Hoş geldin "Türkiye Baharı"!

21.03.2013 02:01:27
A+ A-

 

Bu ülkede haber izlemek zordur. Her haberleri açtığımızda ülkede olan rezaletleri görünce üzülür, sinirlenir, umutsuzluğa kapılır "bu ülkeden bir halt olmaz!" deriz. Kendine siyasetçi diyen insanların elinde sürekli iple gezdiği bir ülkede haberleri izlediğimizde bu derece gerilmemiz de oldukça normal.

Bu ülkeden gündemi takip etmekte oldukça zordur. Her gün başka bir "gündem" maddesi çıkar karşımıza. Bu "gündem" maddelerin hepsi bizim için bir nevi utançtır. Her gün haberlerde, gazetelerde gördüğünüz bir olayın ardından belli bir süre geçince kimse hatırlamaz bile o olayı.

Bu tarz haberleri gördükçe bazılarımız kendimize sorarız "Türkiye, bir gününe kaç utanç sığdırabilir?" bu sorunun cevabı hepimizin de bildiği gibi "sonsuz"dur.

Ama gelin görün ki özellikle son bir haftadır bu ülkede çok oluşumlu değişmeler olmaya başladı. Her haberleri açtığımda sinirlenip kapatmak yerine haberleri izledikçe daha keyiflenmeye başladım. Neden mi? Bu ülke o senelerdir süren "sonbahar" dönemini kapatıp sanki bahara geçmişti de ondan!

Her haberi açtığımda yine "nasıl ya?" diyorum ama bir farkla artık kızgınlıkla değil, mutluluk belirten büyük bir sevinçle. Bir saç baş girmedikleri kalmış olan siyasetçilerin birbirine çiçek verdiğini görüyorum yüzümden tebessümle "bu ülkeye barış mı geliyor yoksa?" diye kendime soruyorum.

Belki bazılarımız diyecek "bunlar göstermelik şeyler". Bunlar "göstermelik şeyler" değil bunlar barışın ayak sesleri. Daha bugün haberlerde dağdan inecek olanların topluma entegre olması, toplumda ötekileştirilmemesi, ekonomik olarak ayakta durmaları için "sosyal rehabilitasyon" adında bir program hazırlığında olunduğunu okudum. O kadar güzel bir adım ki o insanlara sadece "hadi dağdan affediyorum seni, yine iyisin" gibi demektense bir daha hiç o yola sapmamaları adına onları topluma bu şekilde entegre etmek çok önemli. Onlara affedilmiş suçlu muamelesi değil de her anlamıyla bir TC vatandaşı gibi davranılmalı. Hukuksal anlamda yapabilecek tüm olumlu adımlar atılıyor şu an toplumsal barışın gelmesi adına. Bize de bu atılan adımları görüp alkışlamak düşüyor.

 

Belki bu sefer diğer bazılarımız dileyecek -mağlum bu ülkenin "bazısı" çok-  iyi de herkes bu barışa hazır mı? CHP-MHP genel olarak bu atılan adımlara karşı bir tutum içerisinde. Bu durumda tüm toplumsal kesimlerin barışa hazır olmadığı bir toplumda barış ne kadar gerçekçi ve kalıcı olabilir? Bunlar şüphesiz ki önemli sorular ama kandan beslenenlerin gönlünün razı olmasını beklersek bu ülke hiçbir zaman baharını yaşayamaz. Her şeyden öte bu kesim ciddi anlamıyla kendisiyle çelişmekte. Ahmet Hakan "ne istiyorsun birader?" adlı harika yazısında bu kesimin kendisiyle olan çelişkisini çok güzel anlatmıştı --http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22837606.asp- 

 

Her şehit cenazesi geldiğinde "Yeter artık, çözün şu sorunu" diyen de sensin... Çözüm için görüşmeler başlayınca "Satıyorsunuz vatanı" diyen de sensin.

- Her karakol baskınından sonra hükümete "afra tafra" yapan da sensin... Silahlı PKK'lıların sınır dışına çıkarılması için girişim başlatan hükümete "afra tafra" yapan da sensin.

- "Öcalan'dan doğru dürüst yararlanılamadı" diyen de sensin... Öcalan'dan bir biçimde yararlanılmaya başladığında "İmralı canisi ile görüşülemez" diye itiraz eden de sensin.

- "PKK'yı bitirmek imkânsız, dağa çıkışların yolunu engellemek lazım" diyen de sensin... Bırakın dağa çıkışları engellemeyi, "dağa çıkanların bile silah bırakmalarını sağlamayı" hedefleyen süreçten memnun olmayan da sensin.

- Şehitler üzerinden her türlü lügat paralama işini yapan da sensin... Şehitlerin olmadığı bir Türkiye hedefine karşı paralamadık lügat bırakmayan da sensin...

- "Bunlar da aynı... Bunlar da her şehit cenazesi geldiğinde 'Bıçak kemiğe dayandı' açıklaması yapıyor" diyen de sensin... Bir daha "Bıçak kemiğe dayandı" açıklaması yapılmasın diye atılan adımlara karşı çıkan da sensin.

- "PKK bu şekilde bitirilemez" diyen de sensin... PKK'nın ne şekilde bitirileceğine dair tek bir "öneri" getiremeyen de sensin...

 

Bütün içtenliğimle soruyorum:

Ne istiyorsun birader sen?

 

Kendiyle bu derece çelişen bir toplumsal grup, kesim nasıl olurda barış sürecine dahil edilebilir? Cevaplaması zor bir soru ama yine de şunu söylemek mümkün "kan" demeyen herkesi bu sürece dahil etmeliyiz. Liberal bir demokrasi bunu gerektirir.

 

Şüphesiz ki siyasi, hukuksal olarak atılan adımlar sadece barışı getirmez barışı getirecek olan aslında zihinlerimizde yapacağımız reformlardır. Ne zaman bu ülkede insanlar "Konuşmak varken neden dağlara füze gönderip duruyoruz?", "demokratik yollarla kendimizi savunmak varken bizim/bizim sempatizanlarımızın dağda işi ne?" diye sormaya başlayıp zihinlerinde barışa kapı açarlarsa bu barışın ve Türkiye Baharının başladığını gösterir bize.

 

Her şeye rağmen bu siyasi, hukuksal girişimlerin mevcut zihniyet yapısını değiştirdiğini düşünecek olursak bu ülkeye barışın bugüne kadar hiç olmadığı kadar yakın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer bundan daha kısa bir sürece önce birbirine düşmancasına davranan iki partinin iki önemli iki önemli ismi bugünlerde birbirine "barış çiçekleri" verdiğini görüyorsak "Türkiye Baharı Hoş Geldin!" demenin zamanı çoktan gelmiştir.

 

Ve inanın bu bahar devam ettiği sürece o "barış çiçeği" asla solmaz...

 

Umarım bu bahar bitmez ve o "barış çiçeğini" hiç soldurmayız...



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.