Hani barışmıştık?

22.08.2013 23:27:39
A+ A-

'Erken kalkan erken yol alır.' diye köy minibüsleri erken gelirdi köye. O sabahta öyle olmuştu. 2-3 köyün yolcularını alan Kaptan Ahmed şehre doğru, Diyarbakır'a, Amed'e yolculuk başlamıştı. Muhabbetler yine sıradandı; kimin ineği kimin bostanına girmiş, kimin kızı kime kaçmış derken muhabbet yerellikten kurtulup bir anda 'ulusal' bir muhabbet olmaya başlamıştı. Kimisi sürece ne kadar güvendiğini, kimisi de sürecin 'oyalama' olduğunu savunuyordu.

Fonda çalan Kürtçe müzik, eskiden de çalardı ama artık daha rahat çalardı. Ahmed Kaptan'ın eli vites kolunda değil, kaset çaların üzerinde olurdu. Askeri kontrol noktalarına yaklaştıkça Şiwan Perwer'in Halepçe ağıdı değiştirilir, İbrahim Tatlıses'in 'Beni benden alırsan/seni sana bırakmam' gibi sözleri son derece ustalık isteyen, birden fazla özneyi, zamiri içinde barındıran şarkılar açılırdı.  Alışkanlıkları bırakmak kolay değildi nitekim. Ahmed, her askeri kontrol noktasına yaklaştıkça yine eli vites kolundan sıyrılıp kaset çalara giderdi. Eskinin alışkanlığı travmatik bir olgu bırakmıştı. Sadece bir kere de öğrenmişti Kürtçe'nin yasak olduğunu, Askerden çocukları ve karısının önünde dayak yediği gün.

O gün de öyle oldu. Ama fark etmesi kolay oldu. Elini tekrar vites kolunun üzerine yerleştirdi. Askeri kontrol noktası karşıda, karakolun önü zırhlarla donatılmıştı. Askerler aracı durdurdu, yolcular yıllardan beri arka cebinden çıkartıp, tekrar arka ceplerine yerleştirdikleri kimliklerini yine çıkardı. Kimlikleri her gün her gün çıkartmaktan hepsi bu işin ustası olmuştu ve hızlı bir şekilde çıkartmayı marifet sanmaya başlamışlardı. Aşınmıştı kimliklerin yüzleri, alt ve üst tarafları buruşmuş, yeni olan kimlikler bile eski bir görüntü kazanmıştı. Pasaport kontrolü gibi olurdu. Heyecanlı bir bekleyiş yine başlayacaktı ama bu kadar 'gelişmeden' sonra kimlik çıkartmak zor geliyordu. Minibüs durdu, otomatik kapı açıldı. İçeriye elinde malum aletlerle 1 er bindi, tam 'kimlikleeer' diyecekti ki ona bu fırsatı verdirmeden toplanan kimlikler burnunun önüne doğru uzatıldı. Er, kendisine verilen görevi yapmanın gururuyla kimlikleri alıp karakola doğru girdi. Bekleyen tek araç değildi. O sırada omzunda apoleti olan fakat yine de asker olan bir görevli aracın yanından geçerken, minibüsteki 65'lik olan ve şehre de 65'lik maaşı için giden yaşlı amca 'komtaan' diye seslendi. Komutan sese doğru döndü. Bölgedeki komutanların aksine daha yumuşak bakışları vardı. 'Buyur Amcam' dedi. Araçtakiler şaşkındı. Amca, amca olmasının da verdiği rahatlıkla 'Bu kimlik kontrolü ne zaman bitecek?' diye sordu. Konuşmak için konuşmuştu belki de. Komutan 'güvenliğiniz için' dedi. Amca güldü. Tekrar söze girdi: 'Hani barışmıştık?'

 

                   *               *               *

Yukarıda anlattığım olayı kurgu haline getirip özüne dokunmadan anlattım. Okuduğunuz hikayedeki kişi ve kurumlar tamamen bu ülkenin ürünüdür. 'Hani barışmıştık' sözü de amca tarafından komutana söylenmiş bir sözdür. Amcanın sorduğu bu soruyu Kürt Halkı hala kendisine sormakta. 

Çünkü geçen zamana rağmen hala devlet tarafından adım atılmamakta.

Önceki gün Radikal'e üç haber yansıdı.

Hakkari Belediye Başkanı, PKK'li/PKK'lı (argümanlar çok fazla önem arz etmiyor benim için) cenazesine katıldığı için mahkeme tarafından 'ceza'landırıldığı ilk haber; bir diğer haber İstanbul'da 'Genç PKK' operasyonu; bir diğer haber ise BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş Genelkurmay ile yaptığı görüşmesini Twitter'dan 'kayda dair bir gelişme yok' diye duyurdu.

Hâl bu...

Sürecin hatalı olduğunu söyleyenlere keşke biraz kulak kabartılsaydı; Roboski zihniyetiyle aynı yolun yürünmeyeceği keşke bilinseydi.

Ceylan'ın, Uğur'un katilleri hesap vermeden, Cumartesi Anneleri'nin acısı hafifletilmeden, yıllardan beri dağda, ovada, kırda, bayırda ölen gençlerin ağıdına ağlanmadan ne barışması?

Ama her şeye rağmen 'Barış Süreci'!

Sahi ya hani barışmıştık?



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.