Gever'den (Yüksekova) Gezi’ye bakmak!

12.12.2013 03:51:59
A+ A-

Bu yazı, Türkiye’de kendini solcu-sosyalist-sosyal demokrat hatta komünist olarak tanımlayan birçokları için sinir bozucu ve dahi Kürtçü bir muhtevaya sahipmiş gibi okunabilir. Çünkü bu yazının omurgasını oluşturacak temel argümanlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görülmemiş bir halk isyanı olarak zuhur eden Gezi Direnişi’nin bugünlerde üzerine bolca kavga edilen Türkiye Kürdistan’ından nasıl algılandığı ve anılan yer için pratikte ne anlama geldiği üzerine olacaktır.

Türkiye’de herhangi bir olay ya da olgunun olumlu yönlerinin yanında olumsuz yönlerinin de birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gibi bir gelenek yoktur. Elitist-Kemalist çevrelere, cumhuriyet, saltanat ve hilafete göre daha iyidir, M.Kemal’in cumhuriyeti tercih etmesi şüphesiz önemli ve kıymetlidir ama bu önermeden Kemalist Cumhuriyetin iyi bir şey olduğu sonucunu çıkarmamız doğru değildir, dediğiniz zaman bunu anlayışla karşılamaları ve pek muhtemel değildir. Yani onlar için bir şey iyidir ya da kötüdür, ikisinin bir arada olması mümkün ve tahammül edilesi bir şey değildir. Bu hastalıklı yaklaşım Türkiye Solu için de fazlasıyla geçerlidir. Mesela 1960-80 arası Türkiye Sosyalist Hareketi için olumsuz bir eleştiri yaptığınızda, sol bundan sola düşman olduğunuz sonucunu rahatlıkla ve pişkinlikle çıkarabilir. Oysa sosyalist geleneğe sahip çıkmanın ve aynı zamanda onu eleştirmenin aynı cümle içinde yer alabileceğinin ve hatta alması gerektiği bilincinin sol çok uzağındadır. Solun, Kemalizm’le benzeşen tek yanı bu değil hatta benzeşmeyen az yanının olduğunu söylersek sanırım mübalağa etmiş sayılmayız, şüphesiz çok sınırlı da olsa bir takım sol çevre(ler)(y)i bunun dışında bırakıyorum.

Buradan hareketle bugün hangi saikle olursa olsun Gezi Direnişi’ni yapıcı bir biçimde eleştirmeniz dahi benzer çevrelerce rahatlıkla zül sayılabilir. Benzer şekilde yapıcı bir Gezi eleştirisi dahi, eleştiriyi yapan kişiyi rahatlıkla iktidar (AKP) saflarında saf tutuyor suçlamasıyla karşı karşıya getirebilir. Zira Gezi’ye katılıp katılmama, ya da ne oranda katılma veya ne sıklıkla katılma gibi ölçülmesi çok mümkün olmayan veriler üzerinden dahi bazı kesimlere suçlamaların ya da sitemlerin yöneltildiğini biliyoruz. Örnekse Kürtlerin Gezi Direnişi’ne destek olmadıkları yönünde ciddi bir fikir birliği var gibi, bu bilgiye nasıl ve hangi yöntemleri kullanarak ulaştıklarını bilmiyorum ama söylemin kendi içinde “…bakın, işte onlar milliyetçi ve Kürtlükle ilgili olmayan hiçbir şeye ilgi duymuyorlar…” anlamının barındığı gayet okunabilir.

Gezi Direnişi’ne kimin ne ölçüde ve ne tür katkılarla dahil olduğunu tespit edebileceğimiz mekanizmalar şu anda sosyal bilimler ve araştırma yöntemleri teknikleri bağlamında henüz mevcut değil bildiğim kadarıyla, yalnız emniyetin yurttaşları fişlemek suretiyle kimliklerine doğum yerlerine bakarak birtakım tespitler yaptığını biliyoruz fakat bu tespitler bir rapor değil, polis devletlerinde görülen fişleme yöntemleridir.

Gezi Direnişi Cumhuriyet tarihinde çok ender görülen, olmayan yurttaşın oy kullanma pratiği üzerinden tanımlanan “Demokrasi” anlayışının sorgulandığı süreçlerden biriydi ve bu direniş ter toplumsal sınıftan, inançtan ve her cinsiyetten ya da yönelimden çevrelerin katkısıyla gerçekleştirildi. Kendi içinde çok kıymetli olan bu sürece ne “öncesi ve sonrası” gibi anlamlar yükleyerek tarihsel yanılgılara düşmek ne de komplocu yaklaşımlarla anlamsızlaştırmak doğru değil.

