Erkek Dediğin..!

07.05.2014 01:58:32
A+ A-

Başlığı okur okumaz aklınızda onlarca kalıp belirdi değil mi? Eğer aklınıza hiçbir şey gelmediyse -ki bu pek mümkün görünmüyor bana- ben sizin için kısaca birkaç cümle sıralayayım:

“Erkek dediğin uzun olur, 1.80’den kısa olmaz!”, “Erkek dediğin kalıplı olur, 50 kilo erkek olmaz!”, “Erkek dediğin; kaslı olur, kalın sesli olur!”, “Erkek dediğin dolgun olur; ince olmaz, rejim yapmaz!”, “Erkek dediğin kuvvetli olacak, sarıldı mı kemiklerini kıracak.”, “Erkek dediğin spor yapar; futbol oynar, voleybol oynamaz!”, “Erkek dediğinin doğasında biraz vahşilik olacak.”

“Erkek dediğin cesur olur, mert olur, yürekli olur.”, “Erkek dediğin net olur, lafı dolandırmaz, sözünde durur.”, “Erkek dediğin ağır olur, efendi olur, karizmatik olur; tatlı olmaz.”, “Erkek dediğin delikanlı olur; kadınını sahiplenir, kıskanır ve her zaman korur.”, “Erkek dediğin ezilip büzülmez, her zaman dik durur!”, “Erkek dediğin sert olur, pasif olmaz; lafını geçirmeyi bilir.”, “Erkek dediğin korkmaz, zayıf olmaz, ağlamaz!”, “Erkek dediğin her şeyi alttan almaz, her şeye izin vermez!”, “Erkek dediğin sinirlenir, bağırır, küfreder.”, “Erkek dediğin ciddi olur, çok gülmez, güldürür.”

“Erkek dediğin pembe dizi izlemez, maç izler.”, “Erkek dediğin (büyük) araba, (büyük) motor sürer!”, “Erkek dediğin beyaz pantolon, çiçekli tişört giymez; siyah giyer, lacivert giyer.”, “Erkek dediğin titiz olmaz, çorabının eşini bulamayacak kadar dağınık olur!”, “Erkek dediğin dans etmez, örgü örmez, ev işi yapmaz.”, “Erkek dediğin biraz çapkın olur!”, “Erkek dediğin eve ekmek getirir!”

Tüm bu cümleler sizin de kulağınıza çok tanıdık gelmiyor mu? Bunlar; sosyal ağları, sözlükleri ve diğer sanal ortamları kısaca tarayıp öne çıkanlar arasından derlediğim kimi cümleler. Aslında sanal ortamlara kadar gitmeye de gerek yok; bu laflar her yanımızda, hatta birçoğumuzun içine işlemiş durumda. Bunlar, toplumun -kadın/erkek, eğitimli/eğitimsiz ayırmaksızın- çok büyük bölümünce kabul gören kalıplar. Okuyunca birazcık olsun rahatsızlık hissetiniz mi? Hissetmediyseniz, biraz anlatmama izin verin.

Bu yazı cinsiyetçilik/cinsel ayrımcılık hakkında, fakat cinsel ayrımcılığım pek konuşulmayan, dikkate alınmayan, erkekler üzerine baskı oluşturan taraflarını konu alıyor. Aranızda “Kadınlar üzerindeki psikolojik ve fiziksel şiddet/baskı bu kadar fazlayken sen erkek aklınla neler zırvalıyorsun!” veya “Zıtcinsellerin*, eşcinsel/biseksüel/transseksüel bireyler üzerindeki ayrımcılığı bu haldeyken, sen hangi ayrımcılıktan bahsediyorsun?” diyecekler olabilir; hak veriyorum, fakat beni de bir dinlemelerini rica ediyorum. Erkekler ve kadınlar üzerine dayatılan bu cinsel rol algılarını, cinsel ayrımcılık meselelerinin en temelindeki sorunlar olarak görüyorum. Cinsel ayrımcılık meselelerininse toplumumuzdaki büyük sorunların temelinde oturduğu açık… Ayrıca, bu algılardan dolayı sıkıntı çeken bir birey olarak sıkıntılarımı paylaşmam gerektiğini hissediyorum. İzninizle yukarıda derlediğim cümleleri biraz açayım:

