BİR SAVAŞIN MUTLU SONU BARIŞ-A?

28.04.2013 15:55:46
A+ A-

 

BİR SAVAŞIN MUTLU SONU BARIŞ-A…

Barış kadar beyaz bir sayfaya yazacağım bu yazı, bir savaşın sonu olan barışı içeriyor.

Silah ve bombaların patladığı dağlar şimdi barışa şahitlik ediyor.

Ve sonunda üç dilde de barış yankılanıyor.

Kandilde…

''Sonunda barış...''

Bu 35 yıllık savaşın sonunda mutlulukla yazılan bir nakarattı. Buraya kadar tek nefeste gelemedik bir çok yaşamlar yitirildi. Her iki tarafta üzüldü ve sevinen de her iki taraf olacak.

Savaşın kazananı olmadığı gibi barışında kazananı tüm insanlar olacak.

Kandilden yıllardır beklenen açıklama geldi.

“Karşılıksız çekiliyoruz”

‘’Kürt halkı çok acı çekti. Ağıtlarıyla yankılandı bu dağlar ve bir çok şeye tanıklık etti. Hep sür manşet oldular. Onlar zafer işareti yaptıkça hapsedildiler. Şimdi hapsedilmemek üzere parmaklarımızı  zafere yoruyoruz. Ve barışa tanıklık eden şu dağlarda Dünyanın gözü önünde barışa merhaba diyoruz.’’

Bunlar bir gerillanın düşünceleri ve o konuştukça gözlerindeki ışıltı yansıyordu gözlerime…

O yüksek dağlar da Kandil de bu kez barışın yankısı için toplandı tüm Dünya basını. 8 Mayıs Kürtlerin ve Türklerin tarihine barış olarak yazıldı.

Mektuplar yazıldı yollandı. Cevaplar yazıldı ve okundu ve artık final deyip infaz mangasından döndük.

Peki bundan sonra ne olacak. Bu mücadelenin kazandırdıklarımı harcanacak yoksa kaybettiklerine mi ağlanacak bilmiyorum ama olası yanlış bir senaryo her şeyi mahvedebilir.

Bazı savaş ağızlarına göre silahsız çekilme kararı ise şöyle;

''Silahlarını gömsünler ve gitsinler...''

İster silahlı ister silahsız bir çekilme olsun önemli olan bu karara varılmadır. Silah sadece bir araçtır. Sizler unutuyorsunuz ki silahlı da olsa silahsızda olsa bir barış sağlanacaktır kaldı ki sizin tutumunuz bu deyişler ile başka bir amaç doğuruyor.

Silahsız çekilme olursa arkadan vurma olasılığınız mı doğacak? Bırakın bunları tarihinizi tekerrür etmeyin lütfen.

Buna her şey neden olabilir.

Mecliste çekilmeye karşı olanlar savaştan değil, söz konusu başarılarını elden kaybedeceklerine neden olacak barıştan korkuyorlar.

Onların bu bağırışları ve telaşları barışın habercisi. Onlar telaşlandıkça barış bir o kadar yaklaşmaktadır.

Ne peki sizi bu kadar korkutan?  Bir daha ölümlerin olmayışımı?

Bırakında insanlar barış içinde bir hayat yaşasın ve sizde kan ve insanlarınız üstünden siyaset yapmaktan vazgeçin.

Gerçekten insanlar soluk soluğa koştururcasına tutsak bir hayat yaşadı ve bu da çok ağır bir bedelle başarıya ulaşıyor.

Meclisteki çekilme karşıtlarını görünce aklıma İtalya’nın faşizmin savunucu  lideri Mussolli ni geldi. Nazım Hikmet’te, ‘’Taranta Babu’ya Mektuplar’’ adlı yazılarında bunu şöyle ifade ediyor.

Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU!

Tek başına  yapayalnız
              karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi  bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
               korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU
çok korktuğu için
               çok konuşuyor!.

Gel gelelim finale;

Tarih bir güne daha tanıklık edecek ve bu her iki tarafında zaferi olacak ve kazanan tüm insanlık olacak.

Günlerdir düşünüyorum size nasıl bir yazı sunmayı. Uzun uzadıya köşeleri doldurmadan her şeyi ortaya sunacak bir yazı. Sesime kulak verin ve acı bir kahvenizi aldıktan sonra okuyun barışı, size bundan sonra acı veren tek şey  kırk yıllık hatırı kahve olup tatlandırsın.

Metropol telaşlarından harikulade bir hayattan başka bir hayatı anlatacağım size.

Dağları… Ağaçları… Kuşları…

Ve arta kalan kocaman bir ömür Barışı…

Bırakın gündemi dışarı bakın ve güneşin neyi eksik olduğunu hissedin. Sokaktaki insanların ortak isteğini hissedin ve neyin gerekli olduğuna siz karar verin.

Bunu yazmak için çok bekledim.

Newroz da kandildeydim. İnsanların coşkuları barışın habercisiydi ve o barış yaşanıyor. İnsanlar o gün zaferlerini kutlamaya başladılar newroz ateşiyle.

Kawa’nın ateşi, Kandilde yandı. Dağlarda ateş yakarak kutladılar barışın zaferini.

