HAÇKARIN DİLİ OLSA

18.01.2013 12:56:39
A+ A-

27 Haziran 1915 günü  Sivas'ın Zara ilçesine bağlı Tödürge'li Ermeni köylülerim dönüşü olmayan, varışı belirsiz yola düştüler. Onları son selamlayan köyün hemen çıkışındaki bu bu Haçkar'dı. Şimdi Haçkar  mezar taşları dahi kalmamış Kızılırmak'ın diğer tarafındaki Maşat'lığa yüzünü dönmüş köylülerimizin geride bıraktıklarının son ve sessiz bekçisi olarak bekleyişini sürdürüyor. En azından hala 'burada bir zamanlar Ermeni'ler vardı'nın kanıtı olarak ayakta.

Gidenler 720 kişiydiler. Tödürge'de doğmuşlardı. Onların babaları dedeleri nineleri sayamayacakları kadar bilmem kaç göbek ataları da Tödürge'liydi.  Bir o kadar insanı da geride bıraktılar. Geride bıraktıkları müslüman kapı komşularıydı, iç içe yaşadıklarıydı, birlikte çift çubuk sürdükleri birlikte süt 'haz' ladıklarıydı. Gidenler, komşularını, topraklarını, bahçelerini, evlerini, kedilerini, köpeklerini, ineklerini, öküzlerini, koyunlarını, 1915 yazında tarlalarında başağa tutmuş ekinlerini bıraktılar. Kalanlar binlerce yıl birlikte gülüp birlikte ağladıkları birlikte halaya durdukları, birlikte höllük eledikleri  kapı komşularını, köylülerini kaybettiler.

Gidenler kimlerdi? Maalesef bugün elimizde o güne ait sevkiyat defterleri yok. Gidenlerin bıraktıkları taşınmazların kaydedildiği (en az üç nüsha tutulduğunu biliyoruz!)  Emvali Metruke defterleri de bulunamıyor. Oysa biliyoruz ki 700 yıllık Osmanlı Kayıt sistemi havada uçan kuşu bile deftere yazan,  kayıt altına alan bir yönetim anlayışına sahipti. Geçenlerde  biri Tödürge'den Zara'lı iki hemşehrim Osmanlı Başbakanlık Arşivlerinde bulunan Temettü'at Defterleri içinde Zara ve köylerine ait 1844-1845 yıllarına ait vergi kayıtlarını yayınladılar. (Osmanlı Arşiv Belgelerinde Zara ? Sivas İli Kazası Temettü'at Defterleri;  Mehmet Artunay - Ali Lafçı; Alfa Aktüel Yayınları). Bu defterlerde Zara ve köylerindeki her bir hane reisinin sahip olduğu emlak, arazi ve hayvanat miktarını, ve yine o kişinin bunlardan elde ettiği yıllık gelir 'temettü'at' adı altında kaydedilmiş ve bu gelir üzerinden alınan vergiler belirtilmiş. Ermeni'lerden ayrıca alınan 'cizye'i şer'iyye' her bir hanenin zengin (ala), orta sınıf (evsat) ve düşük gelirli (edna) mi olduğunu da alınan vergi miktarından belirlememize yardımcı oluyor.

Bu kayıtlarda herbir ev halkının kim olduğu, ne kadar arazisi, büyükbaş hayvanı, koyunu keçisi, ve vergilendirilebilecek  bilcümle geliri kayıt altına alınmış. Buradaki kayıtlardan anlıyoruz ki 1844 yılında Tödürge Köyü'nde 34 Hane Ermeni, 35 Hane de Müslüman Türk aile yaşıyormuş. Yine bu kayıtlardan Tödürge köyünde yaşayanTürk ve Ermeni ailelerin kimler olduğu ne kadar mal varlıkları ve vergi verdikleri de günümüze ulaşmış oluyor.

Uzaklarda, başka ülkelerin arşivlerinde veya belge miydi değil miydi, sahih miydi sahte miydi kavgaları içinde kaybolmaya gerek yok. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri bu topraklarda ortak yaşamın ve ortak acının tüm öykülerinin izlerine ışık tutuyor. Gidenler bizim topraklarımızın insanları idi. Tüm kayıtlar da bu topraklarda bir yerlerde duruyor.

Tödürge Köyü kayıtları  örneğin köy papazının Keşişoğlu Manuk olduğunu ve 'ruhbanlık ticaretinden ve dahi kardeşi İstanbul'da hamallık ticareti yaptığından' ek 1222 kuruş vergi ödediğini , beş koşum öküzü, iki erkek merkebi, iki sağmal ineği, dört kısır keçisi, 13 kuzusu, 1 erkek tayı ve yetmiş yedi dönüm sürülebilir tarlası olduğu detayına kadar kayıt altında. Detaylar sadece bunlarla sınırlı değil. Örneğin Averikoğlu Kirkor'un adına kayıtlı 21 dönüm tarlası olduğu halde 'gücü olmadığı için tarlalarını sürememiş ve boz  bırakılmış' notu düşülerek 'edna' sınıfında denerek sadece cizye-i şerife için not düşülmüş. Manukoğlu Bedros için 'mersum Manuk mecnun olup oğulları dahi iktidarı olmadığından' denerek vergi alınmamış.

