İsrail ve İran’a tehditleri

16.10.2013 09:44:08
A+ A-

Yom Kippur Savaşı'nın 40. Yıldönümünde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu parlamentoda dün yaptığı konuşmasında İran üzerine yapılacak bir saldırıyı ima ederek öncül bir saldırının aslında saldırı değil ancak kendilerini güvene alma amacı taşıyacağını söyledi. Netanyahu İran'a saldırmak tahmin edilenin tersine uluslararası arenada bizi suçlu bir duruma düşürse bile saldırmamak aslında daha büyük zorlukların karşımıza çıkmasına neden olacaktır açıklamalarını yaptı.

40 yıl önce 1973 yılında Mısır ve Suriye; İsrail'in Yom Kippur bayramını kutladıkları sırada ülkeye girmişler ve İsrail ordusunu 1967 Arap-İsrail savaşından sonra tekrar yenilgiye uğrattılar. Kuzey ve güneyden giriş yapan iki ülke askerleri İsrail askerlerini hazırlıksız yakalamış ve büyük bir yenilgiye uğrattılar. Bu savaşta saldırılara karşı savaşan İsrail ordusunun askerlerinin kendilerinin daha büyük bedeller ödemekten kurtardığını belirten Netanyahu, konuşmasının sonunda İran'a yapılacak muhtemel bir saldırı ve müdahalenin savunma amaçlı olacağını belirtti. 

Netanyahu ayrıca " Sonunda kazanan yine bizler olduk ancak Yom Kippur Savaşı'ndan öğrendiklerimiz 40 yıl boyunca bizimle kaldı" sözlerini de ekledi.

"İlk ders: Hiçbir tehlikeyi, hiçbir düşmanı küçümseme ve asla tehlike işaretlerini görmezden gelme. Düşman senin tahmin edebileceğin stratejilerin hiçbirine göre davranmayacaktır. Sana her zaman sürprizler yapacaklardır. Bütün bunlara rağmen İsrail geçmişte yaşadığı türden saldırıların hiçbirine asla uykuda yakalanmayacaktır."

İkinci dersi özetlerken de : "Önlenebilir bir saldırı karşısında da teslim olamayız. Savaşmak her durumda gerekli olmayabilir. Savaşa girme ihtimalinin çok dikkatle ve ciddiyetle ele alınması gerekir. Fakat öyle durumlar var ki uluslararası kamuoyunun sözlerini dinlediğimiz taktirde ödeyeceğimiz bedel kanımız ve canımızla olacaktır. Bu türden bir saldırıyı absorbe edebiliriz muhtemel ve belki cevabımızı sonra da verebiliriz ancak büyük ihtimalle çok geç olacaktır. " şeklinde sözler kullandı.

Sözlerine devam eden Netanyahu şunları da ekledi "Önlenebilir bir savaş karşısında yapılması planlanan bir saldırı kararı alınabilecek en zor kararlardan ve yapılmasien zor muhtemel saldırılardan biridir. Düşman harekete geçmedikçe düşman tarafından gelecek muhtemel saldırıların olup olmayacağı havada asılı kalacak birer ihtimalden öteye geçmeyecektir. Fakat 1967'de yaptığımız altı gün savaşında ve 1973'teki Yom Kippur Savaşındaki temel fark Altı Gün Savaşı'nda önleyici saldırı bizim tarafımızdan geldi. Yom Kippur Savaşında ise bütün uyarılara rağmen o zamanki hükümetimiz düşmandan gelen saldırıyı absorbe edici stratejiyle karşılık verdi"

Netanyahu son birkaç haftadır İran'ın nükleer zenginleştirme programına karşı uluslarası yaptırımların gevşetilmesiyle ilgili bir dizi toplantılar ve görüşmelerin ortasında bu konuşmayı mecliste yaptı. Netanyahu İran'ı açıkça tehdit ederek izin verildiği taktirde İran nükleer alandaki gücünü silah yapma seviyesine getirecek olursa İsrail'in saldırıya geçeceğini ekledi. 

İsrail Başbakanı'nın ofisine yakın kaynaklardan alınan bilgite göre yapmış olduğu bu konuşma tamamen İran'ı hedef almakta.

Bunun yanında Netanyahu israil'in Filistinliler ile yapacağı barış görüşmelerinde devam edeceği yollarla ilgili olarak bazı ipuçlarını vererek önerilerde bulundu. 

"Üçüncü önemli ders ise savaş alanındaki stratejik geçiş bölgeleridir" diye ekledi. Burada İsrail başbakanının bahsettiği geçiş bölgelerinin başında Golan tepeleri ve Sina (1973 Savaşı) yarımadasından ülke içlerine kadar girebilecek olan düşmanlarının giriş noktalarını özetle ele almakta.

Filistinliler ile yapılan basın raporlarının genelinden anlaşıldığı ve ortaya çıkacağı üzere yakın zamanda İsrail Ürdün Vadisini doğuya bir geçiş bölgesi olarak kullanmayı planlamakta.

Netanyahu dördüncü dersten de bahsederken "Barışın ancak güçle gelebileceğini" söyledi. Yom Kippur Savaşı'nda düşmanlarının mükemmel açılış pozisyonlarının yanında İsrail'le savaşmaları durumunda sadece silahlarla savaşı kazanmalarının imkansız olduğunu anladıklarını ekledi. Beş yıl sonra Mısır'ın o zamanki lideri Enver Sedat ile anlaşma imzaladılar ve daha sonra da benzeri bir anlaşmayı Ürdün'le yaptılar. 

Netanyahu'nun son sözleri ise "Şu an Filistinliler ile barışın tam eşiğinde duruyoruz. Bölgedeki ülkeler anlamalılar ki bizler güçlüyüz ve yok olmayacağız. Barış ancak bu şekilde gelecek"

Fazla yoruma gitmeden genel hatlarıyla Netanyahu'nun söylediklerini okumaya çalışalım. Bölgedeki kontrolü elinde tutmak isteyen ABD ve Avrupa devletleri İsrail'i maşa olarak kullanarak savaş halinin sürekliliğinden çıkar sağlamaya devam edecekler. Orta Doğu aslen bölge ülkelerinin değil burada ve çevresindeki bütün alanda söz sahibi olmak isteyen daha büyük güçlerin deneme tahtasıdır. Özellikle Çin ve Rusya'nın olmadığı bir Orta Doğu haritası kısa zamanda değişmiş ve emperyal güçlerin istediği şekli almıştı. Felaket senaryolarının oluşturulduğu şu zamanda özellikle Suriye üzerinde dönen dolapları çevirenlerin başında gelen ülkelerin aslında İsrail'in birer kopyası olduğunu dikkatle okumak gerekir. Bu ülkelerin başında kimin geldiği ise tüm Dünya tarafından çok iyi bilinmekte. Emperyal güçlerin maşası mı olmalı yoksa kendi zenginliklerini bölge halklarının çıkarlarına kullanan bir yapı mı izlemeli? Mevcut hükümetlerin bu konudaki üstün (!) başarılarına sürekli şahit olduk ve oluyoruz. Halklar olarak bu teröre daha ne kadar izin vereceğiz? Gezi eylemlerinde başından yaralanan Filistin kökenli Lobna'yı hatırlayın. Herkes dönen dolapların farkında. Özellikle ceviz ağaçları farkında. 

 

http://www.timesofisrael.com/netanyahu-makes-a-case-for-preemptive-strike/

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.