İnsanlar ahenkli bir coşkuyla yaşıyordular Newrozu…

Dağlardan inen gerillalar onlara eşlik ediyordu. Kimisi abisini, kimisi kardeşini, kimisi oğlunu kızını kimisi de dostlarını görüyordu benim gibi…

Kandilin müthiş virajlarında hakimiyetini kaybeden araçlar her ne kadar kayıp birbirilerine çarptılarsa da aldırmadan merak bile etmeden hasarlarını tırmandılar dağlara. Çünkü o kadar hasarları var ki bunu onaracak kadar zamanları yok.

Oğlundan 2 yıldır haber alamayan bir ailenin oğullarıyla kavuşmasına tanık oldum. Öyle coşkulu bir ortamdı ki hem ağladım hem düşündüm. Onların ki terk ediş aksine kavuşmadır. Hiçbiri ailesini terk etmedi aksine kavuşmak için mücadeleye girdiler ben bunu gördüm.

Hepsinin birer hikayesi ve birer amacı vardı. Hepsi bir amaç uğruna ordaydı. Üniversiteli ve atik gençlerdi.

Kandilin zirvesinde hala karlar vardı. Barışın karları eriteceğini umanlar vardı. Sıcak bir barış ve bir bardak sıcak çay içini eritti insanların karlı Kandilde.

Tüm bunları yazarken o anlar hala gözümün önünde canlanıyor. Bu mutluluk kaç yıllık diye değerlendirmek zor biliyorum ama barışın beklendiği yıl kadar uzun.

Ne köşelerden bağıranlarla  ne de ağzı savaş kokanlarla muhatap olamam. Kandille aydınlanacak olan ve barışın hakim olduğu bir ülkenin biyografisini yazacağım.

Sizce, bugüne kadar gelindi ve binlerce insan öldü kazancımız ne oldu?

Liderler en liderliğe, komutanlar en iyi kıdeme, generaller en iyi rütbeye ulaşana dek ölün dediler. Ama ne komutan, ne liderler ne de generallerden başka kimse gülmedi.

‘’Ölün’’ dediler.

‘’Vatanınız ve milletiniz içi ölün’’ dediler. Oysa vatan da bizdik millette bizdik.

Vatan da öldü, millette…

Oysa ne güzel barış içinde yaşamak. Sınırları olmayan sınırsızca barış içinde bir dünya.

Bunu size sunanlara vatana ihanet diye suçluyorlar. Atalarımızın bize bahşettiği topraklar bunlar diyorlar. Sarıp sarmalamak gerek.

Peki neden o muhteşem Atalarınızın kimlerle birlikte savaştıklarına aldırmıyorsunuz.

Farklı ırklarda Ataların o sarıp sarmaladığınız, dağlarına bombalar yağdırdığınız topraklarda göğüs göğse birlikte öldüklerini söylemiyorsunuz.

Birbirinize atıp tuttuğunuz kadar birlikte oturup bir çare bulmuyorsunuz. Madem öyle her lider bir amaçsa o zaman bu amaçlarla bu ülkeyi böldüğünüzde neden insanları uyutuyorsunuz.

Sürü muamelesi yapıyorsunuz.

Oysa ben ne sizin sürünüz de koyun ne de sürünüze saldıran kurt olurum.

Bırakın bunları da badem ağaçların çatırdayan çiçeklerin tomurcuklarına kulak verin. Silahlara susun dercesine Newroz da barışı simgeler gibi beyaz beyaz çatladılar. Dağlar inatla barış dercesine eritmiyor beyaz karları…

Çok uzun uzadıya anlatamayacağım size betimlemelerle…

Basından sorumlu gerillanın yanındaydım kandilde. Çekdar isimli gerilla 7 dil biliyordu, yabancı gazetecilerden oluşan bir toplulukta bana ancak sıra geldi ve bir küçük tebessümle bana direkt olarak Kürtçe ‘’Slaw u rêz’’ diye tebessümle selamladı. Epeyce konuştuk o da diğer arkadaşlarıyla aynı sözlerle devam etti hepside aynı nakaratla istinasız şunu söylediler;

‘’Tedirginiz her konuda. Barışın değil savaş yandaşlarının tedirginliğindeyiz. Oysa ki bizim ki onurlu bir mücadeledir.  Bu konuda sağlam adım atmalı Türkiye. Gerçekçi ve samimi olmalı. Boşa geçmemeli bu süreç, kararlılık gösterilmesi gerekir. Her ne kadar savaş politikası varsa bunun barış politikası da var ve buna uygun hareket edilmeli. Bize etki verilmediği sürece tepki göstermeyiz. Çünkü bu süreci bizde hassas izliyoruz. Provakelere de dikkat edilmeli…’’

Doğru aslında haklılar. Tarihe baktığımız da her şey çok açık…

Artık basının işi zor. Ne şehit haberleriyle izlenme rekorları kırılacak ne de yandaşlıklar yaşanacak. Gazeteden sür manşetler artık geri dönmeyecek şekilde sürgün edilecek. Şehitler üzerinden rant sağlayan vekiller bir daha bağıramayacak.

Tarihin tozlu sayfalarına üfleyip o tozu uçurdu Kürtler.

Ve barışı yazıyorlar, tarihe tanıklık edece barışı…

Siyabend Fırat Çetin-Hewler/Kürdistan

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.