Barış, Willy Brandt olabilmektir!

31.08.2013 23:55:13
A+ A-

Adolf Hitler Almanya’sının 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırmasıyla insanlık en kanlı savaşa tanık olmuştu. Arî ırk yaratmak gibi akıl dışı faşist bir anlayışla başka ırklardan milyonlarca insana zulüm yapıldı ve savaş bittiğinde ölenlerin sayısı neredeyse 60 milyonu geçmişti. Diri diri fırına atılan insanlar, bir sabah evinden alınıp toplama kamplarına tıkıştırılan ve ölüme terk edilenler ve cephede parçalanan bedenler… Bütün bunları insanlık, bir çılgının milliyetçi şoven fikirlerinin yanında diğer büyük kapitalist-emperyalist ülkelerin 1929 ekonomik buhranından dolayı yeni pazarlar yaratma arzusundan dolayı yaşadı.

İnsanlığın kanı üzerinden kendini var eden milliyetçi ve emperyalist mantık, şüphesiz bu yüz yılda da farklı kisveler altında hala iş başında. Kimi halkların kutsal saydığı değerleri kullanarak kendine bir mevki sağlamakta kimi de emperyalist gücünün tahakkümünde farklı coğrafyalarda savaşlar çıkarmakta ve ‘Barış’ kelimesini ancak kendi çıkarı söz konusu olduğunda telâfuz etmekte. Oysa “Barış”, silahı seçenek olmaktan çıkarıp konuşmayı, sözü devreye sokan bir mantığın işlerlik kazandığı ve bütün dillerde en çok sevilen bir kelimedir.

Biz ‘Barış’ı Türkiyeliler olarak en çok seviyoruz ve onu aramızda görmek istiyoruz. Çünkü yıllardır kardeş kanı üzerinden kendini var eden güçlerin savaşında ‘savaş’ sözcüğünü çok duyuyoruz. Çünkü bizim Türkiye’de barışa ihtiyaç duymamızın en büyük nedeni Kürt sorununa demokratik çözüm yerine dayatılan militarist tutumun neticesinde birçok yurttaşın yaşamını yitirmesidir. Bunun için Türkiye olarak tekrar tekrar düşünerek sağduyulu bir karar vermeliyiz. Hem Ortadoğu’da yürütülen dış politika için hem de Kürt sorunu için…

 

ÖNCE TÜRKİYE’DE BARIŞ…

Ülkemizde kalıcı bir barışın sağlanması için  Türkiyeli Kürt ve Türk aydın insanlar bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu amaçla geçmiş yıllarda yapılan ‘Türkiye Barışını Arıyor Konferansı’, ‘Yeni Anayasa Süresince Demokratikleşme ve Kürt Sorunu Konferansı’; geçen yıllarda 1 Eylül’de kurulan Türkiye Barış Meclis’i ve ‘Yeter! Kürt Sorununa Çözüm İstiyoruz’ adıyla yapılan Kadıköy mitingi, Türkiye’de başlayan barış sürecinde yapılan Diyarbakır, Ankara ve Belçika’da yapılan konferanslar, “Hükümet adım at” eylemleri barışa giden yolda yakın geçmişte yapılan önemli faaliyetlerdi. Bütün bunlar, Türkiye’de barışı çağıranların varlığını somutlaması açısından çok önemli.

Bugün de (1 Eylül 2013) BDP tarafından Diyarbakır, Van, Mersin ve İstanbul’da çeşitli etkinliklerle gerçekleştirilen mitingler çok önemlidir. Bu mitinglerle Türkiye’de barış sürecinde Hükümet’e adım atması yönünde uyarı yapılacak, Rojava’ya destek olunup savaşlar lanetlenecektir. Çünkü hem Ortadoğu’da hem de Türkiye içinde kritik bir aşamaya girilmiş durumda.  

Türkiyeli Kürt ve Türk aydınlarının barış dilini ön plana çıkaran yaklaşımlarına karşın tabi ki ülkemizi yöneten kişilerin bunlara ne kadar kulak verdiği çok büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple de hükümetin Kürt sorunu konusundaki tavrı çok önemlidir. Çünkü sorunun adının konulması ve bir şekilde barışın tesis edilmesi, ülke içinde bir kardeşliği sağlarken aynı zamanda da ülke ekonomisinin kalkınmasını sağlayabilir.

Her ne kadar dünya genelinde kapitalist-emperyalist düşünce, sudan bahanelerle fakir ülkelerde terör estirip savaşlar icat etse de biz kendi içimizdeki savaşa bakmalıyız. Çünkü “Barış”, önce kendi içimizde var olmalı ve büyümeli. Bu sebeple de onlarca yıldır içinde bulunduğumuz “düşük yoğunluklu savaş” halinden artık “tam barış hali”ne geçmişken bunu sürdürebilmeliyiz. İnsan yaşamı, her ne olursa olsun milliyetçi histeriye kurban edilmemeli. Birilerinin iktidarlarını güçlendirmek için oynadıkları kirli oyunlara kutsal değerler feda edilmemeli.

Bu anlamda son yıllarda tartışılan Kürt sorununun çözülmesi, barış adına atılmış büyük bir adım olacaktır. Bunun için de hükümetin korkmaması ve tutarlı bir politika üretmesi gerekiyor. Ülkemizde tek bir yurttaşın bile bir daha ölmemesi için buna ihtiyacımız var. İnsan olmanın niteliklerine haiz hiçbir insanın ölümlerden zevk aldığını düşünemeyiz. Bu amaçla elinde her türlü gücü bulunduran Başbakan Erdoğan, dinimizin en temel öğretilerinden olan adalet ve eşitliği gözeterek barış için çalışmalıdır. Barışmak için illa bir felaket yaşamamız gerekmez. Avrupa’da yaşanan deneyimlerden yararlanmalıyız. Bu bayramda, Allah rızası için kin ve öfkeyi terk edip bir sevgi dili yaratabiliriz. Buna inanmak gerekiyor. Çünkü barış, bu inançtadır. Barış, Willy Brandt olabilmektedir!

Bırakalım da Yannis Ritsos söylesin barışı:

 

“Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.”

 

brhmgnc1@gmail.com

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.