?Böldürmem? diyenin bölücülüğü...

20.02.2013 04:41:46
A+ A-

 

 

 

 

Düşünüyorum da, ülke bütünlüğü adına, Kürtlere kaş çatanlar, yılardır süren savaşın ülkeyi terörize etmesinin bir sonucu olarak, fiilen bölümüş bir Türkiye’yi savunmakla, esas bölücülüğü onlar yapmıyorlar mı?

Açalım;
Karadeniz’e sokulmayanlar bu ülkenin seçilmiş, meşru temsilcileri olmasına rağmen, bir linç girişimiyle engeleyenler, hangi ülkenin seçilmişlerini, hangi ülkeye sokmuyorlar?  Bu bölücülüğün alasıdır bence. Kimileri de Sivas’tan öteye bir adım bile atmıyorken, orayı, siyasetinin alanı dışına çıkarmışken, faaliyetini durdurmşken, merak ediyorum hangi bölünmemeiş ülkeden bahsediyorlar acaba?  Haritadan çıkarmamış olsalar bile, gözden çıkarmışlardır oraları. Üstelik bunu yapanlar ‘ülkenin bölünmez bütünlüğün’den en çok dem vuran siyasetlerdir. Peki bu durum fiili bir bölünmüşlüğü kabullenmekle eş anlamlı değil de nedir?..

Yasal siyasetin mecliste vekilleri olan, CHP ve MHP gibi partiler, Kürt bölgelerinde bırakın siyaset yapmalarını, var olma çabalarını bile yitirmiş, bu yitirmeyi kanıksamış partiler değiller mi? Buna zımmen de olsa bölünmüşlüğü kabullenmek denmez de ne denir..

Soğuk savaş dönemine göre şekilenmiş bu ve benzeri parti ve siyasetlerin, yeni dünya düzenine ayak uyduramamaları, onları  inkarcı ve tahamülsüz kılmıştır. Varlıklarını daha ne kadar sürdürecekleri ise, bu değişime ayak uydurup uydurmamalarına bağlıdır. Elbet tümden yok olmazlar, ama gittikçe marjinalize olurlar. Bu inkarcı ve statükocu, siyasetler, uzlaşmaz tutumlarıyla, zaten ülkeyi fiili bir bölünmüşlüğe getirmiş ve bu durumu da  zımmen de olsa kabullenmiş durumundalar.

Sinop ve Samsun’daki linç girişimleri de gösteriyorki,  bırakın ülke sathımda seçilmiş vekillerin siyaset yapmasını, seyehat özgürlüğünden bile bahsedilemiyecek bir bölünmüşlük haline gelmiş durumdayız. Görünen o ki, ‘böldürmem’ diyenler, ülkenin fiilen bölünmüş bu halini savunurlarken, bölücü olarak gösterilen Kürtler, onların tersine, bu bölünmüş hali ortadan kaldırıp, birlikte yaşamayı savunuyorlar. Şimdi bölücü olan kim?..

Eğer bölünmemiş bir ülkeden bahsediyorsak, başata seyhat ve ticaret yapma özgürlüğünün olduğu bir durunun olması gerekir, bırakın diğer ayrıntıları. Bir Karadenizli, bir Egeli, bir Akdenizli rahatlıkla Kürt nüfusunun yoğunlukla yaşadığı kentlere seyhat edebilir, iş kurup, ticaret  yapabilirken, Kürtleri için aynı rahatlıktan bahsedemeyiz. 

Hatta savaşın bütün olumsuz sonuçlarından dolayı, canını kurtarmak için, büyük kentlere göçmüş, sürülmüş ve o kentlerin eteklerine tutunarak hayatta kalmaya çalışan, aile biriliği bozulmuş Kürtlere  karşı geliştirilen nefret hareketlerini görmezden gelemeyiz. Kabul edin veya etmeyin, bu bir Türkiye fotoğrafıdır.

Biraz daha ayrıntıya girip, görünür kılalım.
Sivas’tan öteye, kim gidebiliyor, kim gidemiyor, buna bakalaım?

Ora’ya bir nedenle gidenler:
*Oraya, devletin tayin ettiği vali, kaymakam, polis gibi memurlar görevle gidip, görevlerini de vatan aşkıyla tamamladıklarında, yerlerini yenileriyle decrederk tekrar geri geliyorlar. Bu devletin bir rutın görevidir zaten.

*Savaşı sürdürmek için, ateşli sillahları ve vurucu güçleriyle, ordunun her kademeden birimleri oraya gönderiliyorlar. Bunların da her gideni mutlaka geri gelmiyor, kimisi şehit olarak, kimisi gazi, kimisi de pisikolojisi bozulmuş bir halde geri geliyorlar ki, bu Türkiye'nin iç  kanamasıdır, acilen durdurulması gerekir...

