Ey Güzel Halkım; Sana Bu Mektubum

25.07.2013 00:53:17
A+ A-

Ey güzel amcam, teyzem, abim; ablam!  Bil ki bu mektubu yazan senin oğlun, kardeşin; yeğenin.  Ben sana önce kendimi anlatayım da tanı biraz beni, bil ki ben de sokaklardaki diğer oğullarından, kardeşlerinden farkı olmayan sadece bu ülkenin geleceği için kaygılı bir gencim. Öğrenciyim, üniversite öğrencisiyim. Hani o"apolitik" denilen 90 nesili var ya, ondanım ben de işte. Yıllardır sizin kardeş kavgalarınızdan, ideoloji kavgalarınızdan çektiğiniz hikayeler ile büyüdük biz. Siyasi görüş adı altında kardeşin kardeşe düştüğü zamanların hikayeleri ile büyüdük. O yüzden bizi " aman yavrum karışma", "aman yavrum uzak dur" diye büyüttünüz ya, işte o yüzden biz de apolitik olduk. Ama "bize ne bu ülkenin halinden" demedik sevgili amcam, teyzem; korktuk. Bizi de birbirimize düşürürler diye. Fikirlerinden ötürü yarın bir gün kardeşim dediğim arkadaşlarım bana düşman olmasın diye uzak durduk biz siyasetten, her şeyden. Bu yüzden de bil ki bu sokaklarda olanlar siyasi bir eylem değil. Her türlü eylemden uzak tutularak yetişen bir nesil nasıl olur da siyasi bir eylem adı altında toplanabilir ki? Ben kendi halinde bir öğenciyim, ne bir eyleme de katıldım ne de herhangi bir sivil toplum örgütüne üye oldum şu hayatımda. Her şeyi uzaktan izledim, dinledim. Diğer kardeşlerim gibi. Peki neden çıktık biz sokağa?

Kandırıyorlar seni güzel abim, güzel ablam! Bu mektubu kaleme almamın tek sebebi sen bil istiyorum olanları. Kardeş kardeşe düşman oluyor yine, esnaf ekmeğinin yediği öğrenciye, her şeyi sadece sözde "basından" izleyen halk; sokaktakilere. Bil istedim güzel teyzem, bil istedim niye senin bu çocukların böyle sokakta. Neden yılmadan etmeden gaz yiyor, sopa yiyor, suçsuz yere hapis yatıyor? Eşitlik için güzel abim, eşitlik için. Daha iyi bir ülke için. Geleceğimiz için. Bizim için, senin çocukların için ey esnaf abim, ileride onlar da rahat yaşasın diye. Betonlarda koşturmak yerine bizim gibi ayakları çamurla, toprakla kaplansın diye. 

Güzelim Park'ın yıkılacağını öğrenen güzel insanlar gitti o parklara önce. Kitaplar okudular, sabahladılar yıktırmayacağız biz yeşilimizi, parkımızı diye. Çoluklu çocuklu aileler, teyzeler amcalar, öğrenciler; kısaca herkes vardı o gün, olayların başladığı gün. Çıkmayacağız dediler bu parktan, yıktırmayacağız! Sonra ne oldu peki? Bir sabah vakti, sanki düşman hattına saldırır gibi saldırdılar onlara. Sabahın 5inde gaz bombaları ile girdiler, saldırdılar o masum insanlara. İşte o zaman koptu kayış, taştı su bardağı. İnsanlar önceleri yıkılmasın park diye toplanırken artık bir nedenleri daha vardı, zulüm etmeye ne hakkınız var bu halka diye indiler meydanlara, sayıları artarak. Bu sefer polis daha güçlü geldi, daha acımasız bir şekilde üstelerinden gelen emileri uygulayarak yine sıktılar insanlara o gaz bombalarını. Meydanlarda bırak çocuğa yaşlıya; tekerlekli sandalyedeki kardeşime sus sıktılar benim! Sen neden gelmedin o zaman güzel abim? Bu kadar mı kaybettik biz insanlığı? Hani diyorsun ya "mesele ağaç değilmiş bak kendileri diyorlar", evet güzel abim değil artık. Çünkü tek meselesi ağaç olan bir halka saldırıldı hiç acımadan. Mesele artık hak ve özgürlük oldu. Başka bir şey değil. Ne denilirse denilsin tek mesele hak ve özgürlük. Elbette art niyetli insanlar doldurmaya çalışacak bu "mesele"nin altını ama abicim, benim tek istediğim bu toplumda özgür bir birey olmak. Mesela şu satırları yazarken hiç bir güvencem olmadığı için yarın bir gün beni de alırlarsa içeri diye korkmamak!  Şimdi sen bir kaç söz söyleyeceksin bana, yok şöyle yok böyle ama diyeceksin. Açıklayayım güzel kardeşim açıklayayım.

