Endişelerde bile bölündük, daha ne olsun

10.05.2013 20:22:47
A+ A-

 

Geçtiğimiz günlerde Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Bursa İl Örgütü tarafından "Barış ve Anayasa" paneli düzenlendi. Ülkemizin en önemli sorunlarından olan Kürt Sorunu'nun çözümüne yönelik Barış sürecinin ve bu konuyla da yakından ilgili yeni anayasa tartışmalarının yoğun biçimde sürdüğü bugünlerde, söz konusu panele ilgi yoğundu. Paneli 350 dolayında kişi izledi. 

"Barış ve Anayasa" panelinin konuşmacıları BDP Milletvekili Altan Tan, Prof. Dr. Mithat Sancar, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi Saruhan Oluç idi. Panelin moderatörlüğünü ise YSGP MYK üyesi İkbal Polat gerçekleştirdi. Yapılan konuşmalarda barış süreci konuşuldu, endişeler ve riskler tartışıldı. Özellikle Prof. Dr. Mithat Sancar'ın "ben umutluyum, artık süreçten dönüş olamaz" sözü dikkat çekti. Öte yandan Prof. Sancar'ın 'Cehennemden çıkacağız, fakat hemen bir cennet de beklemeyelim" uyarısı da önemliydi.

Panelde en çok ilgi çeken konuşmalardan biri BDP Milletvekili Altan Tan'a aitti. Sn. Tan, sürece ilişkin bazı endişeler taşıdığını, Kürt tarafının sözünü tutacağına inandığını, ancak AKP için aynı derecede emin olamadığını ifade etti.

Altan Tan'ın konuşması sırasında dile getirdiği görüşler arasında biri özellikle dikkat çekti. BDP Milletvekili Tan, toplumun çözüm sürecine ilişkin endişeler konusunda da ayrıştığını, batıda "bölünme endişesi" öne çıkarken, doğuda ise "aldatılma endişesi"nin tartışıldığını söyledi.

Bu durum oldukça çarpıcı. 2013 yılı başından bu yana AKP iktidarı aracılığı ile devlet, PKK lideri Öcalan ile İmralı adasında kamuya açık müzakere yürütüyor, BDP milletvekilleri de İmralı'ya giderek Öcalan ile görüşüyor, aldıkları mesajları Kandil'e ve Avrupa'ya iletiyorlar. Olanlar, çok değil 2-3 yıl önce tahmin bile edilemeyecek türden. Ancak belki daha da ilginç olan, bu görüşmelerin ülkenin farklı bölgelerinden nasıl göründüğü.

Ülkenin batısında yaşayanlar, yani "Türkler" bu görüşmeler konusunda endişeli. Özellikle milliyetçi, Kemalist kesim ülkenin bölünmeye doğru gittiği, Kürtlerin ayrı devlet kuracakları görüşünde. Bu endişenin ardında ise, bugüne değin ülkenin tek sahibi iken, bu sahipliği Kürtlerle bölüşmek, onlarla eşit olmak korkusu yatıyor.  

Ülkenin doğusu ise, yani Kürtler "acaba aldatılıyor muyuz" endişesini taşıyor. Aslında haksız da sayılmazlar. Özellikle AKP'nin 2009 yılında başlattığı "Kürt açılımı"nın nasıl kısa sürede kapatıldığını, 2010 yılından itibaren yeniden askeri çözümler peşinde koşulduğunu çok iyi bilen Kürtler, bu kez AKP'nin samimi olduğuna emin olamıyorlar. Ancak Kürtlerin büyük çoğunluğu tarafından tartışmasız lider olarak kabul edilen Öcalan'ın sürece koşulsuz destek veren mektupları, Kürt halkının çözüm sürecini endişeli de olsa desteklemesine yetiyor.

AKP iktidarının Öcalan ile sürdürdüğü ve önemli bir aşamaya ulaşmış olan barış süreci, toplumun iki farklı kesimi tarafından bu kadar zıt yorumlarla değerlendiriliyorsa, burada bir sorun var demektir. Ne yazık ki toplumdaki kutuplaşma, ayrışma sonucu ülkenin bir bölümü, milliyetçi/ulusalcı kesim Kürtleri ve AKP'yi hain/düşman görmekte ve onlardan gelen her şeyi tartışmasız reddetmektedir. Diğer bir kesim, yani Kürtler ise hem AKP'ye hem de milliyetçi/ulusalcı kesime karşı güvensizlik içindedir. Sol, sosyalist kesimin bir bölümü Kürt halkının yanında yer alırken, diğer bir bölümü ise AKP karşıtlığı nedeniyle çözüm sürecine karşı mesafeli durmaktadır.

AKP iktidarı, özellikle toplumun bir kesiminde yarattığı "şeriat" endişesi nedeniyle siyasal sistemde ciddi kırılmalar yaratmıştır. Kendilerine "solcu" diyen kimi siyasi partiler ve gruplar "ırkçı, nasyonel sosyalist"  bir çizgiye savrulmuşlardır. Yıllardır barış mücadelesi yapan pek çok "sosyalist", salt AKP'nin iktidar olması nedeniyle, barış sürecinin karşısında yer alabilmektedir.

Söz konusu olanın insan yaşamı, barış olduğu bir dönemde AKP'nin hangi gerekçeyle barış sürecini  başlattığından daha önemli olan, son üç aydır gençlerin ölmediğidir. İnsan yaşamından daha önemli bir konu olamaz. Biz, AKP'nin niyetinden bağımsız olarak barış sürecinin devam etmesi ve sonuca ulaşması için mücadele etmek durumundayız. 

AKP var diye barış sürecine karşı çıkmak kabul edielmez. Barış AKP'nin değil, solcuların, devrimcilerin, demokratların düşüdür. Barış, AKP insiyatifine bırakılamayacak kadar önemlidir. AKP iktidarının 1 Mayıs'ın Taksim meydanında kutlanmasına karşı tahammülsüz davranışı, bizim barış sürecinin karşısında yer almamız için bir gerekçe olamaz.

Barış süreci ülkeyi bölecek diyenlere son bir söz; endişelerimizde bile bölünmüşüz, daha ne kadar bölüneceğiz? Bize düşen görev, barış ile ülkeyi yeniden bütünleştirmektir.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.