Barışın Mimarları

20.04.2013 14:40:45
A+ A-

 

Rutin haber bültenleri sonra/öncesi hava durumlarında izler ve bir türlü gelmediğini 'mevsim normallerinin altında' sözleri ile sık duyarız ya, ülkemizin neredeyse tüm bölgelerine iklimsel anlamda "Bahar" bir türlü gelmedi. İnsan yaratılışı gereği hem 'umut' hem de gelecekle ilgili beklenti içine girip hayaller kurmayı sever, ancak bilimsel düşünce sahibi insanlar bilir ki bazı gerçekler, örnekse 'mevsimler' çeşitli düzensizlikler ve süprizler gösterse bile bir şekilde gelecek ve yaşanacaktır. İşte 'Barış Süreci' bana göre tıpkı 'Mevsimler' gibidir, üç gün, bir hafta ve/veya en geç on gün içinde gelecek ve tıpkı mevsim gibi yaşanacak, üstelik insanların doğa olayları için yaptığı kurgusal ve komplo teorileri bu yaşanacakların önüne keyfilidir ki geçemeyecek. Hatırlanacağı üzere bu tür düşünce sahipleri bazı depremler, tusunami, yangınlar, yanardağ patlamaları gibi olayları 'süper güçler' eli ile yapıldığına salık verir, işin kötü tarafı buna inanarak yaşar, hayatı sadece kendilerine değil çevresindeki insanlara da çekilmez hale getirmek için ellerinden geleni yaparlar. Burada bir parantez açmak lazım, o da bu tür negatif ve saçma düşüncelerin çeşitli medya ve sosyal paylaşım ağları üzerinde yayılmasına aracı olanlar ve bunları hızla yaymaya çalışan insanların çokluğu ve niyetleri iyi görülüp anlaşılmalı. Ülkemizde yaşanan politik süreç tam da yukarda anlattığım mihvalde yaşanmakta, makalenin başlığı ve içeriği bazı okuyucuların hoşuna gitmeyebilir, çünkü bazı belirlemeleri tarafısz ve eğri oturup doğru konuşmak lazım mantığı ile yapınca doğal olarak refleksleri oluşacak bir kesim oluyor, onlarla istedikleri şekilde tartışmaktan ve/veya cevap yazmaktan geri kalmam ancak okuyucuya uyarı yapmayı da ahlaki görev bilirim.

'Barışın Mimarları' kimlerdir sorusuna şüphesiz kim 'an' ile cevap vermek ancak akli evvellerin işi olur, zira yaşananların geçmişini bilmeden, tarihsel süreç ve aşamalarını bilmeden propagandist ve ideolojik duvarlar ardından yanıt vermek, hele ki bu yanıtı da tek taraflı vermek tek kelime ile 'aymazlık' ve/veya 'vicdansızlık' olur. Tabi 'Barışın Mimarları' konuşulurken doğal olarak 'taraf' noktalarına da değinmek gerekir, yine beğenin ya da beğenmeyin bu sürecin iki tarafı var, önceliği 'Kürt' tarafına verirsek eğer kronolojik ve tarihsel süreç ile coğrafik olarak çok gerilere gitmek gerekir. Şüphesiz bir bellek tazelenmesine ve/veya etraflı bir liste yapmaya niyetim yok, ancak Mezopotamya'nın yerli ve eski halklarından olan Kürtler aşiret temelli örgütlenme ile yüzyıllar boyunca yaşadıklar için ciddi ve bağımsız örgütlenme ile yaşamadılar. Aşiretsel konumlarını korumak için sömürgeci devletlerin desteği ile ya paralı askerlik yaptılar ya da birbirleri ile savaştılar, tarihte bir elin parmaklarını geçmeyecek şekilde farklı örgütlenmeler olsa bile ömrü çok uzun sürmemiş, bu tür mekanizmalar bir biçimde yok olmuştur. 'Barışın Mimarları' konuşulacaksa eğer öncelik ve en başa 'ANNE-KADIN' bırakılmalı 'ANNE' bırakılmalı çünkü 'Kürt Dili ve Kürtçe', bir dil olarak varlığını kaybetmeden yaşatıldıysa ve halen 'ANADİL' konuşulurken varlığını koruyorsa onun en büyük yapı taşı şüphesiz evde o dilin varlığını koruyan/devamlılığını sağlayan 'ANNE' başroldedir. Yiğidin hakkı yiğide verildikten sonra, bu dilin varlığını koruması için sosyal, sınıfsal, ideolojik, kültürel her türlü çaba içinde olmuş başta düşün dünyası gelişkin tüm Kürt entelektüel ve aydınlarına sonsuz minnet ve vefa duygularını iletmek gerekir. Medreseler başta olmak üzere çeşitli örgütlenme şekillerinde ve/veya bağımsız olarak KÜRT DİLİ ve KÜRTÇE  için her türlü çaba gösterip geliştiren, bu alanda eserler yaratan, kurumsal yapılar oluşturan, yazılı/basılı materyal haline getiren herkes ANADİL için değer ve mzel teşekkürü hakkeden insanlardır.

'Barışın Mimarları' konuşulacaksa eğer öncelik 'KADIN' için ele alınmalı ve hakkı verilmelidir, çünkü Kürt Toplumu içinde saygın ve en büyük yeri 'KADIN' elinde tutuyor, yüzyıllar boyunca ve hangi coğrafyada yaşanmışsa yaşansın tüm baskı ve zor dayatmalarını kendini ve varlığını siper eden, acıyı dirhem dirhem yaşayan, gerektiğinde bedelini, bedenini ve tüm hayallerini bir kenara bırakıp kendini feda eden yine kadındır.

 'ANNE ve KADIN' için bu anlamda 'Barışın Mimarları' diyerek listenin en başına bırakmak bu anlamda doğru olur, ondan sonra gelenler ise listenin altında kendilerine şüphesiz haklı şekilde yer bulur.  

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.