Bir Mektup da Annelere

02.08.2013 22:24:21
A+ A-

 

Merhaba Anne

Yüreğinde her gün korlanan acının tarifi yok, biliyorum. Şimdi ben buraya sıralasam onlarca kelime, binlerce sıfat, ne oğlunu gencecik yaşında toprağın altına koyuşunu anlatır ne de senin ciğerine basılan acıyı, oturan taşı anlatır, bilirim.

7 yaşındaydım annemden ayrılırken. Ölümün bendeki anlamı şu ya da bu değildi, sadece bir hiçti o yaşlarda. Evde herkes ağlaşırken ağıtlarla ve ben oynarken masa altlarında, gezdirilirken kucaktan kucağa; pencere başında bir eli yüreğine bir eli de dizlerine vuran dedem çarptı gözlerime. Hepsinden farklıydı acısı, hepsinden daha fazla. Neye ağladığı birbirine karışan bir baba; daha 33 yaşında gencecik güzelliğiyle toprak altına girmesine mi, ardından bıraktığı "sabi"ye mi, "evlat acısına" mı, yoksa kızının yaşanacak günlerine mi?
Sonrasında gelen günlerle algıladığım ölüm ve yaşadığım acısı; daha da doğrusu benim annesizliğim acı olmadı hiç onunki kadar. 
Zaman geldi babam da öldü. Yine pencere kenarında ve yine bir elini yüreğine bir elini dizlerine vuran; saçlarını yolan, ağıtlar yakan, nefesindeki keskin acı kokusuyla ciğerlerimizi yakan. Doğurduğu iki evladı da toprağa gömen babaannem. Ona evladının öldüğünü söylemek kadar zoru yoktu hayatta. Keşke ben hep babasız kalsaydım, keşke binlerce kez babam ölseydi de, bir anne evladını kaybetmeseydi.

Yani anacığım cümlemizin acılarını toplasak, senin yüreğindeki yangına yetmez. Evladının yaşı ve başı kadar, hayalleri ve umutları kadar, bedenindeki her bir hücre kadar, saçındaki teller, yüzündeki benler kadar, soluduğu hava, yürüdüğü yollar kadar, emdiği sütler okuduğun ninniler kadar büyük senin acın.
İnsan en çok kaybettiğine mi ağlar acaba? Zannetmem, ne demişti Emel anne: "Benim oğlum daha 19 yaşındaydı, umutları ve hayalleri vardı, çaldılar hayallerini oğlumun. Bunun hesabını nasıl vereceksiniz?"
Göreceği güne, toprağa girdiği yaşa, alacağı nefese, güzel günlerine, hayallerine, geleceğine ve umutlarına ağıtlar yakar aslında. Acı bile bencil değil bir ananın ve babanın yüreğinde. 

Evladını kaybeden bir anne, bir gün demişti ki serin gözyaşları döken etrafındakilere, "Ha tam şurama, ciğerime, ne bastınız bi diyin hele. Acı biberler mi sürdünüz, sizin yanmadı mı elleriniz; benim ciğerim çok yanıyor."

Medeni 18 yaşındaydı, Ali 19... Mehmet 20, Abdullah 22. En büyüğü Ethem bile daha 26 yaşında. Hepiciği bir ananın kuzusu, bir babanın yavrusu.
Hepsinin kafasını yastığa koyduğu an'dakileri saysak yalnızca; sayısız hayal görürdük ardında.. Yeşile, çiçeğe, çocuk sesine, toprağın yaşına, havadaki güneşe, kışın açan kardelene, yazın yenen karpuza, bir küçük bilyeye, belki de tarhana çorbasına.. Hepiciğine bağlıydı ya, belki de cümlesine tutkun. Birinden ikisi en az; sebebi yaşamaya. Bunlardan en az hepsini aldılar elinden. Kurban olduğu ağacın bozma sopasıyla, kör olası adi bir kurşunla hem de. Gafilde ve gaflette. Acımadan gül yüzüne, çocuk bedenine, gencecik hayallerine. Kıydılar anasının bebesine, babasının Ali'sine, Medeni'sine, Mehmet'ine, Abdullah'ına, Ethem'ine. Umutlarına ve hayallerine, güne uyanışına ve geceye dalışına.

**

Şimdi bir bayram yaklaşıyor, bir bayram kapıyı çalmaya hazırlanıyor. 
Orada bir anne var adı Fadime, Hatice, Emel, Fehriye ve Sayfı. Orada babalar var gözleri yaşlı. 
Bu bayram şeker alınmayacak o evlere, kolonya tutulmayacak ellere. Çünkü katmer katmer olmuş acılar var her odada. Günün her saati akan gözyaşları var pencerelerin önünde. Gelene bir tutam acı verilecek, bir avuç gözyaşı. Boğazda koca düğümler, ciğerlerde koca yumrular olacak bu bayram. "Bayram gelmiş neyime" diyecek bir ana tam da şuranızı yakacak, sizi tarifsiz acıların ortasına atacak. 

Ama artık biz varız anacığım, tıpkı Sayfı ananın dediği gibi, "Bir evladımı kaybettim ama artık bin evladım var". Ellerini öpmenin, yüreğine sarılmanın, kucaklaşmanın ve bir aile olmanın vaktidir bu bayram. Acını dindiremeyiz biliyorum, fakat ellerini tutarız be anacığım, evladın oluruz, gözündeki yaşlara kurban oluruz. Acına ortak oluruz anacığım, acını acımız biliriz. 

Şimdiden selam olsun tüm analara ve babalara. 

Ve 14 yaşındaki Berkin çocuğun annesi Gülsüm anaya ve babası Sami babaya.

Ve daha nicelerine.

Bizi birken üç eden üçken beş eden ve beşken koca bir Türkiye ve kocaman bir aile eden o güzel Ethemler'e de selam olsun.

Bir umut yollayın şimdi analarınız ile babalarınıza oralardan, gündüzler ve geceler boyunca başınıza koyduğunuz toprakta kurduğunuz hayallerle...

Anacağım ve babacığım:
Yanındayız ve biz de evladınız...

Evladınız
Sibel Yükler

NOT: MEKTUPLARINIZI AŞAĞIDAKİ ADRESLERDEN ULAŞTIRABİLİR  VE MEKTUPLARI DA O ADRESLERDEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. 

İletişim Adresleri:

E-Posta : empatimektuplari@gmail.com

Twitterhttps://twitter.com/empatimektuplar

Facebookhttps://www.facebook.com/empatimektuplari

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.