Geçmişten Günümüze Kürt Sorunu

06.03.2013 19:59:46
A+ A-

 

Türkiye'nin gündemini yıllardır meşgul eden Kürt sorununun ne olduğunu bilmek için öncellikle bu sorunun tarihsel kökenini bilmek gerekir.

 

İlkin sorulması gereken soru PKK'nin Kürt Sorununun nedeni mi sonucu mu olduğudur. Kamuoyunun çoğu Kürt Sorununun PKK ile başladığı gibi yanlış bir düşüncededir.

Öncellikle şunu söylemek gerekir: Türkler 1071'de Malazgirt'i Kürtlerin yardımı ile kazanmış dolayısıyla Türklerin şuan sahibi olduklarını söyledikleri Anadolu'ya Kürtlerin yardımıyla girmiştir. Böylece iki halk arasında bir kader ortaklığı başlamıştır. Çaldıran Savaşında Kürtler Osmanlıya yine yardım etmiş hatta bu yardımdan dolayı Yavuz Sultan Selim Kürt Beyleriyle özerklik antlaşması imzalamıştır. Osmanlı ümmetçilikle ayakta kalmıştır. Osmanlıda (son dönemlerini saymazsak) din, milliyetçilikten daha ön planda olmuştur. Kürtlerin Türklerden iki yüz yıl önce İslamiyet'i kabul ettiğini göz önünde bulundurursak dini söylemlerle Kürtleri el altında tutmanın hiç de zor olmadığını göreceğiz.

1.Dünya Savaşında da ümmetçilik, kardeş halk söylemleriyle Kürtler Osmanlı bünyesinde kalmış hatta savaşa girmiştir. Kurtuluş Savaşı'nda da bu durumda bir değişiklik olmadı. Atatürk kah dini söylemlerle kah Kürt Beyleriyle bir şekilde anlaşarak Kürtleri el altında tutmayı başarmış hatta Lozan antlaşmasına Kürtleri temsilen bir vekil yollamıştır. İsmet İnönü Lozan antlaşmasında azınlık hakları meselesi söz konusu olunca defaatle Kürtler bu ülkede azınlık değil kurucu unsurdur demiştir. Devlet kurulduktan sonra çoğu yenilik yapıldı dindar olan Kürtler İslam dinine özünde çok bağlı bir halktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan laik düzenlemeler en son da hilafetin kaldırılması Kürtlerin kıyamına neden oldu. Bunun en güzel örneği Şeyh Sait İsyanıdır. Bu isyan kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra Kürtlerde milli bir bilinç uyandı. Denilebilir ki hilafetin kaldırılmasından sonra Kürt-Türk ayrımına, daha doğrusu o zamana kadar kısık sesle dile getirilen Kürt milliyetçiliğin daha gür bir sesle dile getirilmesine neden oldu. Kıyamdan o ana kadar kurucu unsur olan Kürtler bir anda yok oldu! Hakları alındı. Asimilasyon amaçlı sürgünler başladı. Çoğu aydın, Kürt diye bir şeyin olmadığını onların da Türk olduğunu bilimsel(!) olarak ispatlamaya çalıştı. İsmet İnönü, Kürtlerin asimile etmesini amaçladığı Şark İslahat Planıyla farklı, insanlık dışı uygulamalara imza attı. Türkiye'de büyük bir faşizm başladı. Bu durum Menderes'le, Demirel'le, Bayar'la, Ecevit'le devam etti. Hiçbir politikacı bu sorunu halletmek için çalışmadı hatta ağız birliği yapmışçasına Kürt diye bir halkın olmadığını söylediler. O dönemlerde de Kürtler büyük işkencelere, sürgünlere hapis cezalarına maruz kaldı. Kürt kelimesini kullanmak ,Kürtçe konuşmak şarkı söylemek hatta Kürtçe ıslık çalmak bile yasaklandı.

PKK öyle bir ortamda kuruldu o dönemdeki işkencelere bakılırsa devletin kendine düşman yetiştirdiği düşünülebilir. Bunun en somut örneği Diyarbakır Cezaevindeki işkencelerdir. Bu cezaevi; dışkı yedirilen, köpeğe tekmil verdirilen, kanalizasyon suyu içirilen bu suda banyo yaptırılan, arkadaşının önünde cinsel ilişkiye maruz bıraktırılan bir yerdi. Bu cezaevinden tahliye olan çoğu kişi tüm yapılanların intikamını almak için PKK saflarına katıldı PKK'nin bu anlamda güçlenmesinin, taraftar toplamasının en büyük nedeni devletin bu yaptırımlarıdır. Görüldüğü gibi PKK bir neden değil bir sonuçtur. PKK'nin 29. İsyan olması da başta sorduğum sorunun bir diğer cevabıdır.

Türkiye toplumunda yıllardır mevcut olan bölünme korkusu halen devam etmektedir. Avrupa ülkelerinde birden fazla resmi dil, anadilde eğitim hakkı gibi temek insani hakları vermiştir ve hiçbiri de bölünmemiştir. Hatta diyebiliriz ki Türkiye Avrupa'yı sadece bu açıdan örnek almıyor. Kazakistan'da yaklaşık yüz bin Kürt nüfusu var orda bile yıllardır Kürtçe eğitim, Kürtçe yazılı-görsel basın gibi haklar kullanılmaktadır. Türkiye ise bundan kısa bir süre önce bu hakları teslim etti. Bu hakları teslim ederken de sanki; ne konuşuyorsunuz, daha ne verelim gibi bir üstten bakmayla, bir acımayla verilmiştir.

Türkiye'de bulunan azınlıkların hakları Lozan'da teslim edilmiştir. Kendi dillerinde gazete çıkarabilir, okul açabilir v.b. ama kurucu unsur sayılan Kürtlere bu hakların az kısmı büyük bedeller sonucu verildi.

Şimdi sorulması gereken soru şu: Madem Kürtler kurucu unsursa niye eşit haklara sahip değil? Madem azınlıksa niye azınlık haklarına sahip değil? Ne azınlık ne kurucu unsur peki Kürtler bu ülkede cumhuriyetin ilk bakanlarından birinin dediği gibi" Bu ülkede Türkler dışında herkes Türklerin kölesi, hizmetkarı" mı?

Bu sorun, bu kadar yıldır çözülmemişse işin içinde başka hesapların olduğunu düşündürtüyor ve dedirtiyor ki "Hayr olmaz böyle bir gecenin sabahından."



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.