Bizim medyanın barış dilleri

01.05.2013 22:24:21
A+ A-

Medyamızın barış diline geçme ihtimali yok, çünkü zaten barış dilinin ne olduğu hakkında bir fikirleri bile yok. Olsa olsa savaş dilinin en uç noktalarını biraz törpülemeyi becerebilirler en fazla. Ki onda bile zorlanıyorlar. Ki o bile milliyetçi, savaşperver insanların tepkisiyle karşılaştığı için medya önemli bir adım attığını zannedebiliyor barış diline doğru. Oysa medya dün nerdeydiyse bugün de orada. Ve barış tümüyle gelene kadar da kendisini düzelteceği yok. O barış da medyaya rağmen gelecek, sayesinde değil.

 

Törpülenen şey ne peki? Yıllar önce "artık bu terimleri kullanacaksınız" diye kendilerine emredilen takıları kullanmamaktan ibaret yaptıkları. "Bebek katili, bölücübaşı, bölücü terör örgütü" dememekten ibaret. Ki o bile yarım yamalak çünkü artık masaya oturulup barış yapıldığı halde bile muhatabına "terörist" demekten vazgeçemiyorlar bir türlü. Eskaza ağızlarından "PKK gerillası" çıkınca da değil altmış üç, bin altmış üç akil adamın bile etki edemeyeceği hassas kamuoyumuz tepkisini koyuyor hemen. "Eli kanlı terörist" demekten sadece "terörist" demeye başladı medya. Barış dilinde ne büyük bir adım.

 

Ama zaten önemli olan hangi takıları kullandığınız değil ki... Evet o da önemli ama ondan çok daha önemli olan şey zaten barışmaya çalıştığınız insanları nasıl tanımladığınızdır. Takılar buna dair bir ipucudur, nasıl düşündüğünüzün göstergesidir. Ama sadece takıları kullanmamaya başlamanız, düşünce şeklinizi değiştirdiğini göstermez. Hem kullanmaya devam etmeniz kimbilir senelerin alışkanlığından birden vazgeçememenin sonucu diye hoş görülebilir bile. Yarın belki artık bu takıları hiç kullanmayabilirsiniz de. Ama tanımlamanız, yaklaşımınız değişmediğinde şeklen bir değişimden başka bir şey olmayacaktır yaptığınız.

 

Medyamızın en büyük kutsal görevi, otuz yıldır hiç aksatmadığı, ve daha uzun zaman vazgeçmeyeceği metod, Kürtlerin ağzından çıkan her şeyi, yaptıkları yapacakları her şeyi bir tehdit olarak etiketlemek, kötücül bir şeytani nitelik atfetmektir. Bu milli bir görevdir ve aksi düşünülemez. Ne Kürtler, ne PKK asla ve asla iyi bir şeyi söyleyemez, iyi bir şeyi vaat edemezler. Söylediklerinde, yaptıklarında mutlaka kötü bir şey bulunmalı, kamuoyu bu şekilde bilgilendirilmelidir. Bazen sözler çarpıtılabilir, olmadık yerlerden olmadık manalar çıkarılabilir. Bunlar mübahtır. Çünkü medya barışın değil, devletin tarafıdır.

 

Barış masası kurulduysa medyanın görevi masada oturanları eşit şekilde eleştirmek, denetlemek, ya da sadece haber yapmak değildir. Masanın bu tarafına oturmak ve mevzi kazanmak için diğer tarafa saldırmaktır. Bunun son büyük örneğini yeni atlatmıştık (İmralı Tutanaklarının Medya Yansıması: Elli bin Ölürüz mü, Elli bin Öldürürüz mü? http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/imrali-tutanaklarinin-medya-yansimasi-elli-bin-oluruz-mu-elli-bin-oldururuz-mu-16603 ), şimdi de yeni saldırı metodu "silahlarıyla Kandil'de bir tehdit unsuru olarak mı bekleyecekler, bunun neresi etik" demek oldu.

 

Karayılan'ın son açıklamalarında da bu saçma tehdit suçlamasına vurgu vardı ama onun söylemesine bile gerek yoktu bu saçmalığı teşhir etmek için. Devletle yaptıkları pazarlık (bu kelimenin kötü bir mana içerdiğini düşünmüyorum) sonucu devletten bekledikleri demokratik hamlelerde hep "sınırlarımız içinde silahla durmanız yüzünden yapamıyoruz" ifadesini duyduklarından, Öcalan'ın da emriyle çekilmeye karar vermiş, böylece ilk adımı atıp devletten devamını beklemişler. Ki zaten çekilmenin hangi amaçla, neyin gerçekleşmesi için yapıldığını tahmin etmek bu kadar mı zor ki Karayılan'ın bu açıklamasına ihtiyaç duyalım. Devletin, iktidarın elini rahatlatmak, yapacağı(nı vaad ettiği) demokratik reformların halkta taviz, yenilgi hissiyatı uyandırmasını engellemek için çekildiklerini analiz etmek için otuz yıllık duayen stratejist mi olmak lazım.

