GEÇMİŞİN KÜLLERİ

22.03.2013 00:51:42
A+ A-

Geçmişin küllerini eşelemekten ne zaman vazgeçeceksin? Vaz­geç artık, nafile, o küller arasında bir kıvılcım ateş bulamaya­caksın. Belki bir zamanlar, bütün resmi tarihi tutuşturacak kadar büyük birer ateştiler. Yana yana kor közlere döndüler ve en sonunda söndüler. Şimdi ise, geriye kalan külleri de rüzgârların önünde savrulup dağılıyor.

Işığı, boşuna batıda arama, güneş doğudadır. Sığındığın tapınaklar çoktan yerle bir edildi. Kalelerin yıkıldı. Yıkıntılar üzerinde gelecek kurulmaz. Geleceğini, geçmişinin köklerinde ara.

Işığın kaynağını, köklerinin beslendiği kaynakta ara, suyunu içtiğin pınara eğil ve onun tanıklığını gör, ama suya tükürme. Adına, ‘Ortadoğu’ dedikleri dünyanın merkezine yüzünü çevir, güneşin doğduğu yere ve o ana bir şans ver; kendine bir şans ver. İçinde büyüyen umudu tanımaya çalış, sana benzemeyen renklerle barışık ol.

Seni tarihin kalbine götüren o sesi dinle, ‘Mem ü Zin’i oku. Yirmi birinci yüzyıl insanının yitirdiği şeyi, sevgiyi anlamaya çalış. Aşk da gereklidir. Haritalarda adını bulamazsın, Ah Tamara’ya git.

Kim bilir, belki gezgin yanını keşfedersin. ‘Mem ile Zin’in mezarlarını ziyaret et. Bir de onlardan dinle Beko’yu. Acılar­dan ve ihanetlerden ama özlem dolu hayattan süzdükleri sev­dalarının öyküsünü.

Yeniden yollara düş, yollar boyunca Simurg’a kulak ver. O kuşlar sana anlatacaktır ‘Fakiye Teyran’ı. Diyarbekir’de bir mola ver, kaçak bir çay iç. Hevsel bahçelerini gez. Hâlâ bırak­tığım gibi mi, kokusu akşamüstlerinin. Duydum değişmiş sokakları. Bir adı da ihanet olmuş, yüreğimi bıraktığım şehrin.

Surlara çık, saklı tarihe dokunur gibi bazalt taşlarını okşa. Surların üzerinde yürü, Dicle birden bire karşına çıkacaktır. Keleklerin sallarıyla taşıdıkları odunların kokusunu, tatlı su­yun dokusunda duyacaksın. Sen yüksekte, gök kubbeye o an yakın olacaksın. Surun hemen dibinde, yoksul mahalleleri görünce, gözlerini hemen de kaçırma.  Bırak, kıvırcık saçlarını rüzgâr dağıtsın. Sen böyle de güzelsin.

Unutmadıysam, tam o hizada büyükçe bir mezarlık, Şehitlik olacaktı. Gördün mü? Öyleyse, bu kutsal toprakların özgürlüğü uğruna, orada yatan Spartaküsler için bir dua etmeyi ihmal etme. Tabi bildiğin bir dua ve de inandığın Tanrın varsa!

Bunları yapabilme yetisini kendinde görürsen, Gılgamış’ın büyülü kapısından girmiş olacaksın. Olur, da bir gün, böylesi bir serüvenin ayrılmaz bir parçası olmak istersen, güneşin doğduğu ana tanık olduğun ilk sabah, ‘Rabindranath Tago-re’un şu mısralarını yeni doğan güne karşı okumayı unutma:

“Ey lotus çiçeğinin ortasındaki değerli taş! Yağan yağmur ulaştı yaseminin kucağına ve dedi ki: Ne olursun hep yüre­ğinde tut beni. Ama ben… dedi yasemin. İç çekti yavaştan-ağırdan ve toprağa düştü.”

Milat düşürülürken o güne ya da o gün eklenirken tarihe, böylece ayaklarının dibindeki uyuyan uygarlığa seslenip onu uyandırmış olacaksın. Kendi acılarını, sabrın dehlizlerinde damıtırken, önünde duran güzel geleceği büyütmek için umu­dunu güçlendireceksin.

 

Bir farklılık yaratmak adına… Hayat için…

www.abbaskarakus.com abbas_karakus@mynet.com

Resim: Salvador Dali

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.