Barış'ın sesini çöpten mi çıkardınız?

25.03.2013 15:44:03
A+ A-

İnsanların kendilerine nasıl katlandığını merak ediyordum. Savaştan, idamdan, diledik ya özürlerinden ve her şeyin tekliğinden bahsederken çatal çatal olup gürleşen, gürleştikçe habisleşen seslerin gün olup da nasıl da barışı anlatır hale geldiğini merak ediyordum. Ta ki insanların seslerini çöp tenekelerine attıklarını farkedene kadar. Evet ben bunun böyle olduğuna eminim çünkü başka türlü olmasına imkan yok. İnsanlar seslerini çöp tenekelerine siyah bir poşet içinde döküp duruyorlar ve bir zamanlar çöpe girsin diye gereken her şeyi yaptıkları bir takım sesleri siyah bir poşetin içinden, muz kabuklarının üzüm çekirdeklerinin ve diğer ses cesetlerinin arasından çekip çıkarıyorlar. Ağızlarına koymadan evvel bi temiz yıkıyorlar mı bilmiyorum ağızlarını. Çünkü daha önce hiç sesimi çöpe atmadım ben. Sesim nerede öfkelendiyse ve çatallaştıysa farkettim ki sakinleşmesi için o şeyin tamamen ortadan kalkmasına ihtiyaç duyuyorum. Oysa çoğumuz hiç öyle değil.

Gidin bakın, miting alanları şimdi seslerin çöplüğüne dönmüş durumda. Bir zamanlar savaştan, nefretten, yan yatmaktan bahseden sahiplerini ve onları alkışlayan binleri o günlerin acı hatırasıyla, elleri böğründe bekliyorlar. Barış'ın sesiyse ülkenin doğusunda ve batısında pek de o kadar alkış almamış, ama gaz bakımından bir sıkıntı yaşamamış meydanlardan çalınmış halde, yeni sahiplerine şaşkınlıkla güç veriyor şimdi.

Barış'ın sesine ses katanlar şimdi barış hakkında her endişelendiklerinde kendilerinden çalınan seslerinin saldırısına uğruyor. Merak ediyorum, gerçek sahiplerine aitken de bu kadar kibirliler miydi? Çünkü üzgünüm ama biz barış derken, deyip de dayak yerken Roboski'ye de barış gelmesini kastetmiştik. Ve barıştan kastımız Roboski'de, o bitmeyen uzun cenazelerde mesela, insanlardan sonra renklerin de terörist olmadığına kanaat getirilmesi değildi mesela. Biz barış derken adalet demek istemiştik çünkü. Çünkü kendisine tokat atan biriyle barışacak kadar büyük olan bir tek Hz. İsa'yı gördü bu dünya. Biz asla o kadar büyük olacağız diye bir söz vermedik, bize herhangi bir söz verilmediği gibi.

Delirmekte olan bir tek ben miyim bilmiyordum. Ama Roboski'de ölenlerin ardından yakılan ağıtların, bağlanan kumaş renklerinin devletin bölünmez bütünlüğüne zarar vermediğini ilan etmek bana en hafif deyimiyle alçakça geliyor. Alçakça ve kibirli. 34 insanın 34 sayısından başka bir anlama karşılık gelmediği beyinlerin ürettiği hastalıklı bir kibir.

Delirmekte olan bir tek ben değilim biliyorum. Barış için, yani adalet için yani gerçek eşitlik için savaş vakti savaşan insanlara "artık çok şey yapmayın" demenin devletin resmi mitinglerinden çalıntı bir ses olduğunu artık görebiliyorum çünkü. Bize demokrasiyi nereye kadar isteyebileceğimizi, barışın çizgilerinin nerede başlayıp nerede biteceğini, adaletten ne anlamamız gerektiğini öğreten sesler var her tarafta.

Çok bir şey istemiyorum. Ama lütfen seslerinizi nerede bıraktıysanız, kime çaldırdıysanız bulun gelin koyun ait oldukları yere. Beraber adil olan barışı talep edelim, adı barış olduğu için değil. Çünkü aksini kabullenmek nedir ki muktedire diz çökmekten, "cesetleri iğnelemek gibi bir şey"den başka?

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.