Herbir haneden kimlerin köy dışında (genelde İstanbul) işçi olarak ek gelir elde ettiğini ne işle uğraştığı da kayıt altına alınmış. Bu kayıtlardan anlıyoruz ki Tödürge'li Türkler ve Ermeniler komşuluk ilişkilerini ve birbirlerine desteklerini  İstanbul'da sürdürmüşler. Tödürgeli'ler, her haneden (hem Türk hem Ermeni)  bir veya iki kişi İstanbul'da ya fırıncı, ya tellak ya da hamal olarak çalışıyor ve köylerine para gönderiyorlar.

Karahaçikoğlu Kevork, Ramozoğlu Avanis, Keşişoğlu Manuk, Karabaşoğlu Kevork, Çobanoğlu Kirkor, Karabaşoğlu Melkos, Karabaşoğlu Mirtad, Nehabetoğlu Avanis, Dikranoğlu Karabet, Bermanoğlu Selik, Simonoğlu Markar, Simonoğlu Kalost, Nazelioğlu Aron, Rata Tavonoğlu Taranik, Temürcü Zikar, Simonoğlu Çakır Ruhar, Pehlivanoğlu Osep, Bakarcuroğlu Serkis, Çapuoğlu Avan, Kel Haçikoğlu Karabet, Poşooğlu Bedros, Poşooğlu İstefan, Averikoğlu Kirkor, Herkenoğlu Seyrah, Kerinoğlu Haçik, Averikoğlu Babet, Temürcü Karındaşı Kevork, Pirmanoğlu Kalon, Kel Ohanoğlu Serkis, Nehabetoğlu Nihhar, Manukoğlu Bedros, Mehdesoğlu Deven, Arpacıoğlu Kevork,  Markaroğlu Parsancı bu defterde kayıtlı birkaç Törürge'li aile reisinden bazıları.  Bu ailelerin 1915 yılına kadar devamı olan yüzlerce candan tek kalan iz ise bugün köy çıkışında kayalara oyulmuş bu Haçkar.  

Gidenler Tödürgeli'ydi, kalanlar Tödürgeli'ydi. Gittiler. Dön(e)mediler.

Ne sevkiyat defterleri bulunabiliyor bugün ne de emvali metruke kayıtları. Geride kalan ölülerinin mezar taşları da yok oldu. Kiliseleri de. 1913'le başlayan Türkleştirme, tekleştirme, benzeştirme, aynılaştırma politikları Anadolu'da ne renk bıraktı ne de kültürel zenginlik. Tödürge adı da 'ne olur ne olmaz pek Türkçeye benzemiyor' korkusu ile değiştirildi. Kim uydurdu, hangi hazret uygun gördüyse köyün adı Demiryurt yapıldı. Binlerce Anadolu köyünde değiştirilen yerleşim yeri ismi gibi sadece kağıt üzerinde kaldı. Kalanlar için o yerin adı hep Tödürge oldu. 2008 yılında Tödürgeli'ler 'köyümüzün ismini geri isteriz' dediler ve kazandıllar. Tödürge ismi köylülerin talebi ile devlet tarafından tekrar tescil edildi.

Tödürgeli Ermeni hemşehrilerimin köyden ayrılışlarının 98 inci yılında onlara ve onların çocuklarına, torunlarına ne yazık ki baba ocaklarının, kiliselerinin,  ata mezarlarının yerlerinde olduğunu söyleyemiyorum. Müslümanlıkta Allah her türlü bağışlayıcıdır lakin kul hakkı sadece o hakka sahip kul tarafından helal edilebilir. Komşu hakkı ise kul hakkından bile kutsaldır. İnşallah 27 Haziran 1915 sabahı gidenler kalanlara, kalanlar gidenlere helallik vermişlerdir.

Belki küçük bir teselli olur Haçkar bugün hala kazıldığı yerinde duruyor. Dili olsa 1915'i ve öncesini bugün bilmediğimiz binlerce insan öyküsü ile dile getirecek. Barışı ve çözümü hukukçuların, politikacıların, tarihçilerin değil  birarada yaşayanların ve acıyı ortak paylaşanların getirebileceğini söyleyecek.  

Son bir not:  Tödürge Köyü'nün 1915 yazında da bilinen adını gidenlerin kapı komşuları tekrar geri aldı.

 

Ekrem Yener (ekremyener@gmail.com)



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.