Diyarbekir Üzerine notlar

08.02.2013 01:39:46
A+ A-

 

31 Ocak-3 Şubat/Amed

Tam 8 bin yıldır üzerinde yaşamın hiç duraksamaya uğramadığı bir şehirdir Amed. Birçok farklı isimle anılmış bu yıllar içerisinde; Amida, Amed, Diyarbekir, Diyarbakır bunlardan bazıları.

Havlimanından çıktığımda ilk dikkatimi çeken şey şehrin sakinliğiydi. Herkes işinde gücünde gözüküyordu. Sakinliği bozan tek şey arada sırada geçen savaş uçaklarının gürültülü, rahatsız edici sesiydi ancak eskiye göre çok azaldığını söylüyordu bölge halkı.   

Otele eşyalarımı bıraktıktan sonra büyük bir hevesle şehrin sokaklarında gezmeye başladım.

Zor zanaattır Batı'da Kürt çocuğu olarak büyümek. Yanınızda Kürtlere karşı yapılan hakaretlere, aşağılanmalara katlanmanız gerekir. Genelde ya yumruğunu sıkar çatlayana kadar susmalarını beklersin ya da bir bahaneyle kalkar gidersin o ortamdan. Hatta bazen arkadaşların birbirini aşağılamak için Kürt der birbirine, gene susar çekilirsin bir kenara. Bazen yeni öğretmen gelir sınıfa, bütün öğrenciler tanışma faslı olsunda ders kaynasın diye düşünürken, sen hemen derse başlasın diye beklersin çünkü kesin sorar hocalar "nerelisin yavrum sen?" diye. Kolay değil Batı'da Kürt bir çocuk olarak büyümek.

Bütün bunları yaşamış biri olarak Diyarbekir sokaklarında gezmek benim için tek kelimeyle harikaydı. Kendimi son derece özgür ve mutlu hissediyordum. Anlamıyor olsam da Kürtçe konuşan insanları duyuyor, müzik dükkanlarından gelen Kürtçe şarkı, türkü seslerini işitiyordum. Her gördüğüm sokağa giriyor, dükkanları tek tek inceliyordum. Bu sırada fark ettim ki birçok dükkanın adı umut veya barış. Ülkenin batısının aksine hemen hiçbir dükkanın, lokantanın, kafenin adı yabancı bir isim değil. Sokaklarda yoksulluk da dikkati çekiyor tabii. İnsanların çoğunun maddi durumlarının iyi olmadığı giyim kuşamlarından hemen anlaşılıyor. Yaşlı kesim hala geleneksel tarzda giyiniyor olsa da gençler artık öyle giyinmiyor.

Sokakları gezdikten sonra Tarihi Hasan Paşa Hanı'na uğradım. Han tam 500 yıldır orada ve hala içerisinde dükkanlar ve kafeler mevcut. O tarihi hanın içindeki kafelerde oturup Kürt kahvesi içmek gerçekten büyük bir keyif.

27 Şehit Türbe'sini gezmeye giderken ilginç bir olay yaşadım. Etrafı izlemeye dalmış, tarihi surlarda saklı sırları düşünüyordum. Tam bu sıradan sokaktaki üç ufak çocuk ellerindeki gofretleri kırdılar ve bana uzatarak "buyur ağabey" dediler. Hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım. E biz, "sokakta biri bir şey verirse sakın alma" laflarıyla büyümüştük. Bunun etkisiyle olacak ki çocuklar öyle bir anda üzerime gelince şaşkınlık yaşadım. Açıkmış olmama rağmen teşekkür ederek hızlı adımlarla, çaktırmadanda olsa cüzdanımı kontrol ederek oradan uzaklaştım. Türbeyi gezdiğim sırada aklımda hep bu olay vardı. Yaptığımı düşünce büyük pişmanlık duydum ancak o çocukları bir daha bulma şansım yoktu. Kendime kızarak türbeden ayrıldım. 

