BARIŞ ZOR DEĞİL, AMA KOLAY DA DEĞİL !

09.01.2013 12:48:06
A+ A-

 

BARIŞ ZOR DEĞİL, AMA KOLAY DA DEĞİL!

 

Önce Mit müsteşarı Hakan Fidan’ın, ardından Kürt siyasetinin iki önemli ismi Ahmet Türk ve Ayla Akat’ın dahil olduğu Öcalan merkezli müzakereler ülke genelinde oldukça  iyimser bir havanın oluşmasına vesile oldu.

Nasıl olmasın ki,  bu adım tam 30 yıldır durmaksızın devam eden bir savaşın son bulması adına şuana kadar atılmış en ciddi ve en olumlu adım.

 

Umutları canlı tutmak, barışın bir ütopya değil, bir realiteye dönüşebilmesi adına herkesin üzerine düşeni fazlası ile yapması kuşkusuz çok önemli.

İktidar partisi, Kürt siyasetinin merkezindekiler,  basın, muhalefet ve STK ‘lar bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için başbakanın da vurguladığı gibi aynı eksende ve koordinasyon içinde hareket etmelidirler, zira süreç istenilen hedefe ancak bu şekilde ulaşabilir.

 

Fakat kolay değil, uzun ve meşakkatli bir yolun daha ilk adımları bunlar, önümüzde çetin bir yolculuğun ve büyük badirelerin olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir.

Gerek Türkiye’de ve gerekse PKK içinde “şahinler” diye tabir edilen odakların barışa giden bu yolu kesme gayretleri kuşkusuz olacaktır.

 

Dedik ya kolay değil, aslında bu işin çok zor olduğunu gerek bölgesel gerçekler ve gerekse PKK ‘nın son yıllara göre gücünün zirvesinde olduğu gerçeği üzerinden değerlendirirsek daha net anlamış oluruz.

 

Suriye’de yaşanan olayların ardından PKK destekli siyasi Kürt oluşumu PYD’nin elde etmiş olduğu kazanımlar ve yüklendiği misyon bu noktada kandilin iştahını kuşkusuz kabartıyordur.

Ortadoğu da herkesin rol kapma mücadelesine girdiği bir dönemde Kuzey Suriye’nin nerdeyse tamamını kontrol altına alan PYD’nin pozisyonu bu noktada oldukça önemli.

Eğer İmralı ile başlayan bu süreç bugün değil de Suriye’de yaşanan olaylardan önce olsaydı kuşkusuz PKK ‘yı silah bırakmaya ikna etmek belki daha kolay olabilirdi.

 

Bu yeni süreç üzerinden bakacak olursak Öcalan’ın PKK üzerinde çok büyük etkisinin olduğu kuşkusuz tartışma götürmez bir gerçek, evet Öcalan örgüt üzerinde etkin bir otorite ama tek otorite olmadığı da başka bir gerçek.

6 bine yakın büyük bir silahlı güce sahip örgütün nerdeyse yarıya yakını başka ülkelerin vatandaşları, yani İran ve Suriye’nin.

İşte burada silah bırakma noktasında örgüt içinde direnmeler olabilir, zira yürütülen müzakerelerde “teröre bulaşmamış militanların ülkeye dönüşlerini sağlama…” temelinde seyreden gelişmeler örgütün TC vatandaşı olmayan öbür yarısını kapsamıyor ve bu insanlar kendi ülkelerin dönüş yolunda kuvvetle muhtemel zorluklar yaşayacaklardır, belki İran üzerinden yürütülecek diplomasi ile bu  engel İran vatandaşları için aşılabilir, ama Suriye için ise böyle bir şeyin söz konusu olmayacağını hepimiz biliyoruz.

Barış yolundaki zorluklara dair gözden kaçırmamamız gereken daha yığınla gerçek önümüzde duruyor.

Bu gerçekten sadece bir kaçına bakacak olursak bunlar;

1) Örgütün lider kadrosundakilerin örgütün silahlı gücü sayesinde elde ettikleri karizma ve sahip oldukları otoriteden feragat edip bir üçüncü ülkeye iltica etmeye ikna olmaları da kolay değil.

2)  Bir başka soru işareti de örgütün  sahip olduğu malvarlığının ne olacağı, herkes çok iyi biliyor ki örgütün muazzam bir ekonomik gücü var, bu gücün akıbetinin ne olacağı ayrı bir soru işareti,

3) Ayrıca örgütün elindeki silahlar ne olacak sorusu ve kuşkusuz daha yığınla detayın barındığı bir büyük muamma önümüzde çözülmeyi bekliyor.

Belki bundan sonrası iç hukukun argümanları ile değil de BM’nin devreye girmesi ile olay uluslar arası bir merhaleye taşınabilir ve sanırım Kandil bu noktada diretecektir, kendileri için görüşmeler sonrası elde edilebilinecek kazanım ve statü için bu oldukça önemli.

 

İşte tüm bu karmaşa içinde ne yazık ki silah hala en geçerli enstrüman olarak varlığını koruyor, barışa gidecek yolda İmralı ile yürütülen görüşmelere rağmen gerek Devletin ve gerekse Kandil’in oluşabilecek küçük bir olumsuzluk karşısında tekrar silaha sarılmaya tevessül etmeye kalkışması kaçınılmaz gibi görünüyor.

 

Aslında barışa gidecek yolda sağlıklı yürüyebilmek adına tarafların birbirilerini “alt etme “ niyetinden uzak durmaları en önemli kıstas, yani ne devlet PKK’ya diz çöktürme ve ne de PKK devleti dize getirme ön yargısı içinde olmamalı.

 

Tarafların iyi niyetli başlayan Öcalan eksenli bu uzun yolun ilk adımlarında silahlardan uzak durmaları ve kullandıkları üslup konusunda dikkatli olmaları kaçınılmazdır; zira olayın provokasyona ne denli açık olduğunu sanırım hepimiz biliyoruz.

 

Eğer bir yol kazası olmazsa ve müzakereler istenilen ve umulan düzeyde devam etse bu işin kazananı Kürtler, bu işin kazananı Türkler olacaktır.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.