Hepimiz mahkumuz öz güveni yoksun devlette!

07.03.2013 19:13:20
A+ A-

Benim dedem 87 yaşında bir köylü. Ömrünün çoğu köyde, tarlada, bahçede geçmiş biri. Bugüne kadar siyasetle öyle adam akıllı ilgilenmiş biri değil. Zaten dedemin ailesinde siyasetle bir iş, bir yaşam şekli olarak uğraşan tek kişi babam olmuştu. Babam dışında amcalarım, halalarım siyasetle öyle ciddi anlamda uğraşmadılar. Her insan gibi belli bir duruşları, konular hakkında görüşleri var ancak günlük yaşamları dışında bir uğraş olarak görmediler hiç siyaseti.

Babam 2011 yılında İstanbul'da yapılan KCK operasyonunda alınması, bütün aile de hem beklenenin gerçekleşmesinden dolayı doğal bir tepki hem de bir şok etkisi yaratmıştı. Bir sabah, ömrü hayatı boyunca devrimcilikten başka hiçbir şey yapmamış, kimsenin hakkını yememiş, kimseye hiçbir kötülük yapmamış bir adam, oturduğu sokak ve etrafındaki beş sokak polisler tarafından tutularak, bir grup silahlı polis tarafından gözaltına alındı. Evi darmaduman edildi. Bulunan tek şey kitaplar ve yazılar oldu.

Silahlı olmayan, her şeyi açık şekilde yapan bir siyasinin, bir yazarın bu şekilde gözaltına alınmasının tek bir nedeni vardı, o da; orada oturan insanların kafasında bu aileyi tecrit etmek. Zaten bir korku toplumu yaratma da başarılı olan iktidar, bu şekilde bir operasyonla da insanların içindeki korkuyu iyice pekiştirmeyi hedefliyordu. Gözaltın alınan insanın ya da ailesinin bu korkudan hiçbir şekilde etkilenmeyeceğini bildiğinden, etrafı sararak gözaltına alarak çevredeki insanlardaki korkuyu pekiştirmekte ve aileyi tamamen yok etmeyi hedeflemektedir.

Bir insanın tutuklanması tamamen bir ailenin tutuklanmasıdır. Sadece tutuklanan değildir hayatı değişen, onunla beraber onlarca insanın hayatı değişir. Siyasi iktidara karşı çıktı diye cezaevlerine konan insanların çevresindeki insanlar da onunla beraber cezaevine girmektedir. Bundan dolayıdır ki aslında siyasi iktidar aslında bilerek bir aileyi tamamen yok etmeyi düşünmektedir.

Tutuklanan insanın geride bırakmış olduğu yaşamı tamamen yok olmaktadır, ancak bunun yanında tutuklu olan insanla görüşmek için gün sayan insanların, mahkemeye gitmek için işten izin alan ailelerin, ya da sırf eziyet olsun, işkence olsun diye başka şehirlere gönderilen tutukluların peşinden o şehirlere giden ailelerin yaşamları da yok olmaktadır.

Siyasi tutuklular için mahkemeler sadece siyasi iktidarın, "bakın yargılıyoruz" demek için uyguladıkları bir gösteriden ibaret olduğu halde aileler için her mahkeme, her itiraz bir umut olur. Sonunu bildiği bir mahkeme de hiçbir zaman umudu kaybetmeden tahliye beklemektedir dışarıdaki insan. Sorun sonunu bilmek falan değil, umut edebilmektir. Umut dışarıdaki insan için yaşama tutunma sebebidir. Siyasi davalarda herkes bilir ki, sorun mahkemenin söylediği değil, siyasi iktidarın söylediğidir.

Ben bu yazıyı yazarken KCK İstanbul Ana Davası devam ediyordu. Dışarıdakilerin her zaman var olan umudu dışında, siyasi süreci gören kimse tahliye olacağı umudu taşımıyor, görüşmeleri olumlu görseler de iktidara hala güvenemiyorlardı.

