Barışa Hasret...

07.01.2013 00:42:32
A+ A-

 

 

 

''Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın''

Ne kadar özlü bir söz değil mi.?

Aslında çok şey anlatıyor.

En basit hali ile düşünelim.

Bir arkadaşınız ile sorun yaşadınız ve münakaşa sonunda küstünüz.

Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak.

Ta ki bu küslüğün artık birbirinize rahatsızlık verdiğini düşünene kadar.

İşte o gün yapmanız gereken en sağlıklı yol, şüphesiz ki karşılıklı oturup konuşmak olacak.

Ve böylece aranızdaki sorun, çözüm rayına girecek.

Bunu anlatmamın sebebi, ülkede 30 yıldır savaşan tarafların müzakere sürecine girmesinden rahatsız olup ve 'hayır, onunla görüşmeyin', 'o bebek katili', 'o bir terörist' savını öne sürenlerin olması..

Aslında bunu öne sürenler zımni olarak: 'hayır, ölümler devam etsin, biz barış istemiyoruz' demek istiyorlar.

Bu sava sahip olanlara diyecek bir şey yok.Ölmeyi ve öldürmeyi arzulayan insanların 'vicdan'ından şüphe etmek gerekir.

Sözümüzü bu insanlara değil; onları bu sava sevk eden yanı asıl kaynakları olan ''stratejist-uzman '' insanlara söylemeliyiz..

Tabi ki savaşın sebebini sadece bu 'uzman' insanlara yüklemek yanlış...Ama bu çözümsüzlükte büyük payları olduğunu göz ardı edemeyiz.Çünkü devletin resmi ideolojisinin taşıyıcısıdırlar.., Bunu 4.güç olan medya ile ayakta tuttular.

Yıllardır tv ekranlarına çıkıp çözümsüzlük politikasını bir çözümmüş gibi sundular.

Hiçbir realitesi olmayan önerileri ile 40-50bin insanın ölümüne neden oldular.

Devlet aklı, 'tekçi' zihniyet ile binlerce insanı yargısız infazlara götürdü.

Bir halkın realitesini ret ve inkar ederek asimile edebileceğini sandı..

Köy yakmalar ve sürgün etmeler ile akan kanı durdurabileceğine kapıldı.

Her diktatör gibi bütün bunları çıkardıkları yasalar ile meşrulaştırdılar.

Ama hiçbiri ülkedeki en temel sorunlardan biri olan Kürt Sorunu'na ilaç olmadı.

17.yılına giren Cumartesi Anneleri her hafta toplanıp, yargısız infazlar ile öldürülen evlatlarını unutmadı,unutturmadı.

Kürtler her alanda bütün baskılara, işkencelere, zindanlara rağmen varlığını korudu.

Devlet baskıyı arttırdıkça, daha dirençli ve gitgide çoğalan büyük bir tepki ile karşılaştı.

Bu 'resmi  ideoloji' hiçbir dönemde değişmedi.İktidarlar değişti ama 'resmi ideoloji' değişmedi..Her dönem özünü koruyarak farklı yöntemler ile sahneye sürüldü...

Fakat tüm bu karanlık tabloya rağmen birden yeni bir süreç başladı.

Savaşanların müzakereye oturduğu bir süreç.

Devlet, 30 yıldır savaştığı taraf ile meseleyi masaya yatırıyor.

Devletin bu adımı çok önemli ve ana muhalefeti ve muhalefeti ile bu topraklarda ölüm değil; barış isteyen herkes bunu desteklemeli...

İktidar ve diğer siyasi partiler sert ve süreci sabote edici bir dil kullanmayı terk etmeli...

Artık herkesin özellikle de devlet kanadının, yıllardır 'çözümsüzlük' politikaları ile bir sonuca varılmadığını ve bunda ısrar etmenin daha çok insanın ölümüne neden olacağını unutmamalı.

Devam etmekte olan bu müzakereyi oy veya seçim amaçlı değil, ülkenin ve Türkiye halklarının barışa kavuşmasını amaçlamalı.Aksi bir durum 'savaşı ertelemek' olur ve bunun da barışa hiçbir faydası yoktur..

Sözü olan herkes, savaşı/operasyonları değil; Barışı, olması  muhtemel bu barışın sonuçlarını anlatmalı.

Müzakere eden her iki tarafa cesaret vermeli.

Savaşa harcanan milyon dolarların artık eğitime, sağlığa harcanacağı anlatılmalı.

Artık cenazelerin gelmeyeceği, anaların ağlamayacağı anlatılmalı.

Bu müzakerelere karşı çıkan savaşseverlerin sabote edici sözlerine kapılmamaları anlatılmalı.

Eğer bunu başarırsak  hem Türkiye, Ortadoğu'da ve Avrupa'da yükselen ülke olur hem de hakları gasp edilmiş, kimlikleri yok sayılmış Kürtler özgürlüklerine ve eşitliğe kavuşmuş olur.

Ünlü düşünür Marcus Tullius CİCERO'nun bu sözü de bizlere rehber olsun :

 

En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir. 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.