Sen diyorsun ki bize bizim işlerimiz sekteye uğruyor, para kazanamıyorum ben. Ey güzel abim benim, bir düşünsene oraya AVM yapılırsa senin halin ne olacak? Sanıyor musun ki insanlar oraya gitmeyecek? Ülkemizin üç tarafı deniz ile değil AVM ile çevrili güzel kardeşim. İnsanlar zorla beton binalara alıştırılıyor. İnsanlar bakkal yerine büyük marketlerden alıyor ihtiyacını. Sanıyor musun ki yanı başında büyük market olunca gelecek senden alacak yumurtasını? Sanıyor musun ki oraya bilmemne marka kahve dükkanı açıldığında gelecek senin elinden içecek türk kahvesini? Canım teyzem, amcam benim, öyle olmayacak. Eğer tıpkı Gezi'deki gibi AVMler çoğalırsa, o binalar yükselirken göğe sizin dükkanlarınız da bir bir yok olacak onların gölgesinde. Biz senin için de yürüyoruz canım kardeşim anlasana bizi? Sen bize palayla, sopayla vuruyorsun, küfürler yağdırıyorsun ama biz olmasak kim doyuracak senin karnını? Biz olmasak eve nasıl ekmek nasıl götüreceksin? Ey güzel esnaf abim benim, yıllardır senin elinden çayını içen biz değil miyiz, senin elinden okula gitmeden bir tost yiyen biz değil miyiz? Biz senden yanayız abicim, sen kazan istiyoruz.  Anla bizi biz senin için de yürüyoruz.

Televizyonda görüyorsun, diyorsun ki bunlar din düşmanı. Ey güzel teyzem benim, kandırıyorlar seni. Camii'nin imamı çıkıp da demedi mi bu gençler burayı revir yaptı diye? Allah'ın evini mazlum'un reviri olarak kullanmaktan daha büyük sevap ne olabilir Allah aşkına? Diyorsun ki bunlar ateist, dinsiz, Allah düşmanı. Güzel kardeşim ben ezan okunuyor diye sloganların sustuğunu gördüm meydanlarda. İnsanlar bekledi ki ezan bitsin, bizim yüzümüzden namazını kılmak için ezan sesi bekleyenler kaçırmasın ezan sesini. Elbet ateistler de olabilir sokaklarda, hristiyanı da yahudisi de. Ama kimse kimseye karışmadı be güzel abim. Türbanlı kardeşim de geldi yanımda benimle bağırdı sokaklarda. Benim için, senin için ağaçları, ağaçlarımızı korudu. Ey güzel kardeşim, ramazanda belediyelerin bütçeler ayırarak iftar çadırları kurması kolaydır. Sen gördün mü ki hiç bir halk kendi cebinden para vererek kilometrelerce iftar masaları kurmuş sokaklara tarihte? Sen diyorsun ya onlar dinsiz, Allah'sız diye, onlar kurdu o sofraları. Onlar bekledi insanlarla iftar saatinin gelmesini. Biri yazdı ki internette "Beyoğlu'na 5 kilo yoğurt lazım diye", işte hemen o Allah'sız dediğin çocuklar getirdi sofraya ki kardeşleri iftarını açsın diye. 

