Her yoksul asker doğar

08.05.2013 22:42:33
A+ A-

 

Devrimcilerle ilk tanıştığım yıllardı, polislere ayrı, askerlere ayrı davranırlardı. Uzun bir dönem bu ayrı davranma durumunu hiç anlayamamıştım. Askerlerde de, askerliği meslek olarak yapanlar ile, zorunlu olarak gitmek zorunda kalanlara karşı tavır birbirlerinden farklıydı. Bu farklı davranmaları, birbirlerinin zıttı yaklaşımları çözmem belli bir zamanımı almıştı. Zorunlu olarak askere giden biri ile o işi meslek haline getiren kişi arasında her açıdan fark olduğunu görmem ise askere gitmemle olmuştu.

Ben de, bu ülkede yaşayan birçok insan gibi zorunlu olduğundan, hayatın her anında karşıma çıktığından dolayı askere gitmiştim. Askere gittiğimde 24 yaşındaydım ve gitmeme en büyük sebep, asker kaçağı olduğumu öğrenen bir polisin benden sürekli, her gün rüşvet istemesi ve tehdit etmesiydi. Zaten çalışmıyordum ve ailemin durumu hiç iyi değildi. Ya rüşvet vermemek için sokağa çıkışlarıma dikkat edecektim ya da askere gidecektim. Ben askere gittim.

Askerde olduğum süreç içerisinde fark ettiğim en önemli durum, o atmosferde insanın gerçek anlamda insan olmaktan çıkmasıydı. Attığın adıma kadar nizami bir şekilde planlanan bir alanda yaşamak insanlığa ciddi tehlikeler sunmaktan başka bir şey vermiyordu. Askerlik, her insanın yapabileceği bir şey değilken, zorunlu tutulup herkesi o ortamdan geçirmek sadece “her Türk asker doğar” sloganıyla açıklanamayacak kadar kapsamlıdır. Her Türk asker doğmaz ama zorunlu olarak asker yapılır.

Dünyadaki en büyük askeri güçlerden biri olmakla övünülen bu ülkenin, aynı zamanda en çok asker kaçağını barındığını biliyor musunuz? Zorunlu olduğundan birçok kişinin gittiği askerlik kurumuna gidenden daha fazla insanın gitmediği bir ülke de yaşıyoruz aslında. Askerden kaçmanın, askere gitmemenin lanetlendiği bir toplumda asker kaçaklığının yüksek olması manidardır da.

Askerden, vicdani retçileri saymazsak iki kesim uzak durur. Bunlardan birinci olan kesim burjuva kesimdir ki, bunların askere gitmeme sebeplerinin başında yaşadıkları hayattan kopamamak vardır. Zaten askerliğin doğuş zamanlarına bakıldığında, askerlerin ya yoksul halktan ya da kölelerden yapıldığı görülmektedir. Zengin kesimin askere gitme zorunluluğu sürecinde de, maddi ilişkilerini konuşlandırarak rahat yerlere gittiği de unutulmamalıdır.

Askerlikten kaçan diğer kesim de yoksul halktır. Zaten, yaşamın ucunda yaşama tutunmaya çalışan yoksul insanların, askere gitmelerindeki tek sebep zorunluluktur. Sömürülen, ezilen, kazandığı para ile anca evine bakabilen gencin, bir yılı aşkın bir süre o işten de mahrum olması sadece kendisini değil, çalıştığı için aldığı para ile geçinmek zorunda kalan ailesini de etkileyecektir ki, birçok genç sırf bundan dolayı sigortasız, sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kalmaktadır.

Hayatın merkezine konan askerlik ve nizam verme hastalığı yüzünden birçok insan, yaşamlarını sınırlarda yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Askere gittiğinde bütün bir hayatı değişecek olacağını bildiğinden, askere gitmek yerine hayatından taviz vermek zorunda kalmakta ya da artık yapabileceği bir şey kalmayacağını gördüğünde askere gitmektedir.

