Doğu'nun Diyalektiği - II

23.04.2013 02:40:15
A+ A-

" çok uzun anlatmak gerekti
ve biz, sadece ima ile geçtik
"

H. Yavuz


Doğu'ya gidince 'farklılık' çarpar insanı. Ortası yoktur pek; ya çok seversiniz ya da zorunlu olsanız bile oralarda bulunmak istemezsiniz. Çoraktır toprakları, iklimi serttir. Rüzgârı bir başka eser, sıcağı kavurur, soğuğu insan soyuna bir meydan okumadır. Dağları, tanrılar doğurmuş efsaneler yaratmış dağlardır, geçit vermez, sır vermez. Oysa insanı sevecendir, cömerttir kendince, o koşullara o fakirliğe inat. Bazen başkaldırır Çoruh gibi, bazen uysaldır Dicle gibi. Anlayacağınız; doğasıyla, insanıyla farklıdır Doğu ve bilinir ki, güneş Doğu'dan yükselir...

Ben Doğu'yu çok sevenlerden oldum. Fırsat yaratıp çoluğumu çocuğumu ve yaşlı annemi de götürmeyi ihmal etmedim. Rehberlik yaptığım yılların ardından kurduğum seyahat acentesiyle de Doğu'ya turist götürmeye çalıştım. Batı'yı, turizm açısından pazarlamak her açıdan kolaydı ama Doğu zordu. Yine de denedim.


2008 yılıydı, daha önce Batı'ya ve Hıristiyanlık tarihi açısından Türkiye'deki önemli yerlere tur düzenlediğimiz Dublin merkezli bir seyahat acentesiyle Doğu'yu gündemimize aldık. Bu şirketin sahibinin Türk kökenli olması daha da önemlisi aramızdaki dostluk her türlü planlamayı kolaylaştırdı. Memet, Dublin'in saygın üniversitelerinden University College'in sosyoloji profesörlerinden rahip C. Ward ile temasa geçti. Profesör Ward ile daha önce çalışmıştık. Rahiplik yaptığı kilisenin cemaati üzerinde büyük etkisi olan saygın bir insandı. Her yıl, kendi payına düşen masrafı üstlenip, cemaatini kültür gezilerine götürdü. Bir yandan Hıristiyanlık tarihini öğretirken diğer yandan farklı topraklar üzerinde yeşermiş kültürleri de tanımalarını amaçlardı.


Memet'in girişimleri sonuç verdi; önce Prof. C. Ward ve kilisesinden iki asistanı (rahibe) ile birlikte Doğu'yu gezecek sonra cemaatini getirecektik. Bu amaçla hep birlikte Ankara'da buluştuk. Şirketin İstanbul plakalı siyah minibüsüyle yola koyulduk. Alacahöyük, Yazılıkaya gibi Hitit ören yerlerini gezdikten sonra camileri, olağanüstü güzellikteki tarihi Türk konaklarıyla meşhur Amasya'da geceledik. Orta Anadolu'dan kuzeye, Karadeniz'e, çevirdik rotamızı. Trabzon ve Sumela gezilerinden sonra yeni hedefimiz Doğu oldu. Karadeniz sahil şeridine yeni yapılmış otoban sayesinde yolculuk oldukça rahat ve hızlı seyrediyordu. Ayder yaylasına çıkmayı ihmal etmeden Gürcistan sınır kapısına, Sarp'a, ulaştık. Memet, Prof. C. Ward ve iki rahibe hazır oraya kadar gelmişken, kısa bir gezi için Batum'a gidip geldiler. Kars'a gidebilmek için, o sırada henüz tamamlanmamış ama tamamlandığında Türkiye'nin en büyük barajı olan Artvin yakınlarındaki, Çoruh nehri üzerine kurulmuş Deriner barajının yanından tırmanmak saatlerimizi aldı. Mühendislik harikası gibi görünen bu barajın ekolojiyi bozacağı kesin. Kars'a vardığımızda gece yarısını bir hayli geçmişti.


1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından kırk yıl Rusların elinde kalmış Kars, Orhan Pamuk'un Kar romanında tasvir edebildiğinin ötesinde güzel bir şehirdir. Dokuzbin yıllık tarihi ile Anadolu'nun en eski yerleşimlerindendir. Ermeni, Selçuklu, Osmanlı dönemi tarihi eserleri kadar Rus yönetimi döneminde şehrin, Miletli Hippodamos'un adıyla anılan şehircilik anlayışına göre birbirini dik kesen cadde ve sokaklarla ve Rus tarzı mimariyle yeniden inşaası da burayı görmeye değer yerlerden biri yapmaya yeterlidir.


Keşif gezisi ekibimizle şehirde ziyadesiyle dolaştık. Ani'ye 'vize' uygulaması artık yürürlükte değildi. Rehberlik yıllarımdan kalma Ani hikâyelerini anlatınca bayağı gülüştük. Bizim 'vize' ile girebildiğimiz ören yeri ve civarında, sınırı teşkil eden Arpaçay boyunca, çobanlar hayvanlarını otlatıyorlardı. Birini yakalayıp konuşmuş ve koyunlar sınır ihlali yapıp karşı tarafa geçerse ne yapıyorlar diye sormuştum. Çobanın cevabı evladiyelik cinstendi: Koyun bu sınır mınır tanımaz bazen geçer karşıya. Buraları yeşildir Ruslar da aynı yerlerde otlatır hayvanlarını. Tabi onların da koyunları bizim tarafa geçer. İşte o zaman bu gördüğün köprü üzerinde casus değiş tokuşu yapar gibi hayvanlarımızı değiştiririz...


Kars ve civarı gezisi bitince Doğubeyazıt'a yollandık. İşte olanlar ondan sonra oldu: Siyah, İstanbul plakalı aracımız yolda defalarca durduruldu. Her seferinde askerler araçtan indirip arabayı arıyorlar kimlik kontrolü yapıp bırakıyorlardı. Sürekli, gece yolculuk yapmamız gerektiği konusunda da uyarıyorlardı. Bundan sonra yolculuğumuzun sonu olan Erzurum'a kadar, ne kadar güzel yer gördüysek, bu yaşlı insanların fikrini değiştirmekte etkili olmadı/olamadı. Görünür ve görünmez terör hali çok ürkütmüştü.


Doğubeyazıt'ta İsmail Beşikçi caddesinde küçük bir lokantada Ağrı Dağı'nda yılın sadece birkaç gününde açan bir kardelenden yapılan çorbayı içerken kendilerini özel hissettiler, İshakpaşa Sarayı çok etkiledi ama nafile. Hele Ağrı Dağı'na yöneldiğimizde yüz metre kala " güzel güzel!" daha fazla ilerlememiz konusunda bilgilendirildikten sonra İrlandalılara Doğu gezisi yaptırma hesaplarımız tamamen yattı.


Üç beş gün önce Doğu'nun dağlarında artık piknik yapılabildiğini okudum gazetelerde. Uzun zamandır bu kadar güzel, bu kadar umut verici bir haber duymamıştım. Her adımı tarih olan, her karışı farklı bir güzellik sunan bu topraklara 'barış'ın gelmesinden daha güzel ne olabilir....

 

"akşam en güzel masaldır
iyi anlatılırsa"

H. Yavuz



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.