Diyorlar ya yok bu çocuklar terörist yok anarşist! Güzel abicim benim sokaklara bu çocuklar Türk Bayrakları ile iniyor. Vücutlarına sarıyor, bayraklarla kırmızı beyaz yapıyor meydanları. Bu çocuklar onlara bırakıldığı gibi "Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmek" için sokaklarda. Ne ellerinde silahları var atacak, ne de kalkanları var "abileri" onları sopalarla döverken savunacak. Ellerindeki tek şey eczanelerde satılan bezden gaz maskeleri. Gaz falan hak getire, sadece "belki korur" diye takılan 2 liralık bezler. Gözlerinde denize giderken takılan deniz gözlüğü. Belki parası varsa boya maskesi almıştır da takıyordur, ya da belki biraz kafası çalışıyordur da pet şişeden maske yapmıştır. Ey güzel kardeşim, bu sokaklarda terörist değil senin kardeşin bekliyor. 

Sen diyeceksin ki bana etrafa zarar veriliyor, camlar indiriliyor gördüm ben. Ey güzel abicim haklısın, ben de gördüm bir tanesini gözümle. Reklam panosuna taş atan bir çocuk vardı, çok mu sinirlenmişti bütün gün yediği gazdan, ya da bilerek mi yapıyordu kışkırtmak için ben bilmem, ama şunu gördüm; ben daha "dur kardeşim ne yapıyorsun zarar verme etrafa" diyemeden yanımda 3 teyzem koştu ve durdurdu çocuğu. Tuttu kulağından uzağa götürdü kızarak ve azarlayarak. Her kalabalıkta, her toplumda vardır kötü niyetili, insanları kışkırtmaya çalışan insanlar güzel kardeşim, haklısın. Lakin demeye çalıştığım şu bu sokaklardaki insanların hepsi bunlar değil, ancak ortada kimse yokken çıkıyor böyle insanlar ortaya sen de sadece onları izliyorsun televizyondan.

Polisler. Ben istiyorum ki bir kere de polisler için yürünsün. Polislere sendika gelsin, haklarını onlar da savunsun. Ben onları da anlıyorum güzel abim, bu ülkenin memurlarını. 48 saatten uzun sürek görevde kalan, ekmek arası kaşar ile öğün geçirmeye çalışan, 200 kişi 2 tuvalet sırasında bekleyen polisleri. İçi acıya acıya halkına gaz sıkan polisi. Ben demiyorum ki polis bıraksın görevini, onuru ile simit satsın. Ben anlıyorum polis abimi de, bakmak zorunda olduğu çocuklarını da eşini de. Kimse ye de böyle bir istekte bulunmam zaten. Ama ben istiyorum ki o polis o göreve "kanunlara göre hakkı olarak"  korkmadan itiraz edebilsin. Acaba bir şey söylersem sürülürmüyüm diye düşünmesin, sendikası olsun hakkını savunsun. Ama güzel teyzem, amcam benim, senin çocuklarını sokaklarda sopalarla döven, küfürler yağdırıp taciz eden, bırak bütün bünları katil olup bizi öldüren o sözde polisler ne olacak? Sen de onları unutma, bu sefer de bizim hakkımızı, Ethem'in, Ali'nin; çocuklarının hakkını ara güzel annem lütfen!

Ey güzel halkım, sana diyorum. Bizim yıllardır anlamadığımız bir sorunumuz var. Biz el eleyken hiç bir şey durduramıyor bizi de insanlar rahatsız mı oluyor nedir ayırmaya çalışıyorlar bizi. Seni bana, beni sana düşman etmeye çalışıyorlar. Kanma sen kimseye, inanma hiç bir duyduğuna; gördüğüne kendin duymadan, görmeden. Sana göre yanlış bir şey duyduğunda lütfen düşün bir önce neden acaba böyle diye? Elbette kitaplarını el üstünde tut, ama dendiği gibi önce "oku" lütfen. Sen okumaz , sen görmez, sen işitmez isen sana yalan söylerler. Söyletme güzel halkım lütfen. Eğer sen beni, ben seni anlamaz isem her şey için çok geç olacak.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.