Devlet, siyasi olarak tutukladığı, içeride bıraktığı insanların da, onların yakınlarının da hiçbir zaman bu düşüncelerinden vazgeçmeyeceklerini bildiğinden, ne kadar çok tutarsak o kadar iyidir mantığını gütmektedir.

Babamı hala bir suç olarak gören devlet sayesinde, Edirne'nin ne kadar soğuk olduğunu, Silivri'nin bir sahil kasabası olduğunu öğrendim mesela. Hayatım boyunca hiç gitmediğim Selimiye Camii'ni gezdim, Edirne'nin eski yapılarını dolaştım. Silivri de dolaştım mesela. Küçük bir kasaba ile bir ilin bütün geçim kaynağının cezaevleri olduğunu gördüm.

Devletin bilerek ve isteyerek içeride tuttuğu insanlara bir de cezaevlerini yaptığı araziler bakımından işkence yaptığını gördüm sonra. Hem Silivri de, hem de Edirne de insanı bütün mevsimler de hayranlığa düşürecek manzaraların arasında cezaevi yaparak, oradaki insanlara bir kez daha işkence yaptığına tanıklık ettim.

Ay çiçek tarlalarının tam ortasına cezaevi inşa ederek, bütün ömrü boyunca hayatı seven insanlara nasıl işkenceler yaptığına tanık oldum. Kuşların sesini duyup da görememenin işkencesini, kedileri duyup da görememenin ıstırabını düşündüm. Sırf yaşlı diye oğullarını, kızlarını göremeyenleri gördüm. Dedemi düşündüm o sırada, hastalığından dolayı oğlunu görememenin, içi yaşama sevinci dolu bir insanı ne hale getirdiğini gördüm. Her gün oğlunu düşünüp ağlayan, oğlunu bırakacak olan görüşmeleri odaklanıp her gün gözünü haberlerden ayırmayıp, en küçük olumsuzluğu bile düşünmek istemeyen, düşünenleri de azarlayan dedemin oğlunun yanına gidememesinde gördüm devletin işkencesini.

Sırf bir kitap yazdı, bir siyasi parti de yönetici olduğu diye tutuklandı babam. Eline silah almadığı halde, kimseyi soymadığını, kimseye şiddet uygulamadığı halde tutuklandı. Tutuklanırken, evimize baskın yapıldığında, oradaki polislerin bile saygı göstermek zorunda kaldıkları, kullandıkları kelimelere dikkat ettikleri bir insandır babam. Evin her odasında kitap bulduklarında ilk baştaki şaşkınlıklarını atlattıklarında, eve girdiklerinden daha çok saygı gösterdikleri bir insanı babasının görmesinden mahrum etmek değil midir işkence!

Devlet, bilerek ve isteyerek kendi nüfus cüzdanını taşıyan insanlarına işkence yapmaktadır bu şekilde. Sırf kendi gibi düşünmedi diye, alı koymakta, onunla yetinmeyip sevdikleriyle görüşmesine kısıtlama getirmekte, bununla da yetinmeyip, o kısıtlı süreyi de gasp etmektedir. Her hafta 45 dakika kapalı görüş, ayda bir sefer de 1 saat 15 dakika kapalı görüş hakkı vermekte ama onu da kayıt işlemlerini uzatarak, görüşe geç çıkartarak gasp etmektedir. Gönderilen mektupları vermemekte, içeriden gelen mektuplara, devleti yıkacak korkusuyla el koymaktadır. Biz babamın mektuplarını 2 aydır alamamaktayız mesela.

Cezaevinde olan, devletin elinde olan insanlara işkence yapan bir devlet, kendisiyle savaşan insanlarla nasıl barış yapacaktır? Nasıl bir güven verecektir o devlet! Elinde tuttuğun, her hakkını gasp ettiğin insanlara hala işkence yapmak, kendine güveni olmamak değil midir?



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.