Emek, varoluş ve PKK

09.05.2013 09:45:24
A+ A-

 

Bilindiği üzere tarih sahnesine çıkışı sürecinde sosyalist bir parti olarak örgütlenmişti Partiya Karkeren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi. Hatta ve hatta ismi bile bir emek mücadelesine yakışır şekilde seçilmişti. Hatta çok uzun seneler insanlara Marksist, komünist, dinsiz gibi sıfatlarla kötülendi. Genel olarak muhafazakar olan Kürdistan toplumunun en hassas noktası ile, yani din ile halkın gözünde karartmak, mücadelelerini halkın çoğunluğunun desteğinden noksan bırakılmak istendi. Fakat Kürdistan ve Türkiye Kürtleri bu politikaları boşa çıkararak ölümüne sahipleniş ve direniş ruhuyla mücadele ettiler. Her daim Kürtlerin ezici çoğunluğu PKK’nin arkasında, yanında oldu.

Ancak  PKK -bir Kürt olarak söylüyorum- emek ve sosyalizm eksenli bir siyasetten ziyade salt Kürt ulusal hareketi eksenli bir siyaset sürdürmekte. Salt Kürtlerin kimlik sorununun üzerine yoğunlaşan, tahliller geliştiren bir hareket niteliğinde. Bu Türkiye'de kendine sosyalist diyen bir şahsın asla ve asla gözü kapalı sahiplenebileceği  bir harekete yakışır bir tutum değildir. Evet Kürtler ezilmiştir, evet Kürtler yok sayılmıştır, evet Kürtler Amed zindanlarında, asit kuyularında, faili belli meçhullüklerde kökü kazınmak istenen bir halktır. Evet Kürtler varlıklarına, kimliklerine ölümüne sahip çıkmalıdır her halk gibi. Ana dil mücadelesi, kimlik mücadelesi insan olmanın getirdiği bir sorumluluktur, zorunluluktur.

Ancak sol-sosyalist bir mücadelede etnisite üzerine bir mücadele inşa edilemez. Etnisite, kimlik, dil gibi konular da emek mücadelesi ile birlikte yürütülebilmelidir. Gayet tabii ki de emek mücadelesinin bir parçası olarak değil. Emek mücadelesi ile  birlikte yürütülmesi gereken bir mücadele alanıdır kimliksel ezilmişlik sorunu. Çünkü Kürt halkının herhangi  bir ferdi Kürt olarak yok sayılırken, katledilirken, sömürülürken aynı anda bir emekçi olarak da aynı şeylere maruz kalıyordu. Sol-sosyalist bakış açısına göre değerlendirdiğimizde olması gereken, PKK’nin yapması gereken mücadele, ezilenlerin mücadelesi olmalıydı. Salt ezilen Kürt etnisitesinin değil.

Bu konuyu yurtsever cepheden arkadaşlarla tartıştığımızda şunu söylüyorlar: “Kürtler önce bir millet olabilme hakkını elde etsinler, Kürt olarak var olabilsinler zaten emek siyasetine de başlanır.” Benim de bir zamanlar sahip olduğum bu fikir birçok açıdan sağlıksız. Çünkü emek mücadelesi de kimlik mücadelesi de birer varoluş mücadelesidir. Her ikisi de aslında aynı zihniyete karşı yürütülen bir mücadeledir. Her ikisi de sömürüye karşı yürütülen mücadeledir. Yani ne emek mücadelesi kimliğin önüne geçebilir ne kimlik mücadelesi emeğin önüne geçebilir.

Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde 13 yaşındaki Ahmet fabrikada, press makinesinde kafası ezilerek yaşamını yitirdi. Ahmet bir Kürt'tü. Şimdi düşündüğümüz zaman Ahmet, salt ulusal bir mücadele sonucu kendi varoluşunu, kendi anadiliyle, bir Kürt olarak sürdüren  ama sömürülen, katledilen bir emekçi olacaktır. Ancak salt emek mücadelesi sonucu da hiçbir maddi-sınıfsal sorunu olmayan emeği sömürülmeyen, emeğinin karşılığını sonuna kadar alan ama kimliği yok sayılan, varlığı  dahi kabul edilmeyen bir insan olacaktır. Yani bu örnekten de anlaşılacağı gibi düz mantıkla bile gidersek sonuçta kimlik sömürüsüne ve emek sömürüsüne karşı verilecek mücadelenin birbirinden bağımsız olmaması gerektiği kanısına varırız. 

Son olarak bir sosyalistin PKK’ye yaklaşımı bence, bir parçası eksik de olsa sömürüye karşı, varoluşa dair mücadele yürüten, meşru, haklı bir gerilla hareketi yaklaşımında olmalıdır. Yani Alper Taş'ın da dediği gibi “eleştirel – dayanışma” içerisinde olmalıyız. Çünkü unutulmamalıdır ki halk iktidarı ezilenlerin kurtuluşu ile nihayetlenecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.