Batı Uygarlığının Son Çırpınışları

23.03.2013 01:40:17
A+ A-

 

Aslında Amerikalılar politikacılarının ve devlet görevlilerinin çoğunun yozlaşmış olduklarının farkındalar. Güvenlik güçleri halka karşı son derece acımasız. Para ve çıkar sözkonusu olduğunda adalet sistemi hemen yön değiştirebilecek şekilde ayarlanmış. İşin ilginç yanı hergün TV'lerde oynayan Amerikan filmlerinin ana teması olmasına rağmen kimse bu durumu değiştirmek için hiçbirşey yapmıyor. Bu çocukluklarından gelen bir koşullandırma ve aslen Batı Uygarlığının çöküşü. 
 
Yoz ve güce aç elementler, sınırsız açgözlülük içinde yoluna devam eden, kendi çıkarlarından başka hiçkimsenin veya hiçbirşeyin varlığını kabul etmeyenler kanunları kendi istedikleri gibi yönlendirmeye çalışırsa varılacak sonuç ne olabilir? Güce aç yaratıklar ve yapılar devlet erkini ve pozisyonlarını kendi zenginliklerini ve güçlerini daha da artırmak ve başkalarını baskı altında tutarak köleleştirmek için iterlerse gelinen yolun çıkış noktası neresi olacaktır? 
 
Denkleme başka parçalar da ekleyebiliriz. Zenginin gücünü ve zenginliğini korumak ve varolan zenginliğine daha fazla ilave yapabilmek amaçlı oluşturulan kapitalist sistemin yetkilileri ne değerdedir? Öyle bir ülke ki nüfusun büyük çoğunluğu demir yumrukla yönetiliyor, dünyanın yöneticiliğini oynamaya soyunmuş bir devlet ve bunu da savaşlar, operasyonlarla, baskı ve boyun eğdirmeyle üçüncü dünya ülkeleri başta olmak üzere herkesin üzerine uygulamayı temel araç olarak belirlemişse? Bu amacı gerçekleştirmek ve sürekliliği sağlamak için hiçbirşeyden kaçınmıyorsa? 
 
Yukarıdaki sorulara cevap olarak yatan ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir ve anlatılanların tamamı gerçektir. Ne kadar büyük şanssızlıktır ki yukarıda sorulmuş bulunulan soruların cevapları ülkede olan gerçek durumun çok daha farklı biçimlendirilmesiyle ve gerçeklerden uzaklaştırılmış haliyle gösterilir. Bunların dışında bu genişleyen ülke aslında geçen her gün kendi vatandaşları da dahil olmak üzere bütün dünya insanlarının tamamının yaşamları üzerinde gittikçe daha da büyüyen bir etkiye sahiptir. 
 
 
Batı anlayışının problemi (Burada bütün yozlaşmış sistemin genel olarak yapısından bahsediyorsak eğer ) ve kapitalist sistemin genel anlayışı aslında bir sır değildir. Bağımsız düşünebilme yetisine sahip Amerikalıların tamamı durumun farkındadır. Hatta değiştiremeseler bile karşısında durabilmek veya birşeyler yapabilme amaçlı uğraş vermektedirler. Hatta bazıları yozlaşmayı tersine çevirip toplumu da yanlarına alarak açıkça ve olanca güçleriyle çalışmaktadırlar.  
 
Batı toplumunu etkileyen problemlerden birisi olan ırkçılık aslında toplumun genel çatısının üzerine düşen dev dolu tanelerinin kiremitleri kiran en güçlü bozulmalardan birisi olduğu halde toplumda bu durum tartışılmaya bile gerek duyulmuyor. Amerikalılar bu problemlerin varlığını inkar ederek kendi vicdanlarını avutmakta ve hatta çoğu zaman derin ve yaralayıcı  sosyal problemlere gülebilmekteler. Kimileri ( Mesela muhbirler - Bradley Manning örneğini hatırlayabiliriz ) sistemin yanlış gidişine karşı durup düzeltmeye veya birşeyler yapmaya çalıştıkları zaman Amerikan sisteminin son derece sert gazabıyla yüzyüze gelirler. 
 
Ülke dışından bir gözlemci için Amerikan ''şovu''nu izlemek ve bitmeyen riyakarlık, adaletsizlik ve suistimalleri izlemek sanki bir kaçıklık zinciriyle karşı karşıya kalmak gibi. Özellikle görevlilerin bunları yapmaları ve Amerikan halkının bunlara olan alışkanlığı ve haklarında düşünülenler. Aslında her tarafta sistemlerinin ve uygarlıkların düşüşünün kesinleştiğine dair işaretler var. Tıpkı Sodom ve Gomorra'da olduğu gibi Batı uygarlığı bir çürüme içerisinde geri döndürülemez bir yokoluşa doğru yol almaktadır. 
 
