Büyük Ortadoğu Cehennemi

27.09.2013 13:40:32
A+ A-

En sonda söylenmesi gerekeni en başta söylemeliyim ki,düşüncemdeki gerginlik atmosferini atlatabileyim.Türkiye'de bir kesimin yorumlarıyla ilgili eleştiri getirirken küfretmeden bunu yapmanın zorluğu ve kabızlığıyla ya anlamsız birşeyler ifade etmek durumunda kalıyorum ya da anlaşılmazlığı göze alarak demokratik bir hak kullanımına gidiyorum.Oysaki bu durumların ikisinde de dipsiz kuyuya taş atmaktan öteye geçemiyor yaptığım.Mevzu bahis ettiğim konu,Türkiye'de ulusalcı,milliyetçi,tekçi zihniyetle konuşan insanlara karşı hissettiğim durum.Bu kesimin Kürtler veya azınlıklar sözkonusu olduğunda takındığı antidemokratik ve yer yer hakarete varan düşüncelerine tahammül etmenin dayanılmazlığı.Çünkü bu kesim çoğu zaman hakareti kendilerine hak olarak görmekte ve bunlara verilecek tüm cevaplar,onlar için bir hak gaspı anlamına gelmekte.Temel sorun ise ülkedeki travmato-patolojik siyasi eylemlerin,düşünceyi esir almasından kaynaklanıyor.

Değer verdiğim ve demokratik düşünce yapısına sahip olduğunu düşündüğüm bir dostumun çocuğuna fiziksel şiddet uyguladığını duydum,geçen gün.Dostumu aradım ve bunu neden yaptığını sordum.Sohbetimiz neticesinde bu durumdan pişman olduğunu ama çaresiz hissettiği için çocuğuna şiddet uyguladığını ifade etmesi üzerine, oğlundan özür dileyip dilemediğini sordum.Dostum,özür anlamına gelebilecek birşeyler yaptığını söyledi.Takiben de oğlunun ne kadar hatalı olduğundan bahsetti...

Dersim'de 1938'de bir katliam yapıldığını bilmeyen neredeyse kalmadı memlekette.Binlerce insan,hayvanların bile maruz bırakılmaması gereken vahşi bir şekilde avlandı,katledildi.Katliamdan canlı kurtulanlar ise bu travmayla devam etmek zorunda bırakıldı.Zaman geçti ve gün gelipte bu travmanın neden olduğu sorunların çözümsüz bir noktaya geldiği anlaşıldığında ise,yani AKP hükümeti döneminde, başbakan; biz yapmadık ama gerekirse özür dileriz dedi. Sonrasında o kadar konuşuldu ki medyada konu (ama içerikten yoksun bir şekilde) AKP 'den, özür bile diledik daha ne istiyorsunuz,minvalinde yorumlar gelmeye başladı.Kürt sorununda ise böyle yarım ağız bir özür bile söz konusu olmadı. Oysaki Kürtlere uygulanan yüzbinlerce hak gaspı,işkence ve binlerce faili meçhul orta yerde durmaya devam ediyordu.

Özür dilemenin anlamı üzerinde biraz durmak gerekiyor sanırım.Özür;mağdura haksızlık yapıldığının yapan kişi tarafından kabülü ve mağdura, haksızlığı yapanı affetmeme hakkının tanındığı,mağdurun olayı kınama ve toplumsal belleğinde veya kişisel belleğinde canlı tutması için gereken kolaylıkların sağlanıldığı bir ortamın yaratılması ve haksızlığı yapanın bu haksızlıktan kaynaklı problemlerle ilgili özel çaba göstereceğinin ve bu ilişkiyi düzeltmeye çalışacağının önkabülü, anlamları barındırmaktadır.Oysaki coğrafyamızda,sanki özür dileyen tamamen arınmış gibi bir tavır takınılır ve mağdur ayıplanmaya,ilişkideki sorunların çözülmemesi durumunda mağdur sorumlu tutulmaya başlanır.Bu durum bir nevi, islamdaki 'tevbe' etme eylemiyle paralellikler içermesi açısından çarpıcıdır. Tevbe eden kişinin tüm günahlarının affolunacağı varsayılır ve kişi aynı günahları işlemediği sürece, her müslümanın sahip olduğu haklardan yararlanabileceği kabül edilir, buna göre muamele etmeyenler suçlanır.Oysa unutulmaması gereken nokta şudur ki; tevbe Allah'a karşı yapılır ve Allah'ta bir mağduriyet sözkonusu olamayacağından,tevbe eden kişinin kendi kendisi için başvurduğu bir ıslah yöntemidir.Özürde ise bir eşitlik halinin kabülü neticesinde, hem karşıdaki yani mağdurun hem de haksızlığı yapanın tedavisi veya ıslahı söz konusudur.İşte bölgemizde insanlar bu özür mantığını içselleştiremediğinden,ne mağdur ne de muktedir, geçmiş travmaların neden olduğu patolojileri atlatamamaktadır.Bu nedenledir ki Türkiye'de bazı kesimler Kürtlere zulüm yapıldığını kabül eder ama beraberinde Kürtlere hakaret etmeye devam eder,Kürtler de bu kişilere tahammül edemez ve hakaret etme isteği duyar,onların mazlum olmalarına seyirci kalmaya devam eder,hatta hakaret eder.Yukarıda bahsetmeye çalıştığım iki örnekte de bu durum sözkonusudur.Hatta Mısır'daki Mursi iktidarı ve Türkiye'de AKP iktidarının otoriter yönelimlerinde de bu durumun izleri sürülebilir.

Neticede günümüzde bazı kesimler,mazlum olduğunun kabülünü istemeden önce,geçmişte zalim olduğunun farkına varmalı,uyguladığı zulümlerle ilgili mağdurlardan özür dilemelidir.Toplumumuzun travmato-patolojik durumlardan arınmasının ve demokratik bir ortadoğu toplumu oluşturmamızın ilk adımı bu olabilir.Yoksa benden sonrası tufan mantığıyla varacağımız yer,günümüz Suriye'sinin yaşadığı savaş halidir. Savaşa karşı olanların dahi savaştığı,dost ile düşmanın birbirine karıştığı,özgürlüğü değer olarak kullananların vahşet yarattığı bir mini ortadoğu cehennemi,belki de büyük ortadoğu cehennemi...



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.