Bir Başörtüsü Mektubu

27.08.2013 12:37:22
A+ A-

Sevgili dindarlara karşı kalbi yumuşamayan kardeşim;


İnanan ve inancına göre yaşamını şekillendiren bir insan olarak Ankara’da yaşamaktayım. Ama başörtülü bir bayan olarak Ankara’da yaşamak öyle zorluklar getirdi ki.. Benim açımdan bakabilmeni dilediğim için bu mektubu kaleme alıyorum. Ben herhangi bir siyasi partiye üye olmadığım halde kapalıyım. Zira benim inandığım din 5-10 sene önce değil ta 1400 yıl önce kapanmamı istemiş benden; ben ve benim gibiler şu günümüzdeki partiler olmadan da kapalıydık. Hatta diğer büyük dinlerin kutsal kitaplarında da mevcut. Benim inancımda başörtüsü siyasi bir simge değil, dini bir simgedir. Zira inandığım din bütün siyasi partilerden daha önce varolmuştur. Belki sen herhangi bir dine mensup olmadığın için başörtüsü yeni çıkan bir moda, bir bez parçası sanıyorsun ve beni her görüşünde aşağılama çabası içerisine giriyorsun. Fakat benim için o, bir kumaş parçasından çok daha fazla anlam ifade etmekte. 

Üstü kapalı olarak yaşadıklarımı sana aktarmama müsaade edersin umarım. Belirli bir muhitin otobüsüne bindiğimde iki tane açık, oldukça modern görünen bayanın söylediklerini bizzat yaşayan biri olarak aktarıyorum: ‘Ayy şu giydiği iğrenç şeye bak (eliyle başörtümü göstererek), nerden buluyorlar bunları bilmiyorum ki.. Keşke yasaklansa böyle şeylerin imalatı.’ Diğer bayan: ‘İran’dan getirtiyorlar, zaten bunların aslı İran, Türk değil bunlar’ Kelimesi kelimesine maruz kaldığım ifadeler bunlar. Irkçılık yapmak için değil sadece bilgilendirmek için yazıyorum ki benim aslım menşeim soyum sopum Türk. Kendi ülkemde gördüğüm muamele ise yabancı uyruklu azınlık vatandaş. Ki onlara karşı da -hiçbir insana karşı- bu söylemleri hiçbir zaman uygun bulmuyorum. Bana ve benim gibi inanan, inanmaya çalışan insanlara karşı bu kadar mı yabancısın? Bu kadar mı nefret dolusun ki çareyi benim ırkımın bozuk ya da farklı olduğunu iddia etmekte buluyorsun kardeşim?

Yine bir otobüste, bir bay yanındaki bayana ‘Bak bak bak sıkmabaşlar bindi otobüse. (Başörtümüze sıkmabaş diyorlar.) Bunlar siyasi bir örgüt, devleti yıkmaya çalışıyorlar, irticacı bunlar’ 
Yaşadıklarım bu birkaç örnek değil. Ben her ne zaman Kızılay’a çıksam yahut alışveriş merkezlerinden birine, bu gibi pek çok hakarete maruz kalıyorum.

Bayram tatili için bir ay önceden bilet alıyorum. Çünkü otobüste sadece en ön koltukta rahatsız olmadan gidebiliyorum. Hep aynı firmayı kullandığım için onlar da durumumu biliyorlar. Yine bir bayram günü bilet aldım en önden. Bilet satan bay beni yolumdan çevirdi. ‘Sizin biletinizi şu bayanla değiştirmemiz gerekiyor. Onu yol tutuyor.’ ‘Benim rahatsızlığımı yıllardır biliyorsunuz’ diye cevap verdim. ‘Siz bir arka koltukta gidiverin bu seferlik.’ Bayana baktım bana yapılan bu 2. Sınıf muamelesine nasıl sebep oluyor diye, yüzünü buruşturmuş küçümseyen bakışlarla başörtüme bakıyor. Biletimi veremeyeceğimi, bu muamelenin yanlış olduğunu ifade ettiğimde bana takındığın tavır ise içler acısıydı. ‘Siz kapalılar zaten böylesiniz!! Pis gerici yobazlar’!!!... Biletle, yolculukla, hakkını savunmakla başörtünün ne alakası var hala anlamış değilim. Ama galiba senin düşmanlığın başörtüme, değil mi arkadaşım?

