Barışın Dili ve Samimiyet

14.01.2013 17:05:06
A+ A-

 

 

Hayırlı bir sürecin başındayız. Politik kimliklerimizden arınıp baktığımızda tarihin hiç bir döneminde yakın olmadığımız kadar barışa yakın olduğumuzu düşünüyorum.

 

Bunu bana düşündüren şeylerin başında Kürt siyasi hareketinin ve toplumunun taleplerinin yine tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar minimize olmuş olması geliyor. Kürtler tüm kesimleri ile bir bütün olarak evrensel hukuk ve insan haklarının gereklerinden başka bir talepte bulunmuyorlar. Ayrı devlet hedefini 1999 dan ber bırakmış olan PKK bugün geldiğimiz noktada Demokratik özerklikten bile vazgeçtiğini Abdullah Öcalan'ın son mesajları ile deklare etmiş durumdadır.

 

Diğer bir önemli ama kamuoyunda dikkati çekmeyen şey, Radikal gazetesinde hazırlanmış bir yazı dizisi ile gündeme bir dönem taşınmış olan, Yeni Anayasa Çalıştaylarındaki sonuçlar. Farklı şehirlerde yapılan ve birbirini tanımayan binlerce insanın katılımı ile gerçeklerşen bu çalıştaylarda, toplumun siyasetin kendisinden fersah fersah ilerde olduğu ortaya çıktı. Toplumun %65'i Anadilde eğitime olur vermekte iken Kürt Sorunu'nun çözümünde umudumuzun artması boşuna değildir. Çalıştaylarda çıkan sonuçların istatistiki olarak araştırılması ve yorumlanması bu başlanılan süreçte uzlaşma sağlanması için çok elhemdir kanımca.  

   

En nihayetinde mühim olan durumlardan biri ise bizi zorlayan Uluslararası Konjöktür'dür. Ortadoğuda sınırların değiştirileceği oğul bush dönemi Dış İşleri Bakanı Rice taradından zaten açıklanmıştı. Bir dönem Sn. Erdoğan'ın gurur ve onur ile kabul ettiği BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) aslında tam olarak kendisini Arap Baharı ile ortaya koymaya fırsat buldu ve hükumet çok övündüğü Stratejik Derinlikte bu durumu öngeremedi. Oslo görüşmeleri sürecini burada ileri sürebilir ve hükumetin bu durumu öngördüğünü ve buna karşı politika oluşturduğunu ileri sürmenizi pek önermem zira Oslo sürecinde samimi olunmadığına dair gerekçelerimi daha önce yazdığım blog yazısında aktardım.

 

Peki, Barış Dili nedir ve nasıl kurulmalıdır bu durumda. Öncelikle mevcut dili toptan kaldırıp atmak gerekiyor inancındayım, ikinci olarak da ?belki de daha mühimi- söylem ve eylem birliğinin sağlanması gerekiyor. Sürecin hemen başında ortaya çıkan Paris suikastının hemen başında her iki tarafın da kullandığı dilin barışa çok hizmet etmediği inancındayım. Paristeki suikastın hemen sonrasında her iki taraf ta birbirini suçlarken barışa değil suikastı yapanlara hizmet etmiş oluyorlar.

 

Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise direkt olarak Başbakanımızın üslubu, söylemleri ve pratiğidir. Daha bir kaç ay önce elinde urgan dolaşan bir başbakanımız vardı. Muhalefette iken idam cezasının kaldırılmasını hararetle savunmuş ve lehte oy vermiş, hükumet olmuş iken tüm suçlar için idam cezasını bizzat kaldırmış olan başbakan seçimlerden önce yaptığı idam polemiğini yeniden gündeme taşımıştı. Şimdi idamla tehdit ettiği kişiyle görüşmeleri bizzat kendisi açıkladı ve hatta son olarak televizyon müjdesini verdi. BDP Milletvekillerinin derdest edilip Parlementodan nasıl çıkarılacaklarının gazetelerde çarşaf çarşaf haber olmasının televizyonlarda iktidar milletvekilleri ile uzun uzun programlar yapılmasının üzerinden ne kadar zaman geçti? Çok değil. 'Ailesi ile görüşebilir avukatları ile görüşemez!' dedikten hemen sonra bu iki çerçeveye de girmeyen milletvekillerinin Abdullah Öcalan ile görüşmesine izin verilmesi ne kadar tutarlıdır? Sanki bir suçmuş gibi, Zerdüşt olduklarını , dinsiz olduklarını dilinize pelesenk etmenizin üzerinden çok geçmeden şimdi olanlar da neyin nesi? Açlık grevlerindeki söylemler ve elde fotoğraf göstermeler sonrasında birden bire nereden çıktı bu barış aşkı? Nihayetinde şunun şurasında 6-7 aylık dönemden bahsediyoruz ve birbirine bu kadar zıt bunca tavrı , söylemi ve eylemi birarada görmek çok ender rastlanacak bir durumdur. Bir sürece başlamaya niyetiniz var idi ise sizin hazırlığınız ve söylemleriniz bu mu olur? Niyetiniz barış ise Parlementoya sizinle görüşmek için gönderilen BDP'yi hergün yerden yere vurup ona oy vermiş insanları ise vicdanlarını akıllarını kiraya vermiş olmakla mı suçlarsınız? Milletin İradesine Saygı diye yeri göğü inleterek (ki son derece haklı-meşru bir taleptir) iktidara gelipi bu iradenin bir kısmına bu ağır hakareti müstehak görmek barışın diline mi hizmet ediyor yoksa samimiyetsizliğe mi delalet ediyor? Barışın dilini oluşturmak istiyorsak üsluba dikkat edilmesi gerekiyor, buna sadece siyasiler değil medya da dikkat etmeli. BDP milletvekillerinin de bu halkın temsilcisi olduğunu son zamanlarda keşfeden medyamız daha duyarlı davranmalı ve sorularını sorarken karşılarında kendilerinden daha aşağı insanlar olmadıklarının farkına varmalıdır.

 

Barışın dili konusunda samimi isek yapmamız gereken şey pozisyonumuzu da net olarak belirlemektir. Medya, hükumet, muhalefet, BDP, Kürt sivil toplumu, PKK, Türk sivil toplumu ve aydınları bazı konularda net olmalıdırlar ve söylemleri ile eylemleri bir olmalıdır. Barışın dilini ancak barış konusunda samimi olanlar kurabilirler. Hükumetin son bir yılına bile baksak ortaya koyduğu tavır Barış ile pek bir işi olmadığına, bu yeni süreci kendi siyasi hesapları için kullanmak istediğine delalet ediyor. Aksi taktirde Barış bu denli isteniyor ise Kürtlerin ve Türklerin vicdanına dokunabilecekleri çok önemli bir imkanı heba etmezlerdi. ULUDERE orada yerli yerinde tüm ağırlığı ve acısı ile vicdanları kanatıyorken kurulacak Barışın Dili'nde Samimiyet eksik kalır.  

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.