Demokrasi kültürü yoksa huzuru ara ki bulasın

13.09.2013 22:52:55
A+ A-

Euronews Türkçe yayınında, Türkiye’den verdiği görüntüler insanın içini karartıyor. Bundan 20 sene önce Türkiye devasa bir kepçe ile karıştırıldığı sırada, memleket dâhilindeki insan dokusunun bozulmakta olduğunu fark edenlerin sayısı az değildi. Ne var ki konu ile ilgili olarak söz söylemek, yazı yazmak mümkün müydü?

Kürtlerin köyleri ateşe veriliyor, yalınayak aç ve biçare olarak batıya doğru kovalanıyorlardı.

O günlerde “gık” diyemeyenler şimdilerde azgınlaştı, Euronews ve diğer televizyonlara malzeme oluyorlar.

Bu iktidar en iyisi değil elbet, ama bütün günahlarına rağmen mesela; Demirel, Ecevit, Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller hükümetlerinden çok daha insan haklarına ve hürriyetlere önem vermektedir. Ekonomiyi onlardan daha iyi götürmektedir. Bütün bu dönemleri yaşadığım için biliyorum. Benim gibi o yılları yaşayanlar eğer körü körüne taraf değillerse bu gerçeği teslim edecekler.

Ötekilerden daha iyi olmak “en iyi” anlamına gelmez. Elbette yapamadıkları yahut ideoloji farkı nedeniyle görmezden geldikleri pek çok konu vardır.

Kafası “takunya” ile “potin” arasına sıkışıp kalanlar ve bu yüzden potini tercih etmek isteyenlerin anlamsız direnişlerini izliyoruz.

Gezi Parkı olaylarına neden olan ve yapılması planlanan “AVM” fikrinden direniş üzerine geri adım atılması elbette alkışlanacak bir başarıdır. “Nasıl olsa geri adım attırabiliyoruz” düşüncesi ile yerli yersiz direnişe geçmek bu nedenle ahaliyi tedirgin etmek hiç kimsenin yararına ve hatta haddine olamaz.

İstanbul dışında yapılan Gezi Parkı eylemlerinin tümü provakatif amaçlıdır. Üstelik yapılan gösteriler amaçsız, plansız, örgütsüz ve programsız olduğu için ölümlü neticeler vermektedir.

Yirminci asrın ilk yıllarında Paris, o güne kadar hiç bilinmeyen bir eylemle karşılaşmıştı. Kent varoşlarından merkeze gelen gençler, cadde ve sokak kenarlarında bulunan lokantaların camlarına taş atar, bir gürültü ile kırar kaçarlardı. Yemek yemekte olan insanlar dehşet içinde kalırdı. Kırıp kaçanlar açtı ve bu gibi yerlerde yemek yiyebilecek kadar paraları yoktu. “Öyleyse ne sana ne de bana” mantığı öne geçiyordu. Ve “Anarşi” - “Anarşist” sözcükleri ilk kez o günlerde kullanılmaya başladı.

2013 yazında, İstanbul’da, Taksim semtindeki dükkânların camlarını indiren, ortalığı savaş alanına çevirenler bu yol ile ne demek istedikleri veya ne amaçladıkları anlaşılabiliyor mu?

1990’lı yıllarda Kürtler sel sefil bir halde batıya sürülürken yahut anadili Türkçe olmayan köylere baskınlar düzenlenirken, olanlara karşı böyle direniş veya eylemler yapabilmek mümkün müydü?

O halde; bu çirkin görüntüleri batı basınına malzeme olarak sunmak isteyenler, 1990’lı yıllarda devlet terörü yaratanlardan ne farkı kalıyor?

Önümüzde seçim mevsimi var. Bazıları henüz bunun anlamını anlayabilmiş değil. Postal ve takunya ikileminden bir türlü sıyrılamıyorlar. Yani; “şeriat geliyor, öyleyse darbeye razı olalım” diyorlar.

Kürt sorunu en öncelikli derdimizdir. Çözümü ülkemize ve insanımıza barış, çözümsüzlüğü ise bölünme, kan ve gözyaşı getirir. Oysa o eski ve ırkçı kafalar halen “Kürt diye bir ırk yoktur” diyor. O mantık ile Kürt meselesi çözümlenebilir mi?

Başbakan; beğenilsin veya beğenilmesin, yenisi seçilene kadar ülke ona emanettir. Adam ne dese “Olmaz” ne verse “İstemezük” deniyor. Hesabını devletin planlamasına yaptırmış olmalı ki; üç çocuk istiyor her çift yurttaştan. Kıyameti koparıyorlar. “Her işimize, özel hayatımıza karışma” diyorlar.  

Oysa Almanya’nın başı dertte, doğum oranını artırmak için çırpınıyor.

Demokrasi kültürü eksiğimiz ırkçılığımıza, ırkçılığımız ise yaşantımıza yansıyor.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.