Bizim bitmeyen çilemiz: ?Hassas? ve ?muhafazakar? vatandaş

22.04.2013 02:21:14
A+ A-

 

Hepimizin çocukluktan kalma bir " .  Amcası " vardır. O amca  ordudan, maliyeden ya da güzide bir kamu kuruluşundan emekli olduktan sonra kafayı mahalleye takar, kaldırım taşlarıyla bile kavga ederdi. Topumuzu yakalar 'kesim mi ha kesim mi' diye bağırır, hatta biz gözyaşları içinde yalvarırken o büyük bir haz ve elindeki kör olmayan bıçakla lastik topumuzu keserdi. Yol kenarına park eden arabaların sileceklerini kaldırır, sokakta oynayan hiçbir çocuğa tahammül edemez yakaladığının kulağından tutup işaret parmağını gözünün içine sokarcasına tehdit eder, anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirirdi. Kendisini mahallenin sahibi, efendisi sanan bu amcalarla başımız dertten hiç kurtulmazdı ve ne vakit annemize ya da babamıza şikayet edecek olsak onların en hafifinden 'uyma sen ona' lafı ile karşılaşırdık. 'Efendilik sen de kalsın...'

Biz, çoğumuz böyle büyüdük, büyütüldük.  Onların kapılarının önünden parmak uçlarımıza basarak geçtik, topumuzu bahçelerine kaçırmadık, ses çıkarmadan oynadık.  Birileri bizim canımızı yakmaya çalıştığında büyük bir iyi niyetle onların akıl sağlıklarının çok da yerinde olmadığını en azından bir 'rahatsızlıkları' olduğunu bilerek ya da umarak yaşamayı öğrendik. Kimsenin topunu kesmedik, ne kadar edepsiz olsa da komşunun çocuğunun kulağına yapışmadık.  Ve hatta o amcaları gördüğümüzde selam verdik hatta hal hatır sorduk. Velhasıl efendilik hep biz de kaldı.

Bu amcalardan da bize, Tanrı'ya inanlara iki çift laf edildi diye ortalığı ayağa kaldıran ama çocuklar tacize, tecavüze uğrarken Allah için iki çift laf etmeyen, bankaya yatırdığı paracıklarının faizini 'günah' demeden çıtır çıtır yiyen, 20 yaşında gencecik insanların can verişini 45 saniyeliğine tv'de izledikten sonra yemeğine devam eden, vatan sevmeyi eline bayrak alıp sallamaktan ibaret gören  ' muhafazakar' ya da 'hassas' vatandaşlar kaldı.  Ve elbette modern çağa ayak uyduran bu 'muhafazakar' ve de 'hassas' vatandaşların hacim alanı bizim mahallerimizdeki huysuz amcaların hacim alanlarından fazlaydı.

Şimdilerde kimseyi bulamadığında aynada kendi suretiyle kavga etmekten çekinmeyen bu 'güzide' insanların rahatsızlıklarını ziyadesiyle gösterdikleri günleri yaşıyoruz. Mesela 30 yıldır süren savaşın ardından bir umut bu savaş bitecek galiba derken,  çok sevgili 'hassas' vatandaşlarımız öyle bir isyan etti ki, biz ülkede Kürt sorunu değil de Türk sorunu olduğunu anlamış olduk. Kürtlerle, Türklerin asla eşit olmadıklarını söyleyenler mi dersiniz,  adının önüne T.C yazan, bayrak elde alanlara koşan, Mustafa Kemal'in yeniden doğmasını uman mı dersiniz. Ben 'barışmam da barışmam' diyen bir kesim kendi kendiyle ve 'barış' sözüyle kör dövüşüne girdi. Tam seyirlik diyeceğim ama senaryo kötü, oyunculuk berbat.

Bütün bunlar olurken çok geçmedi Fazıl Say'a "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamaktan"  10 ay hapis cezası verildi. Çünkü Fazıl Say'ın bundan 972 yıl önce ölen Ömer Hayyam'ın dizelerini paylaşması  'muhafazakar' vatandaşlarımızın ağrına gitmiş, duygularını incitmişti. Hem de başka bir kısım halkın ya da hakların yakılarak, bombalanarak öldürülmesine alkış tutmanın, 'oh olmuş' demenin, hatta öldürmenin suç olmadığı bir ülkede.

Alevi yakılır, Kürt linç edilir, Ermeni arkasından vurulur bunlar 'münferit' olur.  Fazıl Say 140 karakteri aşmayan bir tweet yazar 'suç' olur.

KILAVUZU KARGA OLANIN.

Hükümet sözcüsünün 34 kişinin ölümünü "operasyon kazası" olarak tanımladığı, milletvekilinin  "Ermeni'nin aklı bana lazım değil" diyebildiği, Başbakanın "ne Ermeniliğimiz ne af edersiniz Rumluğumuz kaldı" deyip üzerine  "kadın mıdır kız mıdır" diyerek mum diktiği ve bunların hiç birinin adli makamlar tarafından 'suç' sayılmadığı bir ülkede arkasına yüce devletlümü alan 'hassas' ya da 'muhafazakar' vatandaş fikrini, zikrini, yazdığını, çizdiğini beğenmediğini linç etmeye, olmadı hapse attırmaya kalkışıyor ve başarıyor. Atalarımızın dediği gibi kılavuzu karga olanın burnu bir türlü temiz hava alamıyor.

Kimin nasıl, nerede yaşayacağını, ne söyleyeceğini, nasıl giyineceğini, hangi cinsel kimliğe sahip olacağını, nerede ne yazacağını, söylemenin biricik hakkını kendinde görmek, buna karar vermek "hassasiyet" diye tanımlanır oldu. Velhasıl yüz kırk yıllık faşizm oldu sana hassasiyet. Ve böylece sevgili Türkçemize "hassasiyet faşizmi" diye bir kavram daha eklenmiş oldu.

İşte tam burası 'muhafazakar' ve 'hassas' vatandaşlarımızın birleşme noktasıdır.  Çünkü kendini 'muhafazakar' ya da 'hassas' olarak tanımlayan ve kendini illaki ötekinden farklı ve üstün gören bu insanların kendi görüşü beğenisi dışında başka herhangi bir şeye ve hatta birbirlerine bile tahammül yetisi yok.  Bizden de hala topumuzu sakınmayı, onların kapılarının önünden geçerken ses çıkarmamamızı, yokmuşuz gibi yaşamamızı bekliyorlar. Ama efendilik de bir yere kadar.

Bana Ankara Seyranbağları'ndan adını şimdi hatırlayamadığım ama aradan geçen 30 küsür yıla rağmen yüzünü hiç unutamayacağım '.. Amca'dan yadigar kalan   pek 'hassas' pek 'muhafazakar' ve bir o kadar da rahatsız  kardeşim, artık yeter. Sanma ki biz senin had bilmezliğine, bu 'oralar buralar bütün ülke benim oluyor istemezseniz çekin gidin' havalarına, edepsizliğine korktuğumuz için susuyoruz. Sanma ki biz senin topunu yakalayıp kesemez, kapının önünden geçerken iki çift laf edemeyiz. Bugüne kadar sustuysak, durduysak efendiliğimizdendir.  İstiyorsan kendini  'hassas' ve serin bir yerde 'muhafaza' et ama artık bir dur bir huzur ver.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.