İlk olarak erkek bireyin yerine getirmek zorunda olduğu söylenen fiziksel şartlardan bahsetmek istiyorum. Bu kısım “Erkek dediğin; uzun olur, kalıplı olur, kaslı olur, kuvvetli olur, geniş olur, kalın sesli olur, vahşi olur, spor yapar.” benzeri önermeler içeriyor. Sizce bu önermeler ne kadar doğru? Herhangi bir insanı seçemeyeceği; boy, ses tonu, kalıp gibi vücut özellikleri yüzünden dışlamak akla uygun mu? Herhangi bir insanı, hayatının bir kısmını kas geliştirmek, spor yapmak gibi bedensel faaliyetlere ayırmak istemediği için yargılamak size gerçekten anlamlı geliyor mu? Eğer o kişi erkek olarak doğduysa toplum içinde en çok kaslarıyla, boyuyla, kalıbıyla mı var olmak zorundadır? Erkek olarak doğan o kişinin, vahşi ve rekabetçi yaşaması ve hayatı boyunca kavgaya, yarışa hazır olarak mı beklemesi gerekmektedir? Otobüsün camını, kavanozun kapağını açamadığı için, iyi koşamadığı, iyi şut çekemediği için, iyi kavga edemediği, rakibini yere seremediği için üzülmeli midir erkek kişi? İnanın o kadar ufak yaşlarda başlayabiliyor ki bu ayrım, ilkokulda beden eğitimi dersinde futbol oynamak yerine, voleybol oynamak veya kitap okumak isteyen bir erkek çocuk arkadaşlarınca dışlanabiliyor. Yine bir ilkokulda ceket giymiş bir kız çocuğunun, arkadaşlarınca erkeğe benzetilip alay konusu olduğuna bizzat tanık oldum. Bunlar sizce ne kadar normal? Bu soruları burada bırakıp devam ediyorum.

İkinci kısım erkek bireyin yerine getirmek zorunda olduğu söylenen karakter şartlarıyla ilgili. Bu kısımda “Erkek dediğin; cesur olur, mert olur, yürekli olur, net olur, sözünde durur, ağır olur, efendi olur, karizmatik olur, delikanlı olur, kadınını korur, kıskanır, ezilip büzülmez, sert olur, korkmaz, ağlamaz, sinirlenir, bağırır, küfreder.” gibi önermeler yer alıyor. Bu özellikler, doğarak değil öğrenilerek kazanılan özellikler. Yani o erkek doğduktan sonra bu cümleler çevredeki hemen her kadın ve erkek tarafından durmadan tekrarlanıyor ve kişi istemese de bu yönde şartlanıyor. Bir düşünün lütfen; hayatının herhangi bir anında cesur, mert ve yürekli olamayan, doğal olarak korkabilen bir erkek bireyin bu kalıplardan dolayı psikolojik baskı hissetmesi iyi bir şey midir? Metanetli kalamayan, yine doğal olarak ağlayabilen bir erkeğin baskı altında kalması hoş mudur? Erkekler hayatları boyunca ağır, sert, efendi, gözükmek için fazladan çaba harcamak zorunda mıdırlar? Erkekler yanlarındaki kadını korumakla gerçekten yükümlü müdür veya bu, kadınlar kendilerini koruyamazlar demek midir? Erkeğin üzerine yüklenmek istenen tüm bu saldırganlık, kavgacılık, küfürbazlık özellikleri, şiddet dolu bir toplumun temellerini atmaz mı? Erkek üzerine yüklenmek istenen tüm bu delikanlılık, kadın-korumacılık, kıskançlık özellikleri cinsiyetçi bir toplumun tohumları değildir de nedir? Bu soruları da burada bırakıp devam ediyorum.

Bu kısım da erkek bireyin yerine getirmek zorunda olduğu söylenen şekilsel ve toplumsal şartlarla ilgili. Burada “Erkek dediğin; maç izler, araba-motor sürer, beyaz pantolon, çiçekli tişört giymez, titiz olmaz, dağınık olur, dans etmez, örgü örmez, ev işi yapmaz, çapkın olur, eve ekmek getirir.” benzeri önermeler bulunmakta. Bu kalıplarla erkek birey daracık bir alana sıkıştırılıyor. Örneğin renkli, dar veya “erkeksi” olmayan kıyafetler giymek isteyen bir erkek bu baskılardan dolayı toplumda kendi istediği gibi görünemiyor. Örneğin büyük ve kuvvetli motorlu taşıtlarla (çünkü erkek de büyük ve kuvvetli olmalı) ilgisi olmayan bir erkek yine bu kalıplar nedeniyle dışlanabiliyor. Erkeğin ilgilenebileceği tek spor dalının futbol olması veya erkeğin aşk romanı/filmi tüketememesi hangi mantığa sığar? Erkeğin pis, dağınık ve bakımsız olması gerektiği gibi saçma sapan bir algı nedeniyle, kendine bakan erkekler ötekileştirilebiliyor. Bir insanın bir kıyafeti giymek istememesi, bir ilgi alanına yakın hissetmemesi, bakımlı olmak istemesi gibi sebeplerle yargılanması size de çok saçma gelmiyor mu?

