Bu yol bir barış ülkesinden geçmez

20.08.2013 06:22:09
A+ A-

Otuz seneden bu yana devam eden iç savaş duruldu gibi gözüküyor. "Barış Süreci" diye bir zaman dilimi belirlenmiş ve bu süre zarfında kesin olarak sorunun çözüleceğinden söz ediliyor. Sistemin nasıl işleyeceği şimdilik bilinmiyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; otuz yıldır devam eden ve adına "PKK terörü" denilen olgunun Hükümetler tarafından hiçbir şekilde mantıklı bir analizi yapılmamış. Kısaca terör dediler, işte o kadar.

Nice ocaklar söndürüldü, nice yiğitler gereksiz şekilde yere serildi. PKK terörüne panzehir olacak diye "Devlet terörü" uygun seçenek olarak belirlendi. Zaman içinde; SHP, Demirel ve Mesut Yılmaz gerçeği görmüş fark etmiş; ama nedense, bir türlü gerçeğin savunucusu olamadılar.

1960'lı yıllar boyunca o zamanki Anayasanın sağladığı geniş özgürlük ortamında o günün aydınları ahaliyi önemli oranda uyandırmaya çalıştı. Nedense ülkeyi yönetenler bu işi hiç sevmedi. O yüzden, sürekli olarak aydınlarla kıyasıya bir hesaplaşma içinde oldular. O yıllarda NATO marifetiyle diğer üçüncü sınıf ülkelerde olduğu gibi ABD, Türkiye ile de kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyordu. Başbakan Demirel ise 1961 Anayasası ile ülke idare edilemeyeceği tezini işliyordu. (Bir süre sonra da değiştirdi.)

Sırası gelmişken; ABD'nin üçüncü dünya ülkelerinin işine karışmasının nedenini şöyle açıklamak daha gerçekçi olur. Bu devletler halen olduğu gibi Amerika'nın birer müşterisiydi. Ülkesi içinde satamadığı kusurlu sanayi ürünlerini oralara pazarlıyordu. Kredi vererek bir tür faizcilik yapıyordu. Üstelik o kredinin hangi amaçla kullanılması gerektiğine de kendisi karar verebiliyordu. Silah satarak hem savaşları tetikliyor, hem de oradan kazandığı para ile yine kendi silah sanayini ayakta tutabiliyordu. Bizim gibi müşteri devletler, kredi alabilmek için ABD'nin emirlerini harfiyen yerine getirmek zorunda kalıyordu. Ahaliyi uyandıran aydınların, sanatçıların, yazarların susturulmasını ABD talep ediyor, 'derin' devlet de uyguluyordu.

Halkımız sefilleri oynarken, Kürt halkının da şimdi sözü edilen demokratik hakları zaten hiç kimsenin umurunda değildi.

1969 Öğretmenler grevinde köy öğretmeniydim.  Grev günü Yüksekova'ya giderken Muhtara durumu anlattım; soran olursa beni nerede bulabileceğini söyledim. O da;
"Ben devletin adamlarının arasına girmem, ne haliniz varsa görün" demişti bana. Bu sözler hiçbir zaman hatırımdan çıkmadı. Demek ki devlete güven meselesinde bir sıkıntı vardı.

Demem o ki; 1961 anayasasının izin verdiği ölçüde öğretmenler ve diğer aydınlar İnsan ve yurttaşlık haklarını ahaliye anlatma imkânı yakaladı. Bu sırada 'namuslu' olarak bilinen aydınların hapsedilmesi, işkence görmesi Devlet ? Yurttaş ilişkilerini bozmaya başladı. En önemlisi de özellikle Kürt aydınlarının kırımdan geçiriliyor olması Kürt milliyetçiliğini tetikledi. Bu kez Türk ve Kürt milliyetçileri de çatışmaya başladı.

Türk eğitim sisteminin bir sonucu olarak tüm Türk halkı yani Türk milliyetçiliği Kürtlere karşı cephe aldı. Ve 1970'lerin ilk yarısında Kürt milliyetçisi örgütler kurulmaya başladı bu olgu Kürtler arasında sempati ile karşılanmaya başladı. Bunu fark eden zamanın Hükümetleri orantısız güç kullanmaya başladı. Kürt halkının tamamı potansiyel düşman olarak algılanmaya başladı. Güneydoğuda yapılan bazı katliamlar karşılıklı suçlamalara neden oluyordu. Olan halka oluyor, katiller bir türlü bulunamıyordu.

Aradan 40 yıl geçti. Kürtler dize getirilemedi. Nihayet akıl galip geldi ve bir "Barış Süreci" başlatıldı diye düşünür hale geldik. Hükümet tarafı diyor ki; bu süreç 'siyasetin önünü açacak.' Böylece çözüm zamana yayılmak isteniyor. Oysa Kürtler derhal bir çözüm beklentisi içindedir.

Çözüm için muhatap kim?
Terör örgütü olarak kabul edilen PKK lideri Abdullah Öcalan.

Ve bu Öcalan; hem Kürt halkının destansı bir kahramanı hem de barış sürecinin mimarıdır.

Gel gör ki Hükümet adına beyanat verenler, herhalde seçmenlere yaranmak adına o adamı dışlamaya çalışıyor.

Abdullah Öcalan'ın Kürtler nezdinde var olan siyasal ve sosyal itibarı anlaşılmadan barış yapılamayacağı anlaşılıyor.

Barış masasının bir tarafında oturan insana hakaret ederek bir yere varılabilir mi?

Böyle giderse bu yol, hele de Ortadoğu gibi fokurdayan bir yerde bir barış ülkesinden geçemez.

Demokratikleşme paketi yoldaymış, gelecek, göreceğiz.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.