 

Kör gözüne parmağım olan buyken, medya, masada oturduğu taraf dolayısıyla (hatta belki devlet/iktidar ondan böyle bir şey istemezken bile) el arttırıp, "Kandil'de silahlı durmaları bizim için hala tehdit" demeye başladı. PKK'nın, hem yaz gelmişken, hem uluslararası konjonktür tam lehlerineyken, hem çekilmemek için Öcalan'a bile yarım ağız diretmişlerken, aslında gayet istemedikleri bir çekilmeyi gerçekleştirmiş olmalarına gözlerini kapayıp, sanki bu çekilmenin işlerine geldiğini, bu sayede devleti tehdit eden konuma yükselmiş olduklarına dair kamuoyunu yalan bir tehdit algısıyla doldurmaya başladılar. Ve kimse de, "madem amaç tehditti, o zaman burada kalırlardı, niye çekilsinler ki" demiyor nedense...

 

Barışın hiç yaramadığı Taraf gazetesinde, Namık Çınar'ın çekilmeyi askeri bir strateji olarak "PKK'nın savaş hamlesi" diye nitelemesi, Ahmet Hakan'ın konuklarına sürekli "PKK'nın yaptığı ne kadar etik, orada silahlarıyla durup devleti reform yapmaya zorlamaları ne kadar ahlaki" diye sorması, acaba kaç "bebek katili" lafı eder? Üstelik bugüne kadar hangi barış zaten tarafların birbirlerine şartlar sürüp o şartların yerine gelmesiyle orantılı olarak silahsızlanmayla sonuçlanmamış ki şimdiden, hem de taa Kandil'de olmalarıyla bile yetinilmeden "ellerinde silah varsa bu tehdittir" lafları ediliyor? Üstelik tam da bunun tersi olsun diye, tam da devlete "hadi tamam madem tehdit altında hissediyorsunuz, çekiliyoruz, yapın reformları" diyen bir örgüt için deniyor.

 

Medya niye barış diline sahip olamaz biliyor musunuz? Çünkü bu yazıyı okuyan siz bile benim PKK üyesi olduğumu düşünmüşsünüzdür. Değil mi ki PKK'nın iyi bir şey yaptığını yazıyorum, medyanın PKK'nın her sözünde, her eyleminde bir kötücüllük bulmasını eleştiriyorum. Hayır PKK kötü bir şey yapmasa bile bunu demeye ne gerek var, bu kötü değil demek PKK propagandasıdır çünkü.

 

Ve medya otuz senedir bunu o kadar çöreklendirdi ki bugün artık PKK (hatta bütün Kürtler, Kürt mücadelesine ucundan kıyısından dahil olmuş herkes) ne derse desin mutlaka altında bir çapanoğlu bulmazsa, hele hele bir de hak verirse algılarımız o kadar şartlanmış ki o kişiyi direkt o cepheden saymaya başlıyor bilinçaltımız.

 

Barış için PKK'yla da görüşülür ama PKK'ya iyi bir şey atfedilemez. Çünkü atfedilirse onlardan olursun ve onlardan olmak da dünyanın en kötü şeyidir. Dolayısıyla onlar hala dünyanın en kötü mahluklarıdır. E o zaman doğal olarak da her dedikleri, her yaptıkları kötüdür.

 

Ve her dedikleri her yaptıkları kötü olanla... masaya oturulmaz. Ama oturduk. Çünkü barış için onlarla görüşülür. Ama onlara iyi bir şey atfedilemez. Sonsuz döngüye tekrar girdik.

 

Medya bu döngüsel paradoks içinde debelenip duracağı için de hiç bir zaman barış diline sahip olamaz. Derdimiz en azından çok büyük taş olmamaları barış yolunda.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Güney Afrika örneği -

Yine de diyeceğim, başka bir ülkeyiz başka matematiği var buranın da. Ama temeldeki niyet barış pahasına nelerden geçilebileceğini de görmek... Mandela diyorki: "Çokırklılıktan söz ettiğinizde, bu ülkede birden çok ırk bulunduğunu söylemiş olursunuz. Bu da bir anlamda ırk kavramını ölümsüzleştirmektir, oysa biz ırksız bir toplum istediğimiz ifadesini tercih ettik. Bunu tartıştık ve tam olarak bu ifadede karar kıldık. Biz çokırklılık yanlısı değil, ırksızlık yanlısıyız dedik. İnsanların renk esaslı düşünmeyi bırakcağı bir toplum için mücadele ediyoruz. Önemli olan ırk değil fikirdir." Barışın dilini konuşabilecek fikir adamları, önemli olanın ırk değil fikir olduğunu bilen gönül adamlarının sayısının artmasını dileyelim biz de:)

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.