Bu kısımdaki bir diğer önemli nokta da meslekler arası cinsel ayrımcılık. Erkekleri sayısal, kadınları sözel mesleklere iten tuhaf bir sınırlar bütünü var. Bu anlamsızlık yüzünden mühendislik (örneğin makine mühendisliği) fakülteleri neredeyse sırf erkeklerden, edebiyat fakülteleriyse neredeyse sırf kadınlardan oluşabiliyor. Hatta mühendislik değil de sanat/edebiyat öğrenimi görmek isteyen erkekler kimilerince ayıplanabiliyor ve bazen de bu yoldan vazgeçiriliyor.

Bir önemli nokta daha var burada, “Erkek, eve ekmek getirir. Erkek, ev işi yapmaz” algıları. Erkek bireyler, belli bir yaştan sonra ailesine bakması gerektiği sorumluluğunun ağırlığıyla yaşamına devam etmek zorunda kalıyor. Yasalar bile bu doğrultuda; örneğin yetim bir erkek en fazla yirmi beş yaşına kadar devletten maaş alabiliyor, o da öğrenim görüyorsa. (Yasa değiştirilmiş olabilir, emin değilim.) Belli bir yaşa gelene kadar evine gelir getirmeye başlayamamış bir insanın, sıkıntıları yetmezmiş gibi, bir de toplumdan bu yönde baskı görmesi sizce doğru mu? Her nasılsa bu çalışma hayatına atılma baskısı hiç tuhaf karşılanmazken, erkeğin evde temizlik yapması, yemek pişirmesi gibi durumlar anlaşılmaz bir şekilde ayıplanabiliyor. Hâlbuki her insanın temizlik, yemek gibi temel eylemlerde kendine yeterli olması gerekmektedir ve her insan cinsiyetine bakılmaksızın eve gelir getirmekte eşit yükümlülükte görülmelidir.

İzninizle yukarıdaki cümlelerde geçmeyen bir konudan daha bahsetmek istiyorum; erkeğin yerine getirmek zorunda olduğu söylenen cinsel yeterlilik şartlarından. Açıkça konuşulmasa da hepiniz biliyorsunuz, toplumda bir erkeğin ne kadar erkek olduğu çoğunlukla cinsel yeterliliğiyle ölçülüyor. Erkeklerin aklında daima cinsellik olması bekleniyor; cinselliğe her zaman hazır olmayan veya cinselliğe o kadar da ilgili olmayan erkekler, hem erkek hem de kadın bireylerce dışlanabiliyor. Bir erkeğin bir kadına yaklaşımı onunla beraber olmak istemek dışında bir şey olamazmış gibi düşünülüyor. Erkeklerin çok-eşli (Çok-eşlilikten, “aldatmak” olarak bahsetmeyi doğru bulmuyorum.) olması gerekli görülebiliyor ve hatta çok-eşli olmayı düşünmemiş erkekler diğer erkeklerce ayıplanabiliyor. “Erkek dediğin çapkın olur” cümlesi bunun kanıtı niteliğinde. “Erkek muhabbeti” denen bir türlü anlam veremediğim ortamlar -eğer diğer “erkeksi” konulardan bahsedilmiyorsa- cinsel performansların ne kadar iyi olduğuna dair çirkin palavralarla dolup taşıyor. Tüm bunları istemeyen/reddeden erkek bireylerin üzerinde ciddi ve hakkında konuşamadıkları baskılar oluşuyor. Erkeğin cinsel yeterliliği hakkındaki bu algı bu kadar betonlaşmışken, taciz, tecavüz vakalarının önlenmesi bana ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.

