Büyük Türkiye Tarihi Başlıyor

21.03.2013 22:55:16
A+ A-

 

- -Doğarken ağladı insan, bu son olsun, bu son!-

Cem Karaca

 

Bu yazının başlığı için çok düşündüm. Tarihi bir günde, böyle bir olaya tanıklık etmek hakikaten şanslı kılıyordu bizi. Buradaki tarih, Türkiye'deki etnik toplumların barışık hale gelmesinin miladı olan bu günün, coşkuyla kutlanmasıydı. Bundan sonrası ise, fakir çocukların ölmediği ve herkesin demokratik bir parantezde, hayat hakkı meşru bir ülkede yaşamak olacak. Bu süreci siyasetçiler falan başlatmadı sayın okur, bu süreci toplum kendisi başlattı, bunu öncelik alarak düşünmemizde fayda var. Çünkü bu sürece muktedirliğini veren tamamiyle toplumdur.

 

Öcalan'ın, topluma ve PKK'ya yönelik, çağrı niteliği taşıyan mektubunda benim dikkatimi çeken bazı hususlar mevcut. Bunları başlık olarak verirsek şunları sayabiliriz; Dünya'ya Türkiye ekseninden bakmayan bir politika ve strateji, din parantezinde bir birleşik Türkiye hayali, kültürlerin buluştuğu toprakların birlik tahayyülü, tarihte yaşanmış ortak acıların Türkiye toplumunu oluşturabilecek nitelikte olması. Bu tespitlerimi destekleyen bir Diyarbakır da mevcuttu. Öcalan'ın tasarladığı bir barış formülü tek başına ele alınamaz elbette, bu sebeple yazacağım yazı için Başbakan'ın tepkisini önemsedim. Başbakan, verdiği ilk mesajda, ''Bizim mesajlarımızla örtüşüyor'' diyerek sürecin meşruluğunu bir kez daha ilan etmiş oldu. Başbakan, bu çağrının olumlu olduğunu ve bundan sonrası için yapılacak uygulamaların bu ülke için refah ve huzur getireceğini belirtti. Başbakan ayrıca, yıllardır kendilerinin aynı konuşmaları yaptığını belirtti. Barış süreci, sancılı olduğu kadar da umut verici sayın okur. Umut verici olmasının sebebi, bu süreci toplumun başlatmış olmasıdır. Sancılı olmasının sebebi ise bu işi politikacıların yürütüyor olmasıdır. Bu bağlamda ele alınacak stratejinin yanı sıra STK'lar sürekli görüş belirtmeli ve toplumun sesi olmalıdırlar.

 

Öcalan'ın mektubunda tespit ettiğim noktalara gelecek olursak, buradaki değerlendirmeler geniş kapsamlı bir dünya görüşü, toplumları birleştirecek olan din argümanının kullanılması ve kültürlerin kendi içinde özgürce yaşamaları, Türkiye sınırlarında bir moderniteye sahip olmaları hedefleniyor diye düşünüyorum. Mektupta bir diğer husus ise demokrasi. Demokrasi, bu çözüm sürecinin en önemli amacı olmalı ve Öcalan da mektubunda bunları kastediyor. AKP döneminde bu tür söylemler zaman zaman geliştiriliyordu, BDP kanadında da bu tür söylemler vardı. Zaman zaman ise milliyetçi söylemler gırla gitmişti. Bu işler karşılıklı oluyor siyasette elbette. Söylemler hep var ama biz artık uygulama bekliyoruz, icraat bekliyoruz. Toplumların bu cesareti siyasetçilere ne zaman bulaşacak ve bu cesaret onların beyinlerine empoze olacak?

 

Öcalan'ın mektubunun bir diğer tespiti ise din üzerinden bir demokratik birlikti. Din üzerinden bir birlikten, İslam'ın bu iki toplumu birleştireceğine inanıyor Öcalan. Başbakan'ın da böyle bir muhayyeli var ve bu tezden hareketle toplumları birleştirecek olanın İslam olduğu ortak akıldan anlaşılıyor. Bu konuda Hz.Muhammed, Hz.İsa ve Hz.Musa'nın sözleriyle insanları bir tutanın din olduğuna vurgu yapılıyor ve bu argüman, bana göre, kesinlikle doğrudur. Kavmiyetçiliğin karşısında böyle bir tutum öncelikle halkların birliği içindir.

 

Türkiye'de sadece Kürt ve Türk'ün olmadığının da farkında Öcalan, ve bunun adına diğer etnik grupların da adını sayarak, Türkiye'de büyük barışın bazı politikalarla mümkün olabileceğine işaret ediyor diye düşünüyorum.

 

Kültürlerin yaşaması adına da bazı atıflarda bulunulan mektupta,  ''Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç'in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes'in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek'le hısım-akrabadır.'' diyerek, iki toplum için sembol olan bu değerlerin kardeşliğinden, dolayısıyla, toplumların kardeşliğinden bahsederek bir anlamda sembollerin önemini de dile getirmiş oldu. Bu coğrafi sembollerle, ayrışmayı temelden reddeden bir Öcalan görmekteyiz. Bu mesaj dikkatle okunduğunda, kültür sembollerinin de kardeşliğinden bahsetti ve bu kardeşlikten, kökü sağlam bir toplum düşünmüş olduğunu da görüyoruz. Aynı açıklamaları, süreç başından itibaren Başbakan'dan da dinlemekteyiz.

 

Bu barış, yakın barış sayın okur. Ancak politikacılar, acele ederek bu hareketin asıl mimarı olan toplumun isteklerini göz ardı etmemelidir. İyi okunan bir toplum, siyaseten birçok da doğruyu beraberinde getirir, bunu unutmamak lazımdır. Bu barış ile birlikte aslında, 90 küsur yıldır ülkemizin üzerine tortulanmış kokuşmuş milliyetçilik de temizlenmektedir. Bu saçmalıkların her yere yayıldığından hepimiz haberdarız. Mesela bir tez vardır Türk milliyetçiliğinde, o da, Türk Tarih Tezi'dir. Bu tez bugün çökmüştür. Bugünden itibaren, Büyük Türkiye Tarihi yazılmaya başlanacak, bunu yazacak olan da yine toplumdur. Siyasetçiler, sadece bir araçtır, toplumların barışması için bir araçtır. Bunun farkında olarak, nevruz bayramımız kutlu olsun sevgili okur.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.