Bir CHP analizi: İdeolojisizlik sorunu

25.01.2013 19:52:23
A+ A-

Birgül Ayman Güler, CHP’nin resmi ideolojisini mi dile getirdi bilinmez ama parti içerisinde çatlaklar gittikçe artmakta. Hüseyin Aygün’ün CHP içerisinde yarattığı depremin ardından, Birgül Ayman Güler’in ırkçı söylemleri de CHP içerisinde ayrı bir deprem yaratmayı başardı. Kılıçdaroğlu’nun Aygün’ün Sakine Cansız’ın ailesine taziyeye gitmesini tasvip etmemesinin ardından Güler’in sarf ettiği sözleri de tasvip etmemesi, Güler’in "resmi ideoloji" olarak nitelendirdiği milliyetçi söylemlere CHP’nin sahip olmadığını bize gösteriyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu’na göre ne Aygün’ün ne de Güler’i söylem ve tavırları doğru değil. Peki CHP için doğru olan ne? Çünkü Kılıçdaroğlu birbirine zıt iki vekilinin birbirinden zıt olan görüşlerini beğenmemiş, tasvip etmemişti.


CHP’nin bu tutumu biraz “ne etliye karışayım, ne sütlüye” durumuna benziyor. CHP, Aygün’den yana tavır alsa barışı ve demokrasiyi destekleyen, Kürtlerin kimlik sorunu ile ilgilenen bir konumda olacak. Güler’den yana olsa Kürtlerin talep ettiği tüm hakların üzerini çizip Türk kimliği altında bir Kemalizm, milli birlik ve bütünlük idealinde olacak. Ama CHP ikisi de olamıyor. Birbirinden zıt bu iki görüşün ortasında kalmakla fikirsiz, ideolojisiz kalmış bir siyasal partiyi gözler önüne seriyor. Bence CHP ne Türk kimliği altında bir milli birlik ve bütünlük derdinde, ne de Kürt toplumunun sorunları ve ulusal Kürt kimliği, barış ve demokrasi mücadelesinin peşinde.


Bu tutumuyla CHP hem Kürt toplumunun hem de “milli hassasiyetleri” yüksek olan Türklerin gözünden düşüyor. Ben, Birgül Ayman Güler’in söylemini CHP’nin resmi ideolojisi olarak görmüyorum. CHP şuan ne tarafta yer almasını bilmeyen, oy kaybetme korkusu yaşayan bir süreçte. Kendisini bir türlü bir yere koyamıyor. TC’nin Öcalan ile yaptığı müzakere sürecinde Kılıçdaroğlu’nun hükümete verdiği ‘şartlı kredi’ ile başlayan bir karmal süreç, CHP içindeki farklı sesleri de göz önüne seriyor.


CHP’nin Kemalist kimliği, Öcalan ile yapılan müzakere sürecine destek vermesi ve Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerini savunması önünde büyük bir engeldir. Bu şekilde bir siyasi tavır takınması Kemalist görüşe sahip kitlelerden CHP'ye gelmesi muhtemel oylarını kaybettirir. Bir yandan da Dersim’li kimliği ile Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesinde, mevcut savaş halinin barış iklimine kavuşması bahsinde atacağı adımlar Kürt kökenli yurttaşlardan alınabilecek yeni bir oy beklentisi yaratır. Ancak CHP ikisi arasında kararsız kalmış, birbirine taban tabana zıt seslerin gürültüsünde boğulmuştur.


Elbette bir siyasal parti içerisinde farklı görüşlerin yer alması parti içi demokrasi için oldukça önemlidir. Ancak birbirine bu denli zıt görüşlerin hiç biri de CHP yönetimi tarafından tasvip edilmiyorsa an itibari ile CHP’nin “resmi ideoloji” sorunu baş gösterir. Bir siyasal parti tek bir ideoloji üzerine bir konu hakkında, bu konu da “Kürt meselesi” olsun, Kürtlerin ulusal kimlik mücadelesi, hak, özgürlük ve eşitlik mücadelesine destek olma bahsinde siyasal çalışmalarda bulunabilir. İdeolojisinin gereği olarak bu konu üzerine siyasal çalışmalar yapabilir. Parti içerisindeki tüm vekillerinin ve yöneticilerinin görüşleri de bu konu üzerinde bir çözüm elde etmektir. Burada görüş farklılıkları sadece mevcut konu hakkında nasıl çalışmalar yapılabileceğine, sorunun nasıl çözülebileceği üzerine olabilir. Eğer ortada bir sorun var ve parti içerisinde bir kısım bu sorunu gerçekten çözülmesi gereken bir mesele olarak görüyorsa, bir diğer kısım ise bunu bir sorun olarak dahi görmüyorsa bunun adı parti içi bir demokrasi değil, partinin ideolojisizlik sorunudur.


