Bir 'duvar' da Türk ve Kürt halkları arasına örülüyor

08.11.2013 01:38:36
A+ A-

Mardin'in 'Nisêbîn' (Nusaybin) ilçesi ile Rojava'nın 'Qamışlo' (Kamışlı) kenti arasında bir duvar yükseliyor. Duvar ustalarının bile örmek istemediği bir duvar.

Bu ülkede küçük bir azınlık dışında toplumun neredeyse tamamı devletin gazabına uğradı ve büyük acılar ve zulümler yaşadı. Fakat hiçbir kesim Kürtler kadar devletin tarihsel düşmanlığı ile karşı karşıya kalmadı. Devletin Kürtleri inkar ve imha etmesi stratejisine bir yandan da eğitim ve medya aracılığı ile kültürel asimilasyon politikaları eşlik etti. Kürt dilinin yasaklanması ve bu dili konuşanların cezalandırılması buna bir örnektir.

 

Devlet meşru(!) şiddet tekelini ve silahlarını sadece "terörist" olarak adlandırdığı PKK militanlarına karşı kullanmadı. Sıradan insanların yaşadığı köyleri yaktı, bu köylülere hayvan dışkısı yedirdi, hayvanlarını telef etti, yıllarca Kürtleri genç-yaşlı demeden köy meydanlarında ve hapishanelerde işkencelerden geçirdi. Bazılarını özel tim, Jitem, Hizbullah ve koruculardan oluşan maaşlı ekipleri ile kuytularda gizlici infaz etti ve adına 'faili meçhul' dedi. Dolayısıyla Kemalist devlete bağlı olan tüm siyasi partiler ve iktidarlar, en az askerler ve askeri darbeler kadar, bu yaşananlardan sorumludur. 

 

Bu karanlık yıllar çok uzak bir geçmişte yaşanmadı.

 

Yaklaşık bir yıl öncesine kadar bu 'kirli savaş' devam ediyordu. Fakat gerek ülke içinde değişen dengeler, gerekse Ortadoğu'daki gelişmeler nedeniyle Türk Devleti ile PKK arasında silahların 'geçici' olarak sustuğu bir döneme girildi. Kimileri bu durumu 'çözüm süreci' olarak, kimileri de 'barış süreci' olarak adlandırıyor. Bu süreç her nasıl adlandırılırsa adlandırılsın ortada bir gerçek var ki, o da Kürt halkının Türk Devleti'nce gasp edilmiş olan 'Ulusal Hakları'nı elde etmeden ve bu haklarını anayasal güvence altına almadan barışın ve demokrasinin tam anlamıyla sağlanamayacağıdır. Dolayısıyla Türk Devleti'nden beklenen geçmişin hatalarında ısrar etmemesi ve demokratik bir Anayasa ile yıllardır süren bu çözümsüzlüğü sona erdirmesidir.

 

'Kürt Sorunu' olarak adlandırılan Kürtlerin ulusal haklarından mahrum bırakılması ve bu hakları tekrar elde etmek için yürütülen mücadele konusunda  Apo, PKK, KCK ve BDP hattında kararlaştırılan adımların attıldığı görülüyor. Fakat AKP iktidarı sürekli olarak bir ikilemde kalıyor. İktidar partisi bu süreci seçim politikalarına malzeme yaptığını gösterir nitelikte davranıyor. Demokrasi paketinin boş çıkması, AKP'nin bu konuda herhangi bir çözüm üretemeyeceğini de göstermiştir.

 

Kürt halkını birbirinden ayırmak için Nisêbîn-Qamışlo arasına inşa edilen 'Utanç Duvarı' bir anlamda AKP'nin Kürtlerin hak ve özgürlükleri ile eşit yurttaşlık haklarına dair sorun çözme kapasitesinin hangi aşamada olduğunu açıklar niteliktedir. AKP, yüzyıllık bir geçmişi olan bu sorunu çözebilecek demokrasi, özgürlük ve eşitlik kodlarına sahip değildir. Bu durum 'Gezi Parkı' eylemlerinde tüm çıplaklığı ile görüldü. Ve şu sıralar tartışılan 'kızlı-erkekli evler' meselesinde de görülmeye devam ediyor.

 

Kürt halkına reva görülen bu duvarın inşası karşısında, Kürtleri ilgilendiren her konuda Türk yazar-çizerleri eskiden olduğu gibi yine sessiz kalmış ve duvarı görmezden gelmişlerdir. Anlaşılan bu duvarın aynı zamanda 'insan hakları'na aykırı olması gerçeği onları pek ilgilendirmemektedir. İnsan hakları denilince akıllarına ilk önce Türkiye dışındaki halklar gelen Türk yazar-çizerlerinin, neden aydın olamadıkları ve egemen ulus milliyetçiliğinden kurtulamadıkları böylece daha açık-seçik anlaşılmıştır.

 

Bütün bunlara ek olarak Türk halkın birşeyin farkına varması gerekiyor. Bu duvar Kürt halkının bir araya gelmesine engel olamayan mevcut sınırların yetersizliği nedeniyle inşa ediliyor. Böylece AKP iktidarı her ne kadar barış sürecinden bahsediyor olsa da gerçekte, Kürtleri bu duvar ile ayırmak ve onlar hakkındaki tarihsel ve kültürel devlet refleksi ile hareket ediyor. Türk halkının bu duvarı sadece Kürt halkını ilgilendiren bir mesele olarak algılaması ve herhangi bir tepki göstermemesi doğru bir yaklaşım değildir. Türk Devleti ve iktidardaki AKP, bu duvar ile yalnızca Kürt halkını birbirinden bölmekle kalmıyor, aynı zamanda Türk halkı ile Kürt halkı arasında da gözle görülmeyen ama yüreklerde hissedilen ve zihinlerde fark edilen başka bir duvarı örüyor.

 

Oysa bu ülkde Türk ve Kürt halkları ortaklaşa bir mücadele yürüterek, eşit yurttaşlık hakkı ve demokratik bir anayasa için hala geç kalmış değiller. Sınırda inşa edilen duvar ile 'önyargı'lar neden birlikte yıkılmasın?

 

Bu nedenle, 8 gündür açlık grevi yapan ve bunu dün sona erdiren Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, inşa edilen duvarı protesto ederken, çağrısını tüm halklara ve kadınlara yapmıştı;

 

"Sınırlar yüz kızartıcıdır, sınırlara da gerek yok, her tarafta sınırlar kalktı. Sınırların içersinde duvarda örülmesi daha fazla bir yüz kızartıcıdır. Sınırlarla bölgeler bölündüğünde halklar parçalanıyor, kadınlar ise parça parça oluyor. Bu yüzden bu parçalamayı kabul etmiyoruz. Bu yüzyılda biz kadınlar olarak kesinlikle sınırları kabul etmiyoruz."

 

 

Koe,

umitaggul@gmail.com

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.