Gezi Direnişi’ni bu yazı da eleştireceğim perspektif, adı DOĞU olarak telakki edilen Türkiye Kürdistan’ından ve henüz yaşadığımız bir yeni katliam adı olan Gever’den (Yüksekova) nasıl görüldüğü ve “Gezi Ruhu” olarak ifade edilen “Ruh” un Gever için bir retorikten ötesine geçemediği sorunsalı ile ilgili.

Gezi’nin herkeste bir umut uyandırdığı su götürmez bir gerçek. Mesela yıllardır Kürt coğrafyasında polis-devlet-asker-kontrgerilla işbirliği ile uygulanan olağanüstü şiddet, infazlar ve tüm olup bitenin medya manipülasyonlarıyla tam tersi ya da hiç yokmuş gibi gösterilmesi, Gezi’de de benzer süreçler yaşanınca ortalama bir yurttaşın zihninde birtakım soru işaretleri yaratacaktı. Yarattı da belki bir ölçüde, çünkü iktidar tüm aygıtlarıyla aslında her yerde gerektiğinde aynı şiddeti uygulama potansiyeline fazlasıyla sahip bir yapı. Altı gencin Gezi’de polis tarafından katledilmesi, birinin hala komada yaşam mücadelesi vermesi, binlercesinin sakat bırakılması, işkence görmesi ve bunların hepsinin “ağırlıklı olarak teröristlerin yaşadığı coğrafya” olan Kürt coğrafyasında değil de, Türkiye’nin batısında yaşanması, Türk olması bazıların belki, Eskişehirli bir Türk için empati kurabilmeye yetecek kadar açıktı.

Yani “Gezi’den sonra” sı için artık memleketin herhangi bir yerinde (Gever de olsa burası) bir yurttaş polis kurşunuyla katledilemeyecekti bu kadar pervasızca. Çünkü “Gezi ruhu” bunu gösterecekti bize, demokrasiye, insan haklarına sahip çıkacaktı, bize sunduğunuz bilmem kaç parti arasında bilmem kaç yılda bir sahte bir oy kullanmanın ötesinde yurttaş olmanın bilincine varacaktı.

“Gezi’den sonra” polisin ve ya özel harekât timlerinin havaya açtığı ateşler insanları alınlarından vurmayacaktı, özetle, Mehmet Reşat ve Veysel İşbilir polis tarafından katledilemeyecekti bu kadar kolay bir şekilde, bu insanların cenaze töreninde Bermal Topçu kafasından nişan alınarak vurulmayacaktı. Bermal Topçu’nun kafasından nişan alınarak vurduğu görüntüler TV ekranlarında bilgisayar oyunu gibi “işte böyle vuruldular” diye yayınlanmasına itiraz edecekti Gezi Ruhu, Gezi boyunca insanların sokak ortasında katledilmeleri göstermeyen medyanın bunu özellikle seçip, ısrarla göstermesinde bir sorunsal arayacaktı, ama öyle olmadı. Çünkü Mehmet Reşat ve Veysel İşbilir ya da Bermal Topçu Gever’de katledilmişti, dolayısıyla polisin ya da özel timlerin potansiyel haklılık payı vardı, ”terörist”lerdi ya da aranıyorlardı onlar ve son tahlilde olan olması gerektiği gibi olmuştu.

Oysa olup biten Gezi’de olup bitenle çok da ayrıksı şeyler değildi, birileri kafasından nişan alınarak polisler ve özel timler tarafından öldürülüyor, katliamın meşruiyetini sağlamak da iç işleri bakanı ve valilik gibi kurumların “teröristlerdi, aranıyorlardı, ateş açtılar, görüntüler var elimizde” gibi açıklamalar yapmaları gerekiyordu, yaptılar.

Resmi devlet ideoloji ve Kemalizm’in sultası altında var olmuş ortalama bir yurttaşın “Gezi’den önce ve sonra” kavramlaştırmasına hemen uyum sağlaması beklenemez şüphesiz, yani batıda yaşayan ortalama Türk bir Gezi’ci gözünde Kürt hala aynı Kürt’tür. Başından vurulmuşsa hele ki Yüksekova’da hak etmiştir, yani teröristtir. Dolayısıyla Gever’de polis kurşunlarıyla üç insanın katledilmesi batıdaki Gezi’cileri sokaklara dökmeyebilir. E demokrasi, insan hakları, baskılara karşı ayaklanma, uyanış demiştik ama Gezi için? O başka, ama Kürtler de memleketi bölüyor ama…!