Birgül Ayman Güler’in sarf ettiği sözler ise insan haklarını hiçe sayan, tamamen ırkçı ve milliyetçi, bir halkı diğer bir halktan üstün tutma ideali taşıyan ve ötekileştirme ile dolu vahim sözlerdir. Sizce şu sözlerin elle tutulabilir bir yanı var mı? “…Türkiye'de siz sorunu Türk sorunu yaptınız. Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz. Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız…”


Bir halkı diğer bir halktan üstün tutmak insanlık onuruna karşı yapılmış en büyük ayıptır. Kürt toplumunun Türk toplumu ile eşitliğe sahip olması, Kürtlerin ulusal kimliğinin tanınması, dilini özgürce kullanabilip eğitim alabilmesi gibi temel hak ve özgürlüklerini elde etme çabasından rahatsız olanların dilinden sadece nefret zehri akar. Türklüğü bir üstünlük görmekten geri kalmayanlar, Türk olmayanları ötekileştirmekten geri kalmazlar. Varsa yoksa tek dertleri Türklerin hassasiyeti, Türk’ün varlığı, Türklük üzerine oturtulmuş milli birlik ve beraberliktir. “Tek dil, tek vatan, tek bayrak” tek idealleridir. Halbuki Kürt toplumunun gerçek sorunları ile ilgilenmemenin, Kürt toplumunu yok saymanın ve ne gerçekte ne istediklerini bilmemenin acizliği ile yaşamaktadırlar.


Kürtler ve Kürtler gibi düşünen Türkiye’deki tüm milletlere mensup halkların düşüncesi, ideali, bu milliyetçi-ırkçı zihniyetin düşüncelerinden çok farklıdır. Şunu büyük bir samimiyet ve açıklıkla dile getirmeliyim ki Kürtler, Türkiye’den kopup ayrı bir devlet kurma çabası ya da ideali içerisinde değiller. Tek amaçları ulusal kimliklerinin tanınmasıdır. Dillerini okullarında, resmi kurumlarda özgürce konuşabildikleri, tarih ve kültürlerinin yok sayılmadığı bir Türkiye idealidir. Bu ideal tek bir bayrak altında, Türkiye bayrağı altında asimilasyona maruz kalmayacakları, hak ve özgürlüklerinin tanınacağı bir ülke idealidir. Bu ideal sadece Kürt toplumu için değil, Türkiye’deki tüm milletlere mensup halklar için geçerlidir. İşte o zaman ‘biz’ gerçekten ‘biz’ oluruz. Güçlü, kendisiyle barışık ve demokratik bir ülke oluruz. Emin olun çok daha yakışıklı ve güzel bir ülke oluruz. Ama ne yazık ki “Kürtler de diğer halklarla eşit olmalı” diyenler Kürt milliyetçisi olurken, Birgül Ayman Güler gibiler Türk milliyetçiliğinin alasını yaparken bunun adı hemen “milli birlik” oluyor!


Şu da bir gerçektir ki, Kürtler Türkiye’den kopup ayrı bir devlet kurma hayali içerisine giremezler. Bu nafile bir çabadır ve içi boş bir hayaldir. Çünkü bir mikro devlet olacakları için emperyalist güçlerin kendilerini yutacağını çok iyi bilirler.

***

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i Roboski katliamı için sarf ettiği şu sözleri ile hiçbir zaman unutmayacağız: “34 insanımız bu olayın sadece figüranlardır. Filmin büyüğüne bakmak lazım. Filmin senaristi, baş oyuncusu vardır. Figüranlara takılıp kalıyoruz. O insanlara kaçak malı veren PKK. Kaçakçılığın rantını elde eden KCK'dır. CHP ve BDP bu olayı istismar ediyor. Özür dilenecek maiyette bir olay yoktur…”


TSK tarafından katliama uğrayan Kürt halkını hiçe sayan milliyetçi bir zihniyete sahip olan İdris Naim Şahin dahi bana göre Birgül Ayman Güler kadar açıkça Kürt toplumunu düşman olarak hedef göstermemiştir. Eminim ki Birgül Ayman Güler’i gören İdris Naim Şahin dahi camiye gidip tövbe eder. İdris Naim Şahin’in yerine gelen Muammer Güler’i de Hrant Dink suikastinden tanımaktayız. Sanırım taze bakan Muammer Güler için de ileride yazacak çok şeyimiz olacak.


Bir de “Türkiye’nin tek sorunu Kürt meselesi değildir. Üçüncü sınıf bir ülke olarak tek sorunumuz yoksulluğu asgariye indirmek ve halkı ekonomik refaha ulaştırmak olmalı” diyenler var. Gerçekçi bir tespit ve çözülmesi gereken çok vahim bir sorundur. Ancak sen devlet olarak halkını kendine ve diğer halklara küstürürsen, milliyetçiliği bir ideoloji belleyip her durumda ayrımcılığa başvurursan hiçbir zaman tüm Türkiye halklarına ekonomik refahı vadedemezsin. Önce yok saydığın, asimile etmek için elinden geleni yaptığın halklarla barışacaksın, uzlaşacaksın ki, birlikte el ele vererek ekonomik refaha ulaşabilesin. Mevcut durumda ekonomik refah hedefine ilişkin harcanacak tüm çabalar sonuçsuz kalacaktır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.