Farkındalık olduğu süreçte, aslında farkındalığın kendisi savaşın yarısının kazanıldığı anlamına gelmekle birlikte dünya nüfusunun yarısı Hollywood filmlerinin tüketicisi ve internetin ulaşabildiği Amerikan medyasının manüple edilmiş haberleriyle bilgi kirliliğine bulanmıştır. 
 
Amerikan filmlerini izleyenlerin çok iyi bildiği senaryolardır bunlar. Yozlaşmış politikacılar,polisler veya görevlilerin hikayeleri anlatılır. kendi çıkarlarını düşünürler ve zenginliklerine zenginlik katmak için hiçbirşeyden kaçınmazlar. Ancak bütün bunların sonunda film mutlu bir sonla noktalanır. Aslında gerçekte olanlar bundan son derece farklı gelişmekte ve bitmektedir. Nadiren mutlu son ile biter.
 
Hollywood bu kuralı iyi bilir ve insanlar mutlu sonu izlemek için filmlere para verirler. Amerikalılar için filmler birer kaçış alanıdır ve gündelik hayatlarında uzak duramadıkları  bütün dert ve çilelerinden filmlere gömülerek uzaklaşırlar. Amerikan toplumunun ne olduğuna dair gerçek bir kanıya varmak isteyen kişilere gerçekte nasıl olduğunu anlamaları için Hollywood filmi izlemelerini ve orada gördükleri olumlu herşeyin tamamen tersini düşünmeleri bütün uzmanların tavsiyesidir. 
 
 
Bütün kötülüğü anlayabilmek için batı tarafından etrafa yayılmış bulunulan çamurun yapısını anlıyor olmak yeterli olmayacaktır. Birşeyler yapmalıdır. Fakat durum o kadar kötü bir hal almıştır ki yozlaşma tepeye çıkmış durumda ve mevcut durumdaki yapısına zarar verebilme potansiyeli olan herkesi veya herşeyi en şiddetli şekilde yokedebilecek kadar güçlenmiştir. 
 
Psikolojik olarak Amerikan halkı medya ve Hollywood yapımları tarafından ketenpereye getirilmiş ve kontrol edilmektedir. Bu durum bir çeşit komplo teorisi değildir. Birileri işin farkına varır ve gerçeği daha sesli söylemeye kalkarsa hemen suçlu ilan edilir. Bunlar halkın çığlıklarını köşeye sıkıştırmak için kullanılan malzemelerdir. Bu türden psikolojik manüplasyonun içerisinde beyin yıkama ve programlama çocukluktan gelen bir şekilde toplum üzerine uygulanır ve kişi ölünceye kadar beyin yıkama çalışmalarına maruz kalır. 
 
Amerikan riyakarlığı ilkokul sınıfından başlar ve aslında en önemlisi okulun bahçesinde devam eder. ABD eğitim sistemi toplumu kontrol altında tutabilmek için yüksek seviyede vatanseverlik silahını kullanır. İlk ve ortaöğretimdeki bu yöntem kontrolün ilk ve en önemli aşamasını teşkil eder.
 
Aslında dünyanın büyük çoğunluğunun bilmediği gerçekler vardır bu eğitim sisteminin arkasında. Öğrencilere ilkokuldan başlayıp Lise eğitimine kadar devam eden ''Yurttaşlık Yemini'' ettirilir. Bu yemin esnasında öğrenciler ayakta amerikan bayrağına yüzleri dönük olarak ve bir elleri kalplerinin üzerindeyken ezberden yemin ederek Amerika'ya bağlılıklarını tekrarlarlar. Fakat burada asıl öğrenilen okul bahçesindeki insanların beyinlerine kazınan inançlardır. Kısaca çocuklar okullarında hocalarından ve üst sınıflardan seçilmiş beyaz ırkın mensuplarının birer kral varisi olduklarını ve istedikleri taktirde herşeyi yapmaya haklarının olduğunu öğrenirler. Buna rağmen bütün bu yaptıklarının yanında onlara kimse dokunamaz ve yaptıkları kötü edimler bile olsa kimse onları soruşturamaz.  
 
Ücretsiz eğitimin bitişinden sonraki eğitim de çoğunluk için erişilir hale getirilmiştir. Ancak farkı oradadır ki elitlerin yaşamlarını devam ettirmesi için dizayn edilmiştir. Tıpkı bugün görmüş olduğumuz gibi. Çoğunluğun bekasını savunmaz. 
 
Bu düşünceyle aşırı milliyetçilik, şiddet uygulamanın kaçınılmazlığı, zenginlerin dokunulmazlığı ve beyaz ırkın üstünlüğü daha en küçük çağlarından itibaren çocuklara öğretiliyor ve beyinlerine kazınıyor. Medya, toplum ve devlet otoritesi tarafından bu durum bütün halka zorla dikte ediliyor. 
 