Bu arada Kürtlerin memleketi bölmelerine ilişkin korku sadece “Gezi ruhu” nu hisseden ve batıda yaşayan bir Türk’e menkul bir korku değildir. Bu korku çok küçük bir kısmı hariç Türkiye’deki sol-sosyalist hatta komünist iddialı hareketlerde de mevcuttur. Kemalistlerin, sağ-muhafazakar kesimlerin, “apolitik Gezi’cilerin”,Kürtleri memleketi parsellemeye çalışan ve mistik dünyadan gelen kriminal suçlular olarak görmesi alışkın olduğumuz bir durum, dolayısıyla üç kriminal suçlunun Gezi’den önce veya sonra polis tarafından sokak ortasında vurularak öldürülmesi sokağa çıkmak için yeterli bir sebep değildir. “Gezi ruhu” da bir yere kadar yani! Ancak sol-sosyalist hatta komünist iddialıların bakışına ne demeli? Bu sorun sanırım henüz ortaya çıkan bir sorun değil sos-sosyalist-komünist iddialı çevreler ve gruplar için, zira solun insan haklarına, demokrasiye, Kürtlere, Kadınlara, Aleviler,..vs bakışını da egemen remi ideolojiden, Kemalizm’den ve milliyetçi reflekslerden çok da ayrıksı düşünemiyoruz maalesef.

Gever’de üç Kürt’ün sokakta katledilmesi “Gezi Ruhu”nun ve “Gezi’den sonrası”nın teste tabi tutulacağı kahredici bir olaydı. Eğer bugün Gever için “Gezi ruhu” sokaklara çıkmıyorsa-çıkamıyorsa, ülkenin sol-sosyalist-komünist iddialıları meydanları doldurmuyorsa, “Gezi ruhu” bir yalandır, sosyalizm iddiası da Türkiye’de bir retoriğin ötesine geçememiştir.

Tuncay Şur

surtuncay@gmail.com

 

YORUMLAR

Gever’e Bakıp Gezi’yi ‘Vicdan’ İle Boğmak -

"Gezi’den Lice’ye güçlü bağlar kuruldu, çünkü Gezi günlerinde sokaklar canlıydı. Gezi’den Gever’e o kadar güçlü bağlar kurulmadıysa bunun sebebi sokağın zayıf olması: Kardeşlik, direniş ikliminde serpilen bir çiçektir. Üstelik, Gever protestolarının zayıf olmasının tek nedeni bu da değil. Bu eylemlere özellikle de metropollerdeki Kürt katılımının Gezi’ye Kürt katılımının katbekat altında olduğu söylenebilir. Kürt siyasi hareketi süreci katliam değil “provokasyon”, sürecin asıl sorumlusunu AKP faşizmi değil “AKP’nin cesaretsizliği”, hatta AKP’ye “paralel” bir “devlet” olarak adlandırmakta ısrar ettiği için, –Kürdistan gençliğinin daha spontane nitelikli eylemleri hariç– epey “düşük profil”li bir karşı çıkış sergilendi. Velhasıl dostlar, eleştiri copunu Kürt halkı adına Gezi’nin dizlerinin altına fazla vurmayın, çünkü o Kürt halkının da direnişiydi. Üstelik, isyan mevsimi çağıl çağıl geri döndüğünde yeni Lice’ler yeni Gever’lere karşı yürümek için o dizlere ihtiyacımız olacak. " bknz... http://fraksiyon.org/acilar-yarisir/ ........http://fraksiyon.org/gevere-bakip-geziyi-vicdan-ile-bogmak/

1 1
Gezi henüz çocuk -

yazının eleştirilebilecek yönleri de olmasına rağmen herkesin gördüğü noktaları kırmadan dökmeden yazıya dökmüş gibi. geziciler denilen kitle ile kürtlerin aynı anda chp ve bdp politikaları üzerinden yaşadığı bölünme görmezden gelinmiş gibi sanki. geziyle birlikte politikleşmiş kitle de, çözüm süreci üzerinden ümitlenmiş kürt kitle de meclis partilerinin tavırları ekseninde ciddi bir kırılma yaşıyorlar. hele hele henüz çok yeni olan gezinin bunla yüzyüze kalmış olması kendisini tanımadan bu kırılmayı yaşaması en çok da kürtler adına kötüdür. ama gever konusundaki tavırları nedeniyle de bdp ve önderliğin tavrı da bir o kadar kitleleri bölüyor. yani AKPnin taktiği tutuyor...

0 3
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.