Bir çocuğun dünyasında hep aşk kazanır. Ya büyüklerin?

14.03.2013 11:09:46
A+ A-


Bilgisayar tuşlarına basarak, iPad ekranlarına dokunarak değil, saman kağıdına kurşun kalem ile yazmayı özledim önce. Çocukken açıp açıp kullandığımız kalemlerle hem de, kırmızısıyla siyahıyla.

Burnumun ucuna geldi tıraşlanmış kalem kokusu. Bütün sınıf anbean kokardı böyle.

3 ortalı harita metot defterlerimize yeni öğrendiğimiz  harfleri sıralardık. Ev ödevi ise 5 sayfa "Ali ata bak." yazmaktı. Öğlen eve gider, yemeğimi yer, ödevlerimi bitirirdim ki öğlenci arkadaşlarım okuldan döndüklerinde sokakta oyun oynayabilelim.

Yüreğim kuş hafifliğindeydi o zamanlar. En büyük korkum annemin yanından ayrılmaktı. Her daim aşıktı pırpır uçuşan kalbim komşunun sarı saçlı, uçarı, oğlan çocuğuna. Gözümü kapılarının eşiğinden ayırmadığım onun evi ile bizim ev arası azıcık mesafe...

O öğlenci olduğundan, onun okuldan gelişini izleyebilmek için balkon camında beklerdim. Kimi zamanlar ise ıslak havlu asıyor numarası yaparak balkonda oyalanırdım ki o da beni fark edebilsin.

Benim bakkala gitmek için evden çıktığım bir gün, çocukluk aşkım ve kuzeni karşı evin bahçesinde oturuyorlardı. Kuzeni bana seslenip "Bu çocuk seni seviyor" dediğinde ne çok utanmıştım, ne diyeceğimi bilemediğimden,

"Üff salak mısın?" demiştim.

Sonra günlerce aslında kendimin salak olduğunu, rezil olduğumu düşünüp karın ağrıları çekmiştim.

Sular durulup da eskisi gibi beraber oyun oynamaya başladığımız günlerden, bir görüntü var hafızamda. Gerçek mi hayal mi olduğunu o zaman dahi bilemediğim.

Beş taş oynarken elini elime uzatıp tutmuştu. Sonra aylarca onun artık benim sevgilim olduğunu düşünmüş, beni koruyup kollaması gerektiğine inanmış, el ele tutuşup sokak sokak gezmeyi beklemiştim.

Aradan yıllar geçti, benim küçücük ellerime test kitapları verildi. Anadolu Liseleri Sınavı'na hazırlanmam gerekiyordu. Kendimi dünyanın en ağır yükünün altında kalmış hissediyordum. Çözmem gereken testler, anlamam gereken konular dağ gibi yığılmış, hayatım elimden alınmıştı. Kalbimin küçük çırpınışları omuzlarımdaki yükün altında ezildi. Galiba ben büyümeye işte o zaman başladım. Büyümek aşkı yenmişti.

Sınava girdim Haziran ayında.

Sonuçları beklerken yarı tedirgin yarı hafiflemiştim. Sokakta bisiklete biniyor, arkadaşlarımla koşuşturuyordum. Herkesin bisikleti yoktu o zamanlar, o yüzden sıra ile binerdik bisikletlere. Sıramı beklerken gözüm ondaydı. Sınavdan sonra bir nebze nefes alabildiğimden, kalbime giden oksijen miktarı artmıştı sanki. Kalbim yine uçuşmaya başlamıştı.

Sıra bana geldiğinde yarı artistlik yarı tedbirli bindim bisiklete. O zamanlar trend iki elini birden bırakarak sürmekti. Ben henüz beceremiyordum bu işi. Çocukların göz hapsinden kurtulduğum bir yerde yani sokağın sonunda elimi bırakmayı denerdim. Ama kimse bana düz yolda deneme yapmamı, dönerken tehlikeli olabileceğini söylememişti...

İşte o dönemeçte düşüp bayılmışım. Komşular koşup su dökmüşler yüzüme, çocuklar da anneme haber vermiş. Ayıldığımda tam olarak kendimde değildim. Annem gözlerinde yaşlarla yaralarımı temizlerken aklımda tek bir şey vardı;

"Bugün ayın kaçı anne?"
"3 Temmuz kızım."
"Ben Anadolu Liseleri Sınavına gireceğim."
"Kızım sen geçen ay girdin zaten sınava."

Doktorlar geçici hafıza kaybı dediler. Zamana bırakıp beklemek gerekiyordu. Kendime ne zaman geleceğim ise muallaktı.

Kendime geldiğimi, "Acaba benim düştüğümü gördü mü? Düşerken çok çirkin mi gözüküyordum? Şimdi benim için endişeleniyor mudur?" soruları beynime üşüştüğünde anladım.

Aşk, beynimin saplantılarına, büyüme emarelerine göğüs germiş ve kazanmıştı.

Bu güzelim duygular, heyecanlar yaşayan kız çocuğu büyüdü. Yıkılarak, yıpranarak, döküp saçarak büyüdü hem de. Kocaman bir kadın oldu.

Anladı ki büyümek hiç de matah bir şey değilmiş. İşte bu sebeple kalbi her sıkıştığında döndü çocukluğuna, sokağına, aşkına.

O kadın yani ben, haberleri sıkı sıkıya takip edersem akşamına feleğim şaşmış oluyor. Memlekette kendisine benzemeyeni, farklı olanı bir karalama, bir kötülemedir gidiyor. Ülkeyi geçin benim de yazılar yazıp iki kelam ettiğim blog içerisinde bazen öyle yazılar görüyor, öyle yorumlar okuyorum ki, kan akış hızım değişiyor. Bu yaşta tansiyon hastası olacağım diye korkuyorum.

Ben bu tip insanların hepsine tek bir soru soruyorum:

"Allah aşkına siz hiç çocuk olmadınız mı?"

Çocukluğumda deli divane aşık olduğum çocuğun Kürt mü, Türk mü, Çerkez mı, Laz mı, Ermeni mi, Yunan mı olduğunu bilmedim hala da bilmiyorum. Alevi, Sünni, ateist, dindar nasıl bir aileden geldiğini de bilmedim ve bilmiyorum. Ben sadece aşık oldum ve önemli olan tek şey buydu.

Ne olur artık bir silkinip kendinize gelin. Olmuyorsa 3-5 dakikalığına çocukluğunuzu düşünün. O kız ya da erkek çocuğuna beslediğiniz sevgi var ya, işte o gerçek olan.

Gerisi boş laf... 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.