İşin daha acı bir yanı var. Bu cümlelerin yüzeyini birazcık kazıdığınızda karşınıza hemen her zaman şu cümle çıkıyor: “Ne o öyle eşcinsel gibi!” Bu çok büyük bir hakaret; ama erkekliğe edilmiş bir hakaret değil, eşcinsel/biseksüel/transseksüel bireylere edilmiş bir hakaret. Kadın/erkek hiçbir zıtcinsel birey bu kalıplara uymadığında eşcinsel/transseksüel/biseksüel olarak görülmemelidir veya kadın/erkek hiçbir eşcinsel/transseksüel/biseksüel birey bu kalıplara uymak/uymamak zorunluluğunda değildir. Sırf bu anlamsız algılar yüzünden, eşcinsel olarak algılanacağından korkup bu kalıplardan çıkamayan zıtcinsel erkekler ve kendini bu kalıpların dışında davranmak zorunda hisseden eşcinsel erkekler var. İnsanlar her konuda olduğu gibi bu konuda da rahat bırakılmıyor.

Daha önce de dediğim gibi, erkekler ve kadınlar üzerine dayatılan bu cinsel rol algıları, cinsel ayrımcılık meselelerinin en temelindeki sorunlardır. Eşcinsel/biseksüel ayrımcılığından, trans cinayetlerinden tutun da namus cinayetlerine, kadın cinayetlerine ve tüm diğer taciz, tecavüz, kadına şiddet vakalarına kadar neyin altına bakarsanız bakın hep o aynı birkaç cümleyle karşılaşacaksınız. Tüm bu kötülüklerine altında “Erkek dediğin..!/Kadın dediğin..!” kalıpları yatmakta. Doğar doğmaz sırtlarına bu kalıplar yüklenen kadınlar ve erkekler, ya tüm bunları reddedip toplumda daha az kabul görerek yaşamaya çalışıyor ya da basitçe bu kimliğe bürünüp şimdiye kadar yaşanmış tüm sorunların devam etmesine katkı sağlıyorlar. Bu kalıpları reddedebilmenin, çevredeki tüm kadın ve erkekler bu yönde baskı uygularken o kadar da kolay olmayacağını görebildiğinizi umuyorum. Kendi cinsel rollerini reddeden kadınların aksine, kendi cinsel rollerini reddeden erkeklerin toplumda kabul görebileceği alanların çok daha az oluşu aşikâr; hem erkeklerce dışlanıyorlar hem de kadınlarca istenmez oluyorlar. Ben sizlere sadece -başarabildiğim kadarıyla- bu algıdan dolayı kimi erkeklerin de sıkıntılar yaşamakta olduğunu anlatmaya çalıştım. Kadınların çok daha uzun zamandır yaşadıkları acıları, sıkıntıları aşağı görmek/yok saymak gibi bir düşüncem asla yok veya bir mağduriyet yarışına asla girmiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın.

Dayatılan bu cinsiyet rolü algılarıyla mücadelenin, bu sorunların çözümündeki en önemli unsur olduğunu düşünüyorum. Bu kalıplar yıkılmadıkça ne cezalar yeterince caydırıcı olacak ne de verilen tepkiler bir sonuca varacak. Algıyı kendi çıkarları için kullanan sermaye ve iktidarlar, buralardan beslenmeye devam edecek. Yazdıklarımı saçma bulduysanız lütfen reklamları, filmleri, sosyal ağları, çevrenizde konuşulanları bir de bu açıdan gözlemleyin. Sistemin, insanları nasıl istediği kadın ve erkeklere rahatça dönüştürdüğünü ve bundan nasıl bolca çıkar sağladığını görün. Çevrenizdeki insanların bu algılardan dolayı çektikleri sıkıntıları görmeye çalışın, kendi çektiğiniz sıkıntıların farkına varmaya çabalayın.

Ben insanları; zıtcinsel, eşcinsel, biseksüel veya transseksüel olarak görmüyorum. Ben insanları; kadın, erkek veya interseksüel olarak görmüyorum. Tüm bu tanımlara gerek yok. Kimlik kartlarımızın pembe veya mavi olmasına ihtiyacımız yok! Hayatımızı bize biçilen roller içerisinde geçirmemiz gerekmiyor. Bu roller altında ezilmemiz gerekmiyor! Cinsiyetçilikten, cinsel rollerden, cinsel baskılardan arınmış özgür bir toplum dileğiyle!

* “Zıtcinsel”  kelimesini, “Heteroseksüel” kelimesi yerine kullanmayı tercih ediyorum. “Homoseksüel” kelimesi “Eşcinsel” olarak Türkçeleştirilmişken, “Heteroseksüel” kelimesi için buna gerek duyulmamasını, normal (!) olanı tanımlama ihtiyacı duymamak bağlamında bir tür cinsiyetçilik olarak görüyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.