Futbol asla sadece futbol değildir

03.04.2013 10:14:42
A+ A-

“Futbol asla sadece futbol değildir. Savaşlar çıkmasına ve devrimler yapılmasına neden olur, mafyayı ve diktatörleri adeta büyüler. Sadece mafyayı ve diktatörleri mi, diğer muktedirleri de büyülediği çok açıktır. Meselâ hiç mi hiç futbol oynamadıkları ve futboldan anlamadıkları hâlde siyaset adamları ve para babaları, futbol etrafında adeta takla atmaktadırlar. ” (Simon Kuper: Futbol Asla Sadece Futbol Değildir, Çev: Sinan Gürtunca, Sabah Kitapları, İst.1996, s.1.)

Son iki yüz yılın en popüler spor dalı olan futbol, günümüz dünyasının en ücra köşesinde bile işçi ve işverenleri olan dev bir endüstri hâline gelmiştir. Futbol çevresinde köpürtülen milli duyguların istismar edilmesi egemenlerin en sevdiği uğraşlardan biridir.

Kürt Sorunu’nda barış sürecine girdiğimiz özellikle birkaç haftadır taraftar kılığındaki ırkçı-faşist çeteler Kürtler başta olmak üzere özgürlük ve demokrasi talep eden tüm çevrelere linç girişimlerinde bulunmaktalar. 8 Mart Mitingi’nde, Kadıköy meydanında özgürlük taleplerinin yanında erkek ve devlet şiddetini ve kadın cinayetlerini protesto eden kitleye Türkiye’de futbolun ırkçı, cinsiyetçi ve şiddet yönünün sembolü olmuş olan holiganlarca saldırı gerçekleştirildi ve ikisi ağır olmak üzere on kadın yaralandı. Bursaspor taraftarlarının bu saldırısıyla, ırkçı ve şiddet yönü de ortaya çıkmıştır. Kaldı ki bu Bursaspor’un ilk marifeti de değildir. Daha önce de başta Diyarbakırspor taraftarlarına yönelik ırkçı saldırılar olmak üzere birçok şiddet olayına karışmış ve dünyanın en saldırgan ve ırkçı kulüplerinden biri olarak adından söz ettirmiştir.

Bu saldırıdan bir hafta sonra da BDP Sakarya İl Örgütü tarafından Sakarya Et Balık Kurumu yanındaki meydanda yapılan Newroz etkinliğine sosyal medya üzerinden örgütlenen ve Sakaryaspor taraftarı 150 kişilik bir grup saldırmak istedi. Aynı gün Leyla Atakan Caddesi'nde toplanan BDP'liler yürüyüşe geçmek üzereyken, aralarında Kocaelispor taraftarlarının da bulunduğu kalabalık bir grup, BDP'lilere saldırmak istedi. Polis saldırgan gruptan yaklaşık 30 kişiyi gözaltına aldı. Mitingin ardından ise Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) binasının etrafını kuşatan ülkücüler, binaya girmeye çalıştı. Gaziantep’te de yine 17 Mart Pazar günü Newroz kutlamalarının gerçekleştirildiği alandan ayrılanlara üzerinde Gaziantepspor forması olan bir grup saldırıda bulundu. 

İzmir’de de, Göztepe ile Karşıyaka arasında oynanacak derbi maçla aynı güne denk gelen Newroz mitingini engellemek için sosyal medyada örgütlendikleri iddiasıyla 5’i üniversite öğrencisi 8 kişi gözaltına alındı.

Futbol ve milliyetçilik ilşikisi

Maçlara gelenler, bir taraftar olarak gelirler maçlara. Hayatta bir şeylere hep taraftar olmayı meslek haline getirmişlerdir. Bu insanlar milliyetçilik için hazır bir potansiyeldir. Çözüm süreci ile birlikte paralel artan milliyetçilik dalgası herkesten çok futbol takımı taraftarlarının frekansını tutturabildi. Çünkü, bir şeylere taraftar olmak zor değildir. Soru sormak, yargılamak, bir şey öğrenmek gerekmez. Faşist hareketin saf şiddete ihtiyacı var ve bu da fazlasıyla tribünlerde var. Zaten oraya gelen insanlar sportif ve estetik kaygı taşımıyorlar. Onlar sadece taraftardır. Bilekleri kesildiğinde kanları farklı iki renk akacak kadar taraftar… Ölmeye öldürmeye gelinir maçlara. Toplum içinde bastırılan duygular, sözel ve fiilen tribünlerde yerini bulur. İnsan yenen haklarını tribünlerde arar. Çok sık rastlanan bir deyişle "patronuna kızan işçi patronuna bağıramadığı için maçta bağırır ve çok rahatlar". Bu işçi bir tane değildir büyük bir ihtimalle. Ve toplumların hak alma isteklerinin maçlara kanalize edildiğine pek çok ülkede rastlayabiliriz. Ve başka bir yanlış bilgilendirilmeyle içinde bulunduğu sıkıntının tek nedeni "dış mihraklardan" destek alan iç düşmandır. Orada oluşan şiddet örgütlenmesinin uygun bir politik doğrultuya girmesi o kadar da zor değildir. Şiddet milliyetçiliğn de temel unsurudur ve insanlar bu sefer başka bir şeye daha taraftar olacaklardır. Tarihte bu tür politika ve spor bağıntısının örneklerine rastlıyoruz. Hitler de Berlin Olimpiyatlarını Faşist-Nazi propagandasının aracı olarak kullanmıştı.

Bir ide­olojik söylem olarak milliyetçilik, eşit­lik (“biz”) ve fark­lılık (“ötekiler”) iliş­kisinin ürünüdür. Bu ilişkinin, “rakip”, “düşman”, “ezen”, “tâbi” vb. olarak “onlar”a karşı antago­nistik bir tarzda eklemlenmesini temsil eder.

Popüler futbol kül­türü, millî kimliklerin yeniden kurulu­şuna çeşitli biçimlerde katkıda bulunur. Spor, “varolabilecek ‘küçük’ iç bölün­meleri aşarak ve yerinden ederek, milletin ‘biz’ olarak kurulmasını sağlayan bir alandır”

90’lardan bu yana maç önceleri, maç esnası ve maç sonraları bir grup faşist tarafından örgütlenen, koyu futbol taraftarlarının "Kahrolsun PKK", "Kürtlere Ölüm" slogan atmaları, defalarca istiklal marşları söylemeleri insan boyunu ikiye ve üçe katlayan bozkurt resimleri taşımaları, devletin bu gibi ortamları iyi kullandığını gösteriyor. Özal döneminden itibaren her geçen yıl stadyum sayıları yükseltilirken sanki bugünlere yatırım yapılmış. “Silahların susmasını” , “anaların gözyaşlarının dinmesini” istemeyen güç odaklarının futbolun bu karanlık yüzünden tetikçiler devşirerek yeni Maraşlar, Kanlı Pazarlar, Sivaslar yaratması işten bile değildir. Umarız ki biz yanılırız…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.