Ben başörtümle izin verilmediği için yıllardır istemediği yerlerde okumak zorunda kalan bir öğretmenim. Lise sınavlarında Fen lisesini kazandığım halde başörtümle almadılar, İmam Hatip’e git dediler. Üniversite sınavlarında Türkiye’de ilk bine girdim, puanım bütün Tıp fakültelerini tutuyordu İmam Hatip mezunu olduğum için seçtirmediler, çok puanım kırılıyordu ve hiçbir fakülte tutmuyordu. Yine zorunlu olarak İlahiyat fakültesine gönderildim. Bu başarıların hepsini fakir bir ailenin hayatında hiç dersaneye gitmemiş bir çocuğu olarak elde ettim. Bu ülkede, kendi öz vatanında yıllardır hep 2.sınıf muamelesi gören, son birkaç yıldır özgürlüğünü birazcık kazanabilmiş ama hala insanların birçok hakaretine maruz kalan arkadaşlarının yanında olmanı dilerdim oysa ki. 

Sen ister ateist ol ister Hristiyan vs. Haksızlığa karşı olman için aynı dinden olmamıza gerek yok ki. Açık öğretmen arkadaşlarımdan birisi dedi ki (yanındaki bayanlar da onu destekledi): ‘Bi de üniversite okumuşsun, yüksek lisans yapıyorsun. Nasıl hala başını kapatıyorsun? Neyle yıkadılar sizin gibilerin beynini?’ Bu nasıl bir bakış açısı çözemedim. Yani başı örtülü olan bayanlar Üniversite okuyup bir meslek edinmesin, çalışıp başarılar elde etmesin, Türk filmlerinde yansıtılan bir imaj olan başörtülüler ancak evin hizmetçisi ya da yaşlı nineler olabilir mantığıyla hizmetçi, temizlikçi, okumamış, cahil, başkalarının boyunduruğu altında hayatını geçiren biri olarak mı kalsın istiyorsun? Saydığım kişileri küçümsemek değil maksadım; yani başörtülü profesör, avukat, doktor, polis vs olmasın, sadece zengin modern bayanların evinde hizmet eden temizlikçiler mi olsunlar? 

Bahçelievler’de aynı apartmanda yaşadığımız komşularımız apartman toplantısında Doğu’da okutulmayan kız öğrencileri okutabilmek için derneklere yardımlar toplarlardı. Aynı komşularımız başka okul kabul etmediği için İmam Hatip’e yönlendirilen başörtülü kız öğrencilerden nefret eder, ‘Onlar da okumayıversin, ev hanımı olsun, koca bulup evlensin’ derlerdi. Bu samimiyetsizlik değil midir? Bir yanda kız çocukları okusun kampanyalarına katılmak; bir yanda bizzat gözünün önündeki kız çocuklarına yapılan haksızlığı desteklemek... Bir de bana acımış görünerek ‘İlla okuyacaksanız gidin Arabistan’da okuyun siz’ demelerini hiç unutamıyorum. Benim ülkem burası, orası değil ki. Hep böyle koca ülkeyi sahiplenip bize benzemeyenleri ülkeden kovacak mıyız? 