*Devletin, istihbarat  birimleri olan MİT ve JİTEM’in elemanları oraya gidiyorlar. Hatta bunlar için had, hudut da yoktur,  sınırları aşırı faaliyet gösteriliyorlar. Yakın tarihte bilinen bir çok komplo ve pravakasyonda bu birimlerin payları çok büyük olduğu yaygın bir kanaatir ülkemizde. Bunlarının Oraya nasıl gidip, nasıl döndükleri ise, tamamen  bir devlet sırrıdır. Kontraları, yeşilleri, alları, pulları da siz düşünün artık...

* Oradakilerin bir anadilleri olduğu, anadillerini onlara hak tanıyıp, kendi dillerinden eğitim yapmalarının olanakları sağlanacağına, var olan anadillerini asimlasyona tabi tutmak için, devlet bir de öğretmenleri yolluyor Oraya. Süren sıcak savaştan dolayı, bu ‘öğretme’ hali de bir çok dramatik, iç sızlatan  sonuçlar doğurduğunu bilmeyenimiz yoktur zaten.

*Bir de, köyleri kasbaları yakılmış, ve bu nedenle büyük kentlere sığınmış, orada yaşamayı başaramamış yaşlılar geri gidiyorlar Oradaki köylerine, fillerin mezarlarına  yürümesi gibi hüzülüdür bu dönüşler...

Hergün sayıları gittikçe çoğalan, gurbette doğup büyümüş gençler, anne va babalarının doğdukları toprakları tavaf etmeleriyle oraya gidip, dönenler vardır. Bu gençler şarıkılarını acı gibi yanlarında taşırlar. O nesil, artık ne buralı, ne de oralıdır...

Ora’ya bilinen nedenlerle gidemiyenler:
*Başata iki siyasi patimiz olan, CHP ve MHP  Orada siyaset yapmayı yıllardır bir kenara bırakmış ve bu durumu kanıksamışlardır. Gelecekte bunların Orda siyaset yapacakalrına ilşkin, en ufak bir emareden bahsedemeyiz. Sanki vermişler topa tüfeğe, kurtulmuşlar gibi...

CHP’nin bazı gezileri de kır gezilerinden öteye gitmemiştir. Adeta şiirdeki gibi: Orada bir halk var, gitseler de, gitmeseler de; oy alsalar da, almasalar da, o halk onların halkıdır. Yani fiili bir bölünmüşlüğü kabullenmeleri, o alanlardan çekilerek ispatlamış durumdalar. Bunların birlik, beraberlik sağlama anlayışlarının altınta, tümden bir halkın ya ön kabulsüz itaati, ki bu bu saaten sonra mümkün değildir, ya da  soykırm yatmaktadır... Var olan 'bölümüşlüğü' meşrulaştırmak dışında yaptıkları bir şey yok bunların... 

Bir de oradan hiç ayrılmayanlar var:
Köyler yakılırken, bir çok kedi ve köpeğin, oraları terk etmedikleri, kaldıkları, hatta bazılarının yanan evlere, alevlerin içine daldıkları ve evlerle beraber yandıkları üzerine, az anlatı dinlemedim bugüne kadar.  Hiç ekilmeden öylece kalan, mayın döşenen araziler, akan sular ve dağlar kaldı oralarda. Aynen gece ve gündüz gibi terk etmediler Oraları. Onların gözü yoldadır, her yıl gideni onlar karşılayıp, uğurluyorlar. Ah bir de, dile gelip, dertlerini anlatsalardı...

Sonuç olarak:
Elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim;
fiilen bölünmüş durumda olan ülkemizi,
'vatanı bölmemek’ adına, durumun devamını istemek,  
fiili bölünmüşlüğü, meşrulaştırarak kabullenmekten başka bir şey değildir. 
Bana göre, bu saatten sonra 'böldürmem' diyenler, bölücüdür.

Fadıl Öztürk
www.fadilozturk.com
___________________________________

NOT:
Yukarıdaki fotoğraf:
Tunceli / Mazgirt / Darikent 'in Manekrek köyünün yaşlılarının fotoğrafıdır.
Ortadaki mavi gömlekli Keko Amca'yı geçen yıl kaybettik. Işıklar içinde uyusun.
Savaş yılları yaşlıların canına tak etmiş olacak ki,
cenneti öbür dünyada değil, bu dünyaya istiyorlar.
Bu fotoğraf, bir cennet / cehenem oylamasının fotoğrafıdır... 

F.Ö.

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.