Askerlik bir vatan hizmeti değil, iktidarın halktan korkusunun ürünüdür. İktidar, her koşulda halkla arasına kurduğu bu ordu adındaki duvarla kendini güvende hissetmekte, orduyu ne kadar güçlendirir ise o kadar rahat etmektedir. Zorunlu askerlik ise, bu durumun en vahim hallerinden biridir. Zorunlu olarak askere alınanlar, yoksul halktan başkası değildir. Askerlik, Sümerlerden itibaren geliştirilen, yoksulları ve köleleri kullanarak, zenginleri ve devleti halktan ve diğer devletlerden korumak için geliştirilen bir kurum. Bir süre sonra köleliğin yok olması ile birlikte yoksul halkın üzerine bindirilmiş bir sorumluluk olarak gelişmiştir. Türkiye gibi ülkelerde var olan zorunlu askerlik döngüsü ise sadece saçma bir eşitiz demagojisinin ürünüdür. Hiçbir şekilde yoksul halkla aynı yerde askerlik yapmamıştır zengin sınıfı. Eskide beri toplumda geliştirilen yüceleştirmeler ise sadece iktidarın elini güçlendirmek içindir. İktidar, bu yüceleştirmeyi, askeri, askerliği öven programlara güçlendirmektedir. 30 yılı aşkın süredir devam eden savaşta, iktidara militarizmi övme fırsatı vermiştir. Anlamsız bir şekilde birbirlerini öldürmekten zevk alan bir insan kuşağı yetişmekte, biri öldüğünde bunu sorgulamak yerine hesap sormaktan bahsetmektedir ki, savaşta işte bu kısır döngü içerisinde kendini geliştirerek sürmektedir. Askerlik, başlı başına insan doğasına aykırı bir durum iken, iktidarlar ve sistem sayesinde insan doğasının temeline yerleşmiştir. Sistem tarafından zaten giderek, egoistleşen insan, şiddeti de temeline koyduğunda ciddi anlamda vahşi bir duruma gelmektedir ki, korkulacak olan da bu olmalıdır.

Askerlik, iktidar savaşları olduğu sürece devam edecektir. Ezilenler, kendilerini ezenden korumak için, ezenler daha çok bölgeyi ezmek için askerlere ihtiyaç duyacaklardır. Ancak sorun duyulan ihtiyaç değil, iktidarlar tarafından zorunlu olarak her insanın bu makineden geçip ruhsuz hale gelmesidir ki bunun tek amacı vardır o da insanı ruhsuz birer makine haline getirmek. Ondan dolayıdır ki, askerlik, iktidarların korunması için var olan ve sistem var oldukça da var olacak bir kurumdur. Zorunlu olması ise de iktidarların halktan korkusunun boyutu ile alakalıdır.

YORUMLAR

Bu yazıdaki görüşler çok doğrudur. -

Bu anlatılanların çok beterini yaşadım. 57 yaşındayım. Esirlikte (Askerlikte) çektiğim eziyeti hatırladıkça cinleniyorum. Esirlik (askerlik) büyük bir zulümdür..

0 0
Yoksulların varlığı ve yokluğu hakkında ta 1740'den bir yorum -

» Bir millette fakirlerin varlığı bir resimde gölgelerin varlığı gibidir: insanlığı bazen inletir ama bu sayede inayet kutsanır. (...) O halde fakirlerin varlığı vazgeçilmezdir; ama sefillerin olmasına hiç gerek yoktur; bunlar insanlığın utancıdır, öbürleri tam tersine ekonomi politik düzenlemesine girerler. Onlar sayesinde şehirlerde bolluk içinde yaşamak hükmeder, rahatlığa buralarda rastlanır, sanat çiçekleri açar, vs. « in Philippe Hecquet, "Fakirlerin tıbbı, cerrahisi ve eczanesi", 1740, s. XII-XIII, Jeffry Kaplow "Kralların Adları. Fransız devrimi yaklaşırken Paris'te fakirler, 1974, s.60'dan "Sosyal meselenin metamorfozları, maaşlı işin kroniği"ne, 2000, s.174-175

0 1
Kalan yoksullar da imam olur. -

Yoksulluk bu halkın ciğerine işlemiştir.''Her yoksul asker doğar''artık eskidi.''Her yoksul imam,imame doğar.''Baksanıza bütün okullar çocukları imam ya da imame yetiştiriyor.Zenginler çocuklarını yabancı okullara,yurt dışına gönderir;burada gözü açılmasın diye bir kepçe yemek,bir sıcak yatak için yoksul çocukları yeteneklerine,özlemlerine bakılmadan kulleteynlere doldurur.''Sadaka Devleti''aşamasını atlatamadık.

4 13
asla -

her yoksul asker doğmaz.her yoksul zengine kapitalistlere yemdir.haniya balık avlalar her balığın yemi ayrı ayrıdır.Ama bir istavrit var o balığın beyni çalışmaz o sahte yeme gelir.Biz işte o istavrit balığı gibi asker ocağının ve askerliğin kutsallığına inanaraktan asker olur birbirimiz boşu boşuna öldürürüz.aklımız olsa asker olmayız.

4 16
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.