Surların tepesine çıktığımda bütün Amed ayaklarımın altındaydı. Orada oturup dakikalarca hem şehrin sesini dinledim, hem de bu surların yapımının ne kadar da zahmetli ve zor bir iş olduğunu düşündüm. Çok heybetli Diyarbekir surları. Onlarca metre yüksekliğinde ve birkaç metre genişliğinde. Belli ki zamanının en görkemli yapılarından biriymiş. Surların bu gösterişli halinin yanında, etraftaki evler son derece eski ve bakımsızdı. Birçok evin sıvası dahi yok.  Zabıtaların tavsiyesiyle gittiğim bir ciğercide nefis bir ciğer yedikten sonra otele geri döndüm.

Ertesi gün protokol konuşmalarıyla toplantı başlayacaktı. Toplantıya Belediye Başkanı Osman Baydemir'de katılacaktı. Baydemir'in salona ilk girdiği anda soğuk bir rüzgar esmişti katılımcılar arasında. Benim de içinde bulunduğum yarıya yakın kısım ayakta karşılarken, bir kısım insanda tepkili ifadelerle yerinde oturuyordu. Çeşitli konuşmaların ardından sıra Baydemir'e geldi. Merak içerisindeydim. İlk cümlesinden başlayarak ılımlı mesajlar vermesiyle ortamdaki gergin hava yavaş yavaş dindi. Baydemir kısa konuşmasının içerisinde tam 4 kere "barış" sözcüğünü kullandı. Verdiği umutlu ve kardeşlik dolu mesajların ardından konuşmasını bitirdiğinde bu sefer hemen hemen bütün salon ayakta alkışladı kendisini. Eminim ki o an birçok insanının ön yargılarının kırıldığı, artık barışa bir şans vermenin zamanının geldiğini düşündüğü andı. Artık Türkiye'de bazı tabuların yıkılmış olduğunu çok net bir şekilde görebiliyordum. Etrafa baktığımda insanların yüzlerinde umudu görmek beni çok mutlu etti. Bu ülkenin barışa yakın zamanda kavuşacağına olan inancım o an bir kat daha arttı.

Toplantı'nın organizasyon yükünü üstlenen Diyarbakırlı gençlerde büyük bir heyecan vardı. İlk defa Ulusal Gençlik Parlamentosunun bir toplantısına ev sahipliği yapıyor olmanın verdiği bir gururda vardı tabii. Her biri rahat etmemiz için elinden  geleni yaptı.

Çocukluktan itibaren savaşın içinde büyüyor olmanın getirdiği bir şey olsa gerek, Diyarbekir gençlerinin hemen hepsi politize olmuş durumda. Hepsinin Kürt sorunu dendiğinde diyecek sözü var. Savaşın acılarını bir şekilde hepsi yaşamış. Amed'in köylerinden gelmiş olanların bazılarıysa köyünde gerçekten çok acı şeyler yaşamış. İçlerinden birinin yaşadıklarını anlatırken gözlerinin dolduğunu gördüm. Yaşananları dinledikçe insanların neden dağa çıktığını daha iyi anladım.

İkinci gün akşam Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin tiyatro salonunda Kürtçe bir oyunu izlemeye gittik. Oyun Hamlet'in Kürtçeye çevrilmiş, komediye uyarlanmış haliydi. Amed halkı oyuna büyük ilgi göstermiş, salonu tıklım tıklım doldurmuştu. Salonda inanılmaz bir heyecan vardı. Belli ki birçok insan hayatında ilk defa Kürtçe tiyatro izleyecekti. Hatta büyük ihtimalle birçoğu hayatında ilk defa tiyatroya gelmişti. Etrafta gezinen ufak çocuklar konuşan herkese sus işareti yapıyordu. Belli ki salona gelmeden önce aileleri uyulması gereken kurallar konusunda onları uyarmış. Temsilin başlamasıyla beraber salonda kahkaha sesleri duyulmaya başladı. Kürtçe bilen arkadaşlar bize az çok çeviri yaptı. Açıkçası pek de merak etmiyordu söylenenleri. O an tiyatronun içeriğindense salondaki o mutluluk ve heyecan düşündürdü beni. Sanki tiyatro onlar için yeni icat edilmiş gibiydi. Hani Vizontele filmindeki sinema salonu vardı ya, işte tam orada olan gibi bir hava vardı içeride. Nazım, Abidin Dino'dan mutluluğun tablosunu istemiş fakat Abidin Dino çizememiş ya hani, o anı görseydi eğer Abidin Dino, eminim mutluluğun tablosunu çizebilecekti. Yıllar sonra elde edilmiş olan bu özgürlük, o insanlar için dünya üzerindeki her şeyden değerli ve özel. Tiyatro çıkışında haberlere göz attım; ne ülke bölünmüştü ne de bir insanın canına zarar gelmişti. Tiyatro salonunda geçirdiğim o anları hayatım boyunca kesinlikle unutmayacağım.

