Barışa Fransız kalmak

17.01.2013 20:16:25
A+ A-

TC Başbakanı Erdoğan geçtiğimiz salı günü Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nda barışa gölge düşüreceğini düşündüm vahim bir açıklamada bulundu. Açıklaması aynen şu şekildeydi: “…Tankını, topunu, füzesini kendi üretemeyen ne kendi ülkesinde ne dünyada başarılı olur…"


Devletin militarist bir zırha bürünerek halklara karşı güç uygulaması bir yana, devletin görünen üst makamlarından birisi olan başbakanın böyle bir açıklamada bulunması bende ayrı bir endişe yarattı. “Ne demektir tankını, topunu, füzesini kendi üretemeyen kendi ülkesinde başarılı olamaz?” Kendi ülkesinde devlet/TSK kime karşı savaşıyor, kime karşı başarılı olmayı hedefliyor? Cevabı çok basit: başbakanın bu vahim açıklamasının altında güneydoğudaki halklara karşı militarist bir başarı kazanma arzusu yatıyor. Kendi tankını, topunu, füzesini üretip kendi ülkesinde gerilla savaşında başarılı olma hedefi olan başbakan, bana bu müzakere sürecinde barışa dair söylemlerinde samimi olmadığını böylece göstermiş oldu. Sonuçta ‘made in Turkey’ yazılı füzelerin hedefi bu topraklarda yaşayan insanlar olacak. Hedef ister gerilla olsun, ister sivil yurttaşlar olsun ne fark eder. Ölümde de mi ayrımcılık yapacaksınız? Üzgünüm ama başbakan bu açıklaması ile barışa Fransız kalmıştır.


Bir de barışa Fransız kalmayan birisi var. O da Hüseyin Aygün. CHP içerisinde Hüseyin Aygün’ün varlığını bilmek güzel bir şey. Salt görüşlerinden dolayı değil tabi ki. Tek başlı bir siyasal parti kendi içerisinde asla demokrasiyi sağlayamaz. Birbirinden taban tabana zıt görüşlerin bir siyasal partinin çatısı altında toplanması, bir demokrasi gereği olarak çok güzel bir şey. CHP’nin kendi içerisinde bu denli renkli ve demokrasiye açık olmasını Türkiye’deki siyasal parti hareketleri açısından oldukça önemli buluyorum. Umarım Hüseyin Aygün’ün ihracını isteyenler amaçlarına ulaşamazlar. Eğer Hüseyin Aygün’ün CHP’den ihracı gerçekleşirse CHP için bu yazdıklarımın içi boş kalır. Bir siyasal parti de herkes genel başkanının izinden gidecek, aynı görüşte birleşecek diye bir şey söz konusu olamaz. Bu durum siyasal partileri tek bir görüş etrafında birleştirip, salt lider yönetiminin güdümünde, farklı siyasal görüşlere kapalı ve farklı din ve etnik kökenlere mensup siyasetçilerin bir arada ortak akıl yolunda siyaset yapmalarının önünü tıkar. Renklerini soldurur, siyaseti grileştirir. Çünkü farklılıklar renklerimizdir. En önemlisi de böylesi bir durum demokrasiyi baltalar. ‘Şimdi CHP böyle daha iyi’ diyebiliyorum. Umarım CHP içerisinde ki Hüseyin Aygün’lerin sayısı artar ve artık “CHP’nin içerisinde gerçekten sosyal demokratlar da var” diyebiliriz.


Yine de keşke dediğim bir husus var işin içinde. Keşke, Hüseyin Aygün, Sakine Cansız’ın ailesine taziyeye gittikten sonra “bu ziyareti ben CHP'li kimliğimle değil, Dersimli kimliğimle, insani kimliğimle yaptım” demeseydi. Keşke, Hüseyin Aygün CHP’li kimliği ile Sakine Cansız’ın ailesine taziyeye gitseydi. Yine de diğer CHP’lilere örnek teşkil eden bu insani davranışından dolayı Hüseyin Aygün’ü tebrik ediyorum. Keza katledilen, barış ve özgürlük savaşında canını kaybeden kim, ne sıfatla olursa olsun ayrımcılık yapmadan Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve tüm Türkiye’de yaşayan halkların konuştuğu dillerle yasımızı tutuyoruz. Ölümün ne dili olur, ne de milleti.


Bugün(dün) bir milyona yakın insan Diyarbakır’da üç kadın şehidini uğurladı. Bir milyon insan, ön saflarda kadınlar vardı. Üç Kürt kadının tabutları PKK bayraklarına sarılmıştı, Diyarbakır tek yürekti. Tabutları kadınların omuzlarındaydı. Sosyal medyada ise cenaze töreni ile ilgili ırkçı kesimlerin “TSK, F16’larla orayı bombalayacak bak bakalım bir tane terörist kalıyor mu memlekette” yorumları vardı. Toplum olarak tamamı ile barışa hazır değiliz belki ama barışa olan ihtiyacımız her zamankinden çok daha fazla. Bir sene önce Roboski katliamının acısını yaşamışken, Paris’in ne kadar acı bir gurbet olduğunu bir kez daha anlamışken her şeyden ve her zamankinden çok daha fazla barışa ihtiyacımız var. Bir ana akım tv kanalının internet sitesinde ise Diyarbakır’daki cenaze töreni için "O tören başladı" başlığını atılmıştı. “Bu ana akım medya mı barış sürecini tarafsız bir şekilde izleyicilerine aktaracak?” sorusunu kendime sormadan da edemedim.


Ana akım medyaya dair bugün bir gerçeğe daha hepimiz şahit olduk. Roboski’de katliamı duyurmaya geç kalan ana akım medya, Mehmet Ali Birand’ı öldürüverdi bir anda. Aslında bugün Mehmet Ali Birand’ın değil, ana akım medyanın beyin ölümü gerçekleşti. Demek ki bir olayın anında haberi çıkması için TC'nin ücra bir köşesinde katliama maruz kalmak değil; plazaların içinde, ekranlardan halka ana haber bülteni sunmak gerekiyormuş. Bunu da öğrendik.


Her şeye inat bir Türk olarak ‘Hepimiz Leyla'yız, Sakine'yiz, Fidan'ız. Hepimiz Kürt'üz’ diyorum. Hepimiz barışın ve özgürlüğün sevdalısıyız. Barışa Fransız kalmamalıyız. Newroz coşkusunda bile Diyarbakır’da bu denli kalabalık toplanmamıştı. Kürt'ün acısı, coşkusundan daha kalabalıktı ne yazık ki. Sevinçlerimizin acılarımızdan daha kalabalık ve daha çok olacağı günler diliyorum tüm Türkiye halklarına. En samimi dileklerimle.


Mehmet Ali Birand'ı vefatı nedeni ile ailesine ve sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.