Bir Hayalim Var

13.12.2013 15:01:20
A+ A-

Bir memleketim yok benim, ama çok zordur bunu anlatması. “Nerelisin?” diye sorarlar tanışır tanışmaz, hep bu olmuştur ilk merak ettikleri. “Dünyalıyım.” derim gülümseyerek. Beğenmezler. Dalga geçiyorum sanıp tekrar sorarlar: “Nerelisin?” İstanbul denen bir şehrin, Kadıköy isimli bir ilçesinde doğup büyüdüğümü söylerim. İnanmazlar. Tekrar sorarlar: “Aslen nerelisin?” “Aslı yok.” derim “Buralıyım işte, fark eder mi?”  Bu da yetmez, yetinmezler asla. Bilmek isterler nereden geldiğimi. “Baban nereli?”  diye devam ederler sormaya. “O da buralıymış.”  derim “Hem babamın nereli olduğunun benimle ne alakası var?”  Yine yetmemiştir, tatmin olmazlar; beni kafalarındaki standartlara oturtamaz, dost muyum düşman mı anlayamaz, korkar, daha fazla konuşmak istemez ve uzaklaşırlar yanımdan. Oysaki sadece dünyalıyımdır ben ve dostumdur tüm diğer dünyalı kardeşlerimle.

Bir memleketim yok benim. Beni kollayan, bana yardımcı olan hemşerilerim hiç olmadı. Nereye gitsem “bizden değilsin” dendi hep. İşlerim, bir yere ait olanlara göre, hep biraz daha zor halloldu. Ama önemi yok, tüm insanlar hemşerimdir benim. Hepsine elimden geldiğince yardım ederim. Farklı bir dilim de yok benim. Belki şanssızım, doğduğum yerde ailemin bana öğretebileceği bir dil daha yoktu. Keşke olsaydı. Keşke bilseydim dünyanın tüm dillerini, anlayabilirdim böylece tüm insanları. Her yerde, her dili konuşabilirdim böylece içimden geldiğince. Olsun, bunun da önemi yok; çok da gerekli değil zaten dil denen şey. Anlayabilir insanlar birbirlerini konuşmadan da. Dünyanın tüm dilleri benim dilimdir, insanlık dilini konuşurum ben.  

Bir ülkem yok benim. Benden çok önceleri, bana hiç sorulmadan çizilmiş sınırların içinde geldim bu dünyaya. Kimilerinin çıkarları, kimilerinin savaşları uğruna çizilmiş sınırlar… Her şeyden değerli olan insan canları yok yere feda edilerek çizilmiş kanlı sınırlar… Ben şanslıydım belki, çok da kötü değil yaşadığım bu yer. Severim buraları. Hala yaşayabiliyorum ve hala aç değil karnım; teşekkür etmek zorundayım bunu bana sağlayan benden önceki tüm insanlara. Ancak bu sınırlarda doğmasaydım, doğmayacak mıydım başka sınırların içinde? O sınırların, olacak mıydı diğer sınırlardan bir farkı? Seçemezdim, seçemezsiniz. Sınır sınırdır. Tüm sınırlar, ufacık parçalara bölüp sıkıştırır insanlığı. Kavgalar ve savaşlara çıkarır. Hâlbuki vatanım tüm dünyadır benim. Hiçbir sınırı yoktur onun, olmayacaktır ve olmamalıdır da.

Bir bayrağım yok benim. Hiç olmadı. Ne bir ülkenin ne bir inancın ne bir siyasi oluşumun ne de bir takımın bayrağı gölge yapabilir üzerime. Dünya üzerinde yaşayan insan halkının, neden ihtiyacı olsun ki simge veya bayraklara? Hepsi kardeştir onların, hiçbiri ayrı değildir diğerinden; neden inatla belirtmek istesinler ki farklılıklarını? Ötekilerin bayrağı daha yüksekte duruyor diye niye tutuşsunlar ki büyük kavgalara?

Bir önderim yok benim. Halkımı daha ileri taşıyacak bir öndere hiç ihtiyacım olmadı. Halkım dünya halkıyken, herkes aynı yerde duruyorken, neden taşıyalım ki aramızdan birini daha ileri? İlerleyeceksek, hep beraber, aynı anda, bir adım ileri çıkmamız değil midir güzel olan? Kabul edemeyiz hiçbir iktidarı, göz yumamayız bazılarının bizden daha eşit olmasına. Önümüzden biri gitmeden, kendi kendimize buluruz yolumuzu. En iyi yol, kendi bulacağımız yol olacaktır. Yanlış anlaşılmasın; önder veya değil, insanların yaptığı her güzel işin arkasındayım, ancak her çirkin işin de karşısında.

Sınırları, bayrakları, önderleri koruyan silahlara da ihtiyacım yok benim. Çünkü korumam gereken ne sınırım ne bayrağım ne de bir önderim var. Unutma; sana saldırana karşı yapacağın en güzel şey, ona saldırmamak olacaktır. Kötüye kötülük yaparak iyi olunmaz. Bana saldıranı severek savunurum ben kendimi. Sevmek için gerekmez silahlar.

Elbette farklıyız hepimiz. Toplulukları geç, birer birey olarak bile çok farklıyız birbirimizden. Bana en çok benzeyen insan bile, dünyalar kadar farklı benden. Ben böyle bir renge sahibim. Yaşadıklarım ve gördüklerim bu renge boyadı beni. Sense benden çok daha farklı bir renge boyandın belki yaşadığın o uzun yıllar içinde. Rengini kaybetmeni asla isteyemem senden kardeşim. Sen de istememelisin beni kendi rengine boyamak. Böyle güzel, böyle rengârenkken; yapmamız gereken tek şey bir gökkuşağı gibi olabilmek. Yapmamız gereken; birbirimizin rengine saygı duymak, kendi rengimizi üstün tutmamak ve birleştiğimizde bir araya gelen bir ışık tayfı misali renksiz olabilmek. Tek bir rengin bile eksilmesine göz yumamayız; çünkü o zaman başka bir renk baskın gelir, renksizliğimizi bozar ve ayırır bizleri. Senden ayrı asla ortaya çıkaramayız bu güzelliği!

Lennon’ın da anlattığı gibi; Bir hayalim var benim: Silahsız, sınırsız ve bayraksız; saygı ve sevgiyle dolu, kocaman, mutlu bir dünya! Artık parçalamayı bırakmalı ve bütünlemeye çalışmalıyız! Haydi kardeşim, bırak memleketini, sınırlarını, bayraklarını, önderlerini, silahlarını ve renklerini, bırak hepsini de gel. Gel de sadece insan olarak, özgürlüğümüz için mücadele verelim artık!

 

Burak Malkoç

(İlk olarak 15 Haziran 2013 tarihinde, http://www.solukbeniz.com isimli kolektif blog sitesinde yayınlanmıştır.)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.