iyi hiçbir cümle anlatamaz. Cümlesi şu şekildeydi;

 

“ Biz bu ülkede Kürtler, Kürtçe konuşmasın ve Tanrı’nın kendilerine doğuştan vermiş olduğu en doğal hakların kullanmasınlar diye, 30 yılda 40 binin üzerinde insanımızı kaybettik ve bu sayının onlarca katını da perişan ettik. Buna birileri artık dur demeli” demişti.

 

Tarih bu rezalete dur diyecek kahramanını ve kahramanlarını beklemekte….

Barış ve sevgi dolu bir dünya ve ülke dileğimle……

 

Not: Radikal Gazetesi’nin süreç ile ilgili izlediği politikayı, herkesin sesi olma isteğini takdir ediyor ve tüm yazılı-görsel medyanın da bu yaklaşımla hareket etmesi gerektiğini savunuyorum… Saygılarımla…

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.