Toplum içerisinde farklı şekilde düşünen odakların tamamı bastırılır, acımasız şekilde şiddete maruz kalır, sürekli olarak bir aşağılanmaya tabi tutulur. Elitlere karşı duruş tehlikeli ve neredeyse imkansızdır.
 
Amerikan halkına devletlerinin halkının yanında olmayan aslında hayal ettiklerinden farklı bir yapı olduğunu söylemek, bildikleri halde duymak istemeyecekleri bir gerçekliktir. Programlanmış oldukları gerçeğe ters düşer bu durum. kendilerinin güçsüz olduklarını ve varoluşlarının asıl amaçlarının devletin varlığı ve bekasını korumak ve yükseltmek olduğunun farkındadırlar. Kulağa biraz Orwell tarzı gibi gelse de gerçekte bu böyledir. 
 
Vurgulanan birliktelikteki güçsüzlük şiddetin yüceltilmesiyle birlikte özgür insanların şiddeti uygulayabildikleri anlarda öfke nöbetlerine yol açabilecek sonuçlara neden olur. Özellikle silahı ele geçirdiklerinde bunun sonuçlarını görmek olasıdır. Connecticut'taki silahlı saldırı eylemlerinde görülen şiddet nöbetleri gibi.
 
Güçsüzlük ve adaletsizlik insanları sinemalara sürükler. Süperkahramanlar sistemi alaşağı ederler. Zengini yakalarlar. Aşkı bulurlar ve sonunda yozlaşmış suçlular hakettikleri cezayı alırlar. Oysa ki gerçek hayatta işler böyle yürümez. 
 
11 Eylül saldırılarının ardından kimsenin devleti yönetenlerin elitler ve baskın bir grup olduğundan şüphesi kalmamıştır. 
 
Neoconlar açısından yeni Amerikan Yüzyılı projesinin arkasında yaratılan bir dünyanın baskın gücü olma profili sözkonusudur. 11 Eylül saldırılarının arkasında da aslen bunlar yer almaktadır. Bu tarih aslında Amerikan toplumu için de özgürlüğün bitiş tarihidir. 
 
Planlayıcıları açısından yaratılmaya çalışılan profil tamamiyle dünyaya baskın gelen bir Amerikan profili olmasının yanında bugün görünen gerçek durum batı uygarlığının çöküşünün başlangıcıdır. Kısaca planlayıcılar yutabileceklerinden daha büyük lokmayı yutmaya çalıştılar ve dünyadaki direniş beklediklerinden daha yüksek çıktı. 
 
Bir iyimser, bir hümanist olarak halen safça insan doğasının iyiyle yoğrulduğunu düşünürsek halen adaletin ve hakkaniyetin üstün geleceğini umut edebiliriz. İyi her zaman kötüye baskın gelebileceğinin hayali. Acılar bizi ne kadar boğazlamaya kalkarsa kalksın bir yerde bütün bunlara dur denilecektir. Her halükarda gerçek adalet öne çıkacak ve herşeyin akış yönünü değiştirecektir. Polisin veya satılmış hukuk sisteminin elemanları ya da yozlaşmış görevlilerin adaleti değil gerçekte olması gereken adaletin ta kendisidinden bahsediyoruz. 
 
İnsanlar biliyorlar ki sistem ve toplumun genel yapısı tepeden tırnağa yanlışlıklar üzerinde hareket etmektedir. Birileri sistemi her aşamasında kontrolü altında tutmaktadır. Sistemi bu şekilde yanlış olarak yönlendiren ve kontrol edenler de bilmelidir ki yaptıkları doğru değildir. ABD içerisindeki sistem değişikliği tepeden başlamalı. Kulağa hayali gibi gelmesine rağmen başlangıç noktası en üst kesim olmalıdır. 
 
Değişim dışarıdan sistemin içine doğru zorlanmalıdır. Bu açıdan çok kutuplu bir dünyanın olması gerekliliği kaçınılmazdır. BM veya AB gibi ABD tarafından kontrol edilen suretlerin dışında küresel bağımsız yapıların varolması büyük gerekliliktir. Bu kurumlar gerektiğinde dişlerini gösterebilecek kadar güce sahip olmalıdır. 
 
Amerikan halkı süregelen yanlış gidişatın farkında. Fakat henüz bununla ilgili herhangi bir aksiyona girmeyi reddiyor. Kötüyle savaşıyor olabilmek için cesaretin olmadığı bir savaşı başlatmak imkansızdır. Şimdilik bu savaş kaybedilmiş gibi durmuyor. İnsanların içindeki cesareti görmek halen mümkün. 
Elitler yaratmak, yoksulları köleleştirmek sadece Amerikan veya Batı uygarlığının mı ana temasıdır? Tanıdık geliyor mu anlatılanlar? 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.