Bir gün bir Türk bir Kürt?e gel beraber...

10.01.2013 00:41:13
A+ A-

Demokratik Açılım sürecinden beri bu tekerlemenin devamını getirmeye çalışıyoruz. İleriye doğru attığımız her adım iki tarafın niyet okuma çabasına dönüşüyor ve sonunda ağzımıza sakız olmuş keskin söylemler tüm ülke insanında heyecan yaratabilecek gelişmelerin önünü kesiyor. Bu aslında çok da anlaşıyışla karşılanabilinecek bir durum. Tarihin kalıntılarını geride bırakmak iki taraf için de hiç kolay değil çünkü ortada yaşanan acılar ve verilmesi beklenen hesaplar var. Fakat suçlayan bir dil takınmak hiçbir yaraya derman olmaz. Daha yapıcı olmalıyız.

 

Umarım yakın zamanda kurulacak hakikat komisyonları geçmişimizin karanlık noktalarını aydınlığa kavuşturacak ve Türkiye'nin kendi tarihiyle yaşadığı yavaş ama emin yüzleşme zincirinin bir parçası olacaktır. Ama yakın geçmişimizin acılarla dolu sayfalarına takılıp kalmak ve bugünkü politikayı da bu hesaplara bağımlı kılmak yeni neslin beklentilerinden ödün vermek anlamına geliyor bence. Bu aşamada artık bizi yeni bir geleceğe taşıyabilecek ve Kürdüyle Türküyle bütün herkesi ortaklaşmaya götürebilecek farklı bir söyleme ve vizyona ihtiyacımız var. Geçen hafta başlayan ve demokratik açılımın ilk günlerinde de olduğu gibi halkın neredeyse çoğunun, tedirginlikle de olsa, desteklediği barış süreci de işte bu türden bir heyecanla değerlendirilmelidir.

 

Kürt'ün umudu ve haysiyeti, Türk'ün düşüncesi ve endişesi

 

Çok basit bir şekilde söylemek gerekirse bugün Kürt halkının önemli bir kısmının bu sorunun çözüleceğine dair çok da fazla bir umudu yok.  Bunu ben olaylara objektif bir şekilde bakmaya çalışan bir Türk olarak söylüyorum. Tabii ki konunun çok çeşitli boyutları ve aktörleri var. Ama olayın genel bir resmini çizmek gerekirse, AKP'ye de BDP'ye de oy veren Kürtler'in Türkiye Cumhuriyeti'nden ortak iki talebi var diyebiliriz. Öncelikle etnik kimliklerinin direk ya da dolaylı bir şekilde tanınmasını ve ikinci olarak da anadilde eğitimin kademeli bir şekilde hayata geçirilmesini istiyorlar. Eğer bugüne kadar AKP bu konu hakkında güçlü bir irade ortaya koymuş olsaydı umutlar bu kadar da yitirilmezdi. Ama MHP'nin ve CHP'nin halkın milliyetçilik damarından aldıkları oyları yitirmek istemeyen bir AKP bu türden bir iradeye sahip çıkamadı. Çıkar gibi olduğu zamanlar oldu ama sürekli geri adım attı.

 

Özerklik konusuna gelince, Mesut Yeğen'in çok isabetli bir şekilde bize hatırlattığı gibi, bu konu tartışmaya ve farklı şekilde ele alınmaya açık. Bence bu konuda BDP de duruma Kürt milliyetçiliği açısından bakmaktansa daha çok kendi halkının yaşadığı problemleri Türkiye'de süre gelen genel problemlerin bir parçası olarak görmeli. Bu da, yine çok basit bir şekilde söylemek gerekirse, kuruluş döneminden itibaren başlayan güvenlik ve kontrol odaklı devlet yapısından kaynaklanan merkeziyetçi bir yönetim biçiminin tartışılmasını gerektiriyor.

 

Bugün HES'lere karşı çıkan Karadeniz halkı da TOKİ'yle yerel projeler bazında anlaşmazlıkları olan diğer Anadolu halkı da bu merkeziyetçi zihniyetin mantığıyla çatışıyor. BDP eğer söylemini Türkiyelilik üzerinden kuracaksa ve bunu da Türk Milliyetçiliğini kışkırtan bir Kürt Milliyetçiliği ile yapmak yerine sorunlara daha genel bir açıdan bakabilen bir söylem üzerinden sürdürecekse (ki bu yolu benimsediğini her fırsatta dile getiriyor), bence politik söylemini buradan kurmalıdır. Kürt'ün haysiyetini tanıyan düşünceli Türk ve Türk'ün endişesini anlayan umutlu Kürt ancak böyle bir ilişki sonucu doğabilir.

 

Barışı Beklerken

 

İşte ancak bunları net bir şekilde ortaya koyabilirsek yeni bir başlangıçın olasılığını konuşmaya başlayabiliriz. Yoksa barış süreci yerini tekrar kısa zamanlı ateşkeslere bırakır. Şuna en içten şekilde inanıyorum ki Türkiye halkı bu türden bir dönüşüme hazır. Yeter ki kendimizi o alıştığımız dilden koparma cesaretini gösterelim.

 

Yazımı geçen sene dikkatimi çeken fakat medyaya hiç yansımayan bir gözlemle sonlandırmak istiyorum. Geçen sene meclisteki bütçe konuşmalarında Altan Tan'ın Güneydoğu ile ilgili çok ilginç bir gözlemi ve önerisi vardı. Tan, Türkiye'nin her yerinin aynı şekilde kalkınmak zorunda olmadığını ve Güneydoğu Bölgesi'nin tarımcılık ve turizme odaklanarak da refah seviyesini çok rahat bir şekilde yükseltebileceğini rakamlarıyla detaylı bir şekilde dile getirmişti. Kalkınma Bakanlığına da bu konuda bir detaylı ve yıllara bölünmüş bir planının olup olmadığını sormuştu. Bu sene Tan yine buna benzer ve bence çok verimli bir konuşma yaptı bütçe oturumlarında. Maalesef Kalkınma Bakanlığından yine çok tatmin edici bir cevap gelmedi.

 

Altan Tan'ı seversiniz sevmezsiniz bu başka bir konu. Benim de onun hakkında bazı eleştirilerim var. Fakat burada altını çizmeye çalıştığım şey onun yöre ekonomisi adına ileriye sürdüğü vizyonun içerisinde Türkiye'nin aslında çoğu konusuna merhem olacak bir merkeziyetçilik eleştirisinin olması. Artık günümüzün dünyası yerelin daha önem kazandığı ve küresel oluşumların da yerelle beslendiği bir ağlar dünyasına doğru gidiyor. Kürt sorunu da bu bağlam da değerlendirilirse bence sağlıklı sonuçların ortaya çıkmaması ve bunun barışa önemli katkılar sağlamaması için hiçbir neden yok. Barış dileklerimle...



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.