Benim bütün özgürlüklerim kısıtlandığı için bugüne kadar hiçbir alanda (spor, sanat, siyaset, ekonomi…), hiçbir okulda (lise, üniversite…), bilumum sınavlarda (Kpss, Kpds, Ales, Öss…) ve bilumum kamu dairelerinde göremiyordun beni. Ama ben bu ülkenin bir insanıyım. Senin yurttaşınım. Dilerdim ki ben o zor günleri yaşarken, evden adım atmaya korkarken, yetenekli olduğum hiçbir alanda hiçbir şeyi yapamazken, en sevdiğim voleybolu bile kapalı olduğum için oynayamazken sen benim yanımda olsaydın. Sen yapmadın, sessiz kaldın, görmezden geldin; hatta benim varlığımı bile bu ülkede istemedin ama ben senin için yaparım, haksızlığa gözümü yumamam. Günün birinde başı açık olanlar okuyamayacak, oruç tutmayan şunu yapamayacak vs denilse ilk karşı çıkan ben olurum. 

Bir Ramazan günü Kızılay’a çıktım. Ben oruç tutmayanlara karşı hiçbir zaman olumsuz duygu beslemiş bir insan değilim. Ben zaten insanlara karşı hiç olumsuz duygular beslemeyi öğrenmedim; öyle bir ortamda yetişmedim; nefretle büyütülmedim. Fakat kardeşim, senin bana muamelelerini gördükçe, bana karşı nefretle büyütülmüş olduğu kanısı gelişmekte içimde. Yoksa bana olan bu davranışlarını başka türlü açıklayamıyorum. Oruç tutmayan birkaç bay ellerinde yiyecekleri gözüme sokarak ‘Oruçsun açsın demi kuş beyinli! Bu sıcakta aç kalmak, ancak senin gibi yobaz ot kafalı beyinsizlerin işi!! Al al az bi parça ye şundan yazık la!!’ Bu sadece her Ramazan’da yaşadıklarımdan bir tane örnek. En son bu olduğu için bunu yazdım. Her Ramazan ayında aynı muamelelere maruz kalıyorum. 

Ben, aç sefil, acınacak bir halde zavallı olduğum için aç kalmıyorum. Ben inandığım bir varlığın benden isteklerini elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. Keşke bunu bir anlayabilsen. Keşke benim senin karşımda yiyip içmene saygı duyduğum gibi sen de benim yiyip içmememe saygı duysan. Oysa benim açımdan bakabilseydin saygı duymanın daha büyük fedakarlık olduğunu görebilirdin. Zira 17 saat aç durabilen bir insana hürmeten karşısında değil de mümkün olduğunca onun görmeyeceği yerlerde tüketebilirsin gıdanı. (Üniversiteden Hristiyan ve Budist arkadaşlarım bu konuda inanılmaz hassaslar, 8 senedir benim yemeleri için onca ısrarıma rağmen bir kez bile karşımda yemediler.) 

Gözüme sokarak ve hakaretler eşliğinde yiyip içmelerin sana bir şey kazandırmayacak. Sen her halükarda yiyebileceksin, ben her halükarda oruç tutacağım; fakat bu davranışların sebebiyle aramızdaki empati duygusu yok olacak zamanla. O zaman ben de sana ‘Pis oruçsuz, zıkkım olsun’ mu demeliyim? Karşılıklı birbirimize birbirimiz gibi olmadığımız için hakaret mi etmeliyiz? Karşılıklı anlayış ve saygı daha güzel değil mi?

Yaşadıklarımı özetleyerek beni anlamanı ve birlikte huzur içinde yaşamayı dileyerek kendimi sana ifade ettim. Umarım kırmadan kendimi anlatabilmişimdir. 

Selametle..

Öznur Coşkun Başelma

 

NOT: MEKTUPLARINIZI AŞAĞIDAKİ ADRESLERDEN ULAŞTIRABİLİR  VE MEKTUPLARI DA O ADRESLERDEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. 

İletişim Adresleri:

E-Posta : empatimektuplari@gmail.com

Twitter : https://twitter.com/empatimektuplar

Facebook : https://www.facebook.com/empatimektuplari

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.