Son gün belediyenin araçlarıyla, rehber eşliğinde kısa bir Diyarbekir turuna çıktık. Öğrendim ki, Amida surlarında tam 82 tane burç denen ve içerisinde adakların adandığı tapınak benzeri yapılar varmış. Bu surları Çin seddinden ayıran en önemli özellikte buymuş. On gözlü köprü üzerinde davullu zurnalı bir eğlence de yaptık gezimizde. Yaklaşık 50 kişi el ele tutuşup halay çektik. Köprü üzerindeki o eğlence kesinlikle görülmeye değerdi.

İlk defa 4 sene önce Yaşar Kemal'in yazdığı Bir Ada Hikayesi serisiyle tanıdığım Dengbej'leri de dinleme şansı da buldum gezide. Dengbej aslında kısaca Kürt halk ozanlarına denir. Bu insanlar köy köye gezerek ahenkli bir şekilde anlattıkları hikaye ve destanlarla hayatlarını idame ettirirler. Bazen hiç durmadan 3 saat boyunca türkü söyler gibi hikaye anlatırlarmış. Anlattıkları hikayeleri bir metne bağlı kalmadan, hafızalarından anlatıyorlar. E tabi bunlar da çok güçlü bir hafıza ve ses gerektiriyor. 1985'lere kadar hala köy köye gezip anlatıyorlarmış ancak savaşla beraber, asker bunların köy köye gezmesini yasaklamış ve Dengbejler köylerinde kalmak zorunda kalmış. Diyarbekir Belediyesi geçen sene yaptığı bir projede eski bir evi restore ederek bunu Dengbejlere bağışlamış. Dengbejler hergün buraya geliyor ve akşama kadar sanatlarını icra ediyorlar. Dengbej evinde o ağıtları dinlerken bir kez daha müziği evrensel olduğunu anladım. Birçok kişi bir kelimesini dahi anlamamasına rağmen Dengbejleri merak ve ilgiyle dinliyordu. Dengbejlerin klamlarını dinledikten sonra bir de onların söylediği türkülerle halaylar çekerek gezimizi sonlandırdık.

Amed'ten dönerken barışa duyduğum özlem ve inanç artmıştı. Toplantıya katılan herkeste gri alanların çoğaldığından emin olarak döndüm evime. Şundan eminim ki Diyarbekir hakkında ön yargıları olan herkesin fikirleri şehri görüp, birkaç gün orada yaşadıktan sonra değişecektir. Dilerim barış ve kardeşlik bu topraklara biran önce hakim olur.

 

Utku Can Kemeç

05.02.2013

Yalova

 

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

amed -

amed amed amed gelek spas. daha itina ile yazmanızı dilerim. foto ya biraz daha dikat etsen daha iyi olur.kürt tiyatro nun tarigi zanetşğinden daha çok . hamlet ankara iztanbul izmir holnada ve bilçikada da pröimiyerini yaptı. hem o bahsetiğin gün hamket 5 günlük yoğun bir gösterimde idi her beş günde de saat 3 ve akşam saat 8 de olmak üzere iki seans ta oynandı . her şey için teşekürler yalova bir arkadışımamed üzerine düşünmesi güze ve yazması barış adına çok zevindierici. selamlar sevgiler.

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.