Çekip Gitmek

10.04.2013 20:33:27
A+ A-

 

Çok sevdiğiniz bir yerden çekip gitmek düşüncesi sizi de sarmıştır belki yaşamınızın bir döneminde. Ya da çok sevdiğiniz sevgiliden ayrılıp uzaklara gitmeyi düşünmediniz mi  hiç... Belki de yapmışsınızdır bunu. Göz yaşları ve iç burukluklarıyla geriye dönüp bakmışsınızdır. Sevgiliye, doğduğunuz yere, vatan dediğiniz topraklara. Ardınızda ağlayan bir sevgili, sensiz eksik kalacak bir mücadele...Sevgiliye verecek bir şeyiniz, mücadeleye de katacak bir gücünüz kalmadığı için...  Değişime olan inancınızın yitip gitmesinden değil, değiştirecek gücün zayıf olmasından...

Son zamanlarda bunu hissediyorum ve düşünüyorum.  Çekip gitmeyi. Karınca kararınca uğruna vermiş olduğum mücadeleyi ve anıları alıp gitmeyi.

Bazen bana bu bakış açısını kazandıran her kimse her neyse ona öfkeleniyorum. Bazen kişilere, bazen de kitaplara. Bende diğerleri gibi farklı düşünmeseydim keşke. Bende bu olup bitenleri umursamasaydım. Çevremdeki güzelliklerle yetinsem, benim gibi olmayanları hiç düşünmesem.

Ama "zehirlendik" bir kere. Mümkün değil olup bitene duyarsız kalmak. Ama şimdide bir şey yapamamak mutsuz ediyor. Elimizden ne gelir bu böyle diyememek. Kabullenememek. İşte beni mutsuz eden şey. Alışamamak, kabul edememek. Ama değiştirme gücünü de bulamamak.

En zoru belki ama en kolayı çekip gitmek...

Benliğimizi işgal eden sosyal medyada listemizde olan bazı arkadaşların isimlerinin başına T.C. harflerini koyduklarını görmüşsünüzdür.  Bazı devlet kuruluşlarının isimlerinin önünden bu ibarenin kalkmasını protesto ediyorlarmış. Ülke elden gidiyormuş...

Bu arkadaşlar 80'li yıllardan sonra özelleştirmeler karşısında da isimlerinin başına T.C. harflerini koymak istediler mi en azından...

Bankaların, sanayi tesislerinin, madenlerin, demir-çelik işletmelerinin, petro-kimya tesislerinin özelleştirilmesi hatta yabancı sermayeye satılması konusunda ne yaptılar...

Bugün ulusal benliğin tek koruyucusu olarak gördükleri ordunun, bankası olan Oyak Bank'ı yabancı sermayeye satması  karşısında...

Sokağa çıkanlara terörist dediklerini de hatırlıyorum bu T.C. ön isimli arkadaşların.

Ama asıl mesele bağımsızlık, özgürlük falan değil. Sorun Kürt sorunun barışçıl çözümü için bir fırsat  doğmasından duydukları rahatsızlık. Ve bunu boğma düşüncesi. Yaptıkları ırkçılık. Başka bir anlamı yok literatürde.

Yaşama karşı ölümü savunmak, kardeşliğe karşı  nefreti, düşmanlığı...

Barışa karşı savaşı...

Çekip gitmek istiyor insan sevdiği bu topraklardan.

Dün bir öğretmen arkadaşım, yaptıkları bir eyleme destek vermemi istedi. Okullarda öğretmenlerin kılık kıyafetlerinin serbest olması için eylem yapıyorlarmış. Okullara kravatsız, kot pantolon giyerek geliyor bazı arkadaşlar. "Demokrat bir kişiliğe sahipsin bize destek verir misin" dedi...

Yıllarca Eğitim Bilim Emekçileri Sendikası Eğitim-Sen'de demokratik, akademik ve ekonomik mücadele veriyorum. Bir dönem, özellikle 1997-2000 yılları arasında ve de sonraları herkesin istediği kıyafetle okullara işyerlerine gitmesini savunduk. Hala da savunurum/savunuruz.

Ama bugün eylem yapan arkadaşların bizim serbest kıyafetlerle okula gitmemizi değil, türbanın serbest olması için mücadele ettiklerini pekala biliyoruz. Ve gerçekten hiç  de sorun değil benim bakış açıma göre. Herkes istediği kıyafetle istediği yere gidebilir.

Sorun yarın ne olacağı. Anadolu'nun bir çok yerinde zaten türban resmen kıyafet olarak kabul edilmiş durumda. Ve türban dışında bir kıyafetle okula gidenler "açık" giyinenler,  şimdiden ötekileştiriliyor ve mahalle baskısına maruz kalıyor.

Karikatürlere konu olan bu olayı bizzat kızım yaşadı. İzmir'de bir Anadolu lisesinde öğrenim görüyor. Serbest kıyafete geçildikten sonra istediği gibi giyinip okula gitmeye başladı kızım. Ve genellikle pantolon giymeyi tercih ediyor. Ama bir süre sonra bu durumdan sıkılıp arkadaşlarıyla okulun formalarını  giymeye karar verdiler. Bunun içinde etek şort formunda olan kıyafetini etek formuna sokup birazda "boyunu kısaltıp" öyle okula gittiler. İmamdan olma müdür her şey serbest ama etek serbest değil diyebilecek kadar ileri gidebiliyor. Yarın her şey serbest ama sadece türbanlı okula gelebilirsiniz dememesi için bir neden var mı. Ya da bunu ona söyletmeyecek bir güç.

Çekip gidesim var sevdiğim bu topraklardan...

Geçenlerde eve girerken posta kutuma bir bildiri bırakıldığını gördüm. Gerçek Müslümanlığın ne olduğunu anlatan, gerçek Müslümanların nasıl yaşaması gerektiğini açıklayan bir bildiri. Sadece benim değil bütün posta kutularına bırakılmış ve bir tomarda ortak bölüme bırakılmış. Bildirinin özeti kendimize destur çekmemiz gerekliliği. Özellikle "Gavur İzmir'de"

Yine İzmir'de bazı içkili mekanların kendilerine vahiy grubu dedikleri kişiler tarafından ziyaret edildiği ve içki içenlere içki içmemeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu söyleniyor. Şimdilik telkin. Ya yarın. Yarın ne olacağın apaçık ortada değil mi?

Peki biz inanmayan ateistleri, içenleri, kısa etek açık saçık giyinen bizleri kim koruyacak?...

Bir süre sonra bu haklarımızı kullanabilecek miyiz? Yaşam alanımız günden güne daralırken, nefes almakta zorlanırken, bizi kim soluklandıracak.

En zoru belki ama en kolayı çekip gitmek...

Ne demiş Can Baba,

Ben her bahar aşık olmam ama

Her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç,

Ama olsun... İstemek de güzel.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.