Barışın Yol Haritası: "İyileşecek yaraları olduğu sürece, geçmiş bugün olarak kalır."

24.03.2013 15:58:15
A+ A-

Son günlerde görsel ve yazılı medyada en çok kullanılan kelime "barış" kelimesi olsa gerek. Ağızdan ağıza dolaşan bu durumun nasıl geleceğine dair konuşan yok pek. Önemli olan barışın dile getirmekten ziyade, onu sağlam temeller üzerine inşa etmektir. Barışın tekniğini konuşmak gerekiyor. Bu anlamda dünyada yaşanan pratiklere bakmak gerek. Bu konuda dünyada başvurulan en etkili yöntem "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları"dır. 

Barış; biraz da yaraların iyileştirilmesi sürecidir, bu anlamda geçmişle ilişkili bir durumdur. Geçmiş ne kadar görmezden gelinirse, geçmişin bugün üzerindeki etkisi artar. Bunun geçmişin de iyileştirilmesi gerekiyor. Geçmişle yüzleşme süreçlerinde önümüze çıkan en önemli kavram "hakikat" kavramıdır. Bu süreçlerde hakikat, geçmişte işlenmiş insanlık suçları ve insan hakları ihlallerinin aydınlatılması, ve bunların kimler tarafından hangi yöntemlerle yapıldığı süreçlerinin anahtar kavramı olarak önümüze çıktı. 

Dünyada geçmişle yüzleşme konusunda çok etkili süreçler var. Latin Amerika ve Güney Afrika'yı en önemli örnekler olarak sayabiliriz. Perulu hukukçu Carlos Chipoco, hakikat arayışının şu nedenlerle önemli olduğunu vurgular: 

1) Kurbanlara/mağdurlara, ailelerine ve yakınlarına karşı ahlaki sorumluluk,

2) Suçluları ortaya çıkarmak ve yargılamak,

3) Demokrasiyi, vatandaşların resmi kurumları denetlemelerini sağlayarak güçlendirmek,

4) Bu ihlallerin yeniden yaşanmasını önlemek

Bu durum Güney Afrika için de geçerlidir. Güney Afrika Adalet Bakanı Dullah Omar da, 27 Mayıs 1994 tarihli parlamento konuşmasında "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu"nun kuruluacağını dile getiren konuşmasında şunu dile getirmişti:  

"Geçmişin yaraları sarılacaksa, hukuki takibatların çoğalmasından sakınılacaksa, ileride insan hakları ihlallerine meydan verilmeyecekse ve de gerçekten bir insan hakları kültürü kurma yolunda ilk adımları atmayı başaracaksak, hakikatin açığa çıkması ve kabul edilmesi elzemdir. Mağdurlar namına affedemeyiz; kaldı ki, ahlaken böyle bir hakkımız da yoktur. Konuşması gereken biri varsa, o da mağdurlardır. Onların sesi duyulmalıdır. Bu yüzden bütün Güney Afrika için asıl mesele, ahlaken mümkün olan tek zeminde, daha açık bir deyişle hakikatin dile getirilmesive kabul edilmesi temelinde geçmişimizle uzlaşmaktır."

Hakikat Komisyonları geçmişte işlenmiş insan hakları ilhalleri ve soykırım gibi insanlık suçlarına dair hakikatlerin ortaya çıkarılması ve bu acılarla baş edilmesi bakımından son dönemlerde en çok başvurulan araçlardır. Hakikat Komisyonları, belli bir ülkede geçmişte ordu veya devlet güçleri ya da silahlı muhalefet örgütleri tarafından işlenmiş ağır insan hakları ihlallerini araştırmak üzere kurulan organlar olarak tanımlanırlar. Bir nevi geçmişle hesaplaşma kurumlarlarıdır. 

Hakikat Komisyonları, geçmiş hakkındaki hakikatin ortaya çıkarılmasına yardım edebilirler. İnsan hakları ihlallerinin faillerini sorumluluklarını üstlenmeye yöneltebilirler. Mağdurlar için kamusal bir platform sağlayabilirler. Toplumsal mutabakatı teşvik edebilirler. 

Ama Hakikat Komisyonlarının başarılı olup olmaması çeşitli faktörlere bağlıdır. Bir nevi komisyonunun kurulacağı ülkedeki hükümetin tavrı ana belirleyici durumdur. Hükümetin cesur davranıp kararname çıkarması, meclisin bir kanun çıkarması, hükümet ile silahlı muhalafet arasındaki bir anlaşmanın kanun ve kararnameyle desteklemesi hakikat komisyonlarının işlevini daha da kolaylaştıran yaklaşımlardır. Bir nevi bu durumun ilk şartı; hükümetlerin bu işe hazır ve razı olması durumudur. Kararlı bir siyasi irade, geçmişle yüzleşme durumununu daha kolaylaştıran bir durumdur. 

Son günlerde "Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu" tartışmaları Türkiye gündemini de meşgul etmektedir. Geçmişiyle yüzleşme konusunda Türkiye'nin çok iyi bir durumda olduğunu söyleyemeyiz; hatta çok kötü bir durumda. 1915 Ermeni Tehciri, İstiklal Mahkemeleri, Kürt İsyanları (Özellikle 1925 Kürt İsyanı ve Dersim 38), 6/7 Eylül olayları, 1 Mayıs 1977, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül askeri darbeleri, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi olayları, 28 Şubat Süreci ve son 30 yıldır süren şiddet durumu... Bu ülkenin geçmişindeki kanlı süreçlerin tamamı olmasa da önemli tarihleri bunlardır ama kanlı süreçlerin yarattığı travma hala devam etmektedir. Bu durumlarla yüzleşilmemesi, toplumsal yarılmamın giderek daha da yarılmasına, hınç ve linç kültürünün daha da yanygınlaşmasına sebep oluyor. 

Dünyada geçmişle hesaplaşma süreçlerinin yaşandığı ülkelere baktığımızda, bazı ülkelerde askeri diktatörlük dönemi, bazılarında yaygın iç çatışma, bazılarında soykırım ve kitlesel kıyımların yaşandığını görüyoruz. Türkiye'ye baktığımızda bu süreçlerin hepsinin kısmen de olsa yaşandığını görüyoruz. 

Bu anlamda baktığımızda geçmişle yüzleşme durumunun hiç yaşanmadığı, hatta geçmişteki bu kanlı süreçleri hatırlatmanın suç sayıldığı bir ülkede barışın inşası hiç de kolay olmadığını görürüz. Barışın gelmesi için geçmişle yüzleşmek çok önemli. Barış, savaştan zor bir süreçtir. Bir nevi savaş bir ormanı çöle çevirme; barış ise bu çölü yeniden orman yapma sürecidir. Barış zor bir yoldur. Sözlerle gelmez barış. Herkesin bu sürece katılması gerekiyor ama barışın gelmesi için mevcut siyasal iktidarın geçmişle yüzlşeme konusunda cesur olması gerekiyor. Açıkçası bu konuda pek umudum olduğu söylenemez ama ben yine de umudumu koruyorum... 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.