Kadınlar, erkekler, aşklar ve mektuplar

17.11.2013 14:45:15
A+ A-

Gözlerimi kapattıp yeni bir dünyaya  yolculuk yapıyorum. İçinde bulunduğumuz dünyadan çok uzak, başka bir yaşama.  Sınırlar yoktur o dünyada,  sevgi, aşk mülkün hapsinde değildir, cinsellik özgürdür.  Ne kadın erkeğin kölesi, ne de erkek ‘kutsal’ ailenin kölesidir.  Çıkar ilişkilerine yaşam alanı yoktur.  Sevdiği için dokunur kadın ve erkek, sevdiği için özgür bırakırlar birbirlerini. Kimse kimseye istemediği bir hayatı dayatmaz,  yaşamlarını zindana çevirmez; aksine birbirlerinin hayatlarını yeşertmek için yaşarlar. Kadın ve erkek arasındaki çıkarsız ve özgür birliktelik,  tüm toplum için geçerlidir. ‘Ben’ değil, ‘biz’ hâkimdir hayata. Biri zincirliyken, diğerinin özgür olma şansı  yoktur.  Biri mutsuzken diğerinin mutlu olma olasılığı da.

Bu rüyadan uyanmak istemiyorum.  Hatta hep o rüyayla yaşarım; çünkü o rüyanın gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunun farkındayım.   Beni, bizi dimdik ayakta tutan da bu farkındalıktır.  Bu rüyanın peşinden gidenlerimiz, mevcut  ‘düzen’ in sunduğu ilişki biçimlerinden mutlu olamayanlarımızdır.  Sever,  aşık oluruz ama aşkımızı rüyamızdaki gibi yaşayamayız, yaşama olanağımız yoktur.  Yaşamaya başladığımızı sandığımız an duvara çarparız, durmadan çarparız. Çünkü aşk ne tek kişilik ne de iki kişiliktir.

Ne kadınlar olarak özgürüz bu toplumda, ne de erkekler özgür.  Erkek egemen toplumda, yaşamlar kapalı bir kutu gibidir. Gerçek özgürlükler olmadığı için aşk da cinsellik de “sır” gibi yaşanır.  Şeffaf olmadığı gibi samimi de değildir ilişkiler; bundandır ki hep  ‘sürpriz’lerle doludur.  Aşk yaşadığımız bir erkeğin hayatındaki bir başka kadınla (ya da kadınlarla) kesişebilir her an yolumuz.  Hiç  beklemediğimiz bir anda tanımadığımız bir kadından mektup alabiliriz.  ‘Ahlaksız’ olmakla itham edilebiliriz.  ‘Erkeğine sahip çıkan kadın’  -bir bütünü göremediği için olmalı-  öteki kadının  kendisiyle aynı ‘kader’i paylaştığını anlamayabilir. Erkeğe ve erkek egemen sisteme değil, hemcinslerini kendine hedef alabilir. ‘Aldatıldığı’ psikolojisiyle kendi hayatıyla birlikte diğer kadınlar ve  (sevdiği) erkeğin hayatını da zindana çevirebilir her an.

Mektup postalayan kadına,  sevginin tekelleştirilemeyeceğini yazmak isteyebiliriz, yazarız da. Ama anlatmak istediğimiz her zaman anlaşılamayabilinir. Çünkü,  ‘ahlak’ üzerine kurulu toplumun  ‘değer ’lerini yerle bir ediyoruzdur,  ‘ahlaklı’ların gözünde‘namussuz’uzdur, ‘hafifmeşrep’izdir...

Erkek için de durum farklı değildir, hatta daha vahimdir. Özgürlüğü sadece kendine hak gören erkek,  kendine  ‘sevgili’ olarak seçtiği kadınla yaşadığı ilişkiyi  öncelikle “garanti”ye alır.  Erkek o kadının yanında adeta bir sığınmacı gibidir. Bundandır ki kendini hapiste hisseder ve hep başka aşklar, başka  heyecanlar peşinden gider.  Arayışının sonu bir türlü gelmese de birliktelik  sürdürdüğü, aynı çatı altında yaşadığı kadından da vazgeçmek istemez.  Çünkü, yalnız kalma korkusu yaşar erkek.  Yalnız erkek,  kendi başına ayakta duramaz.  Sığındığı kadına tutunmak ve  ayakta kalabilmek için yaşadığı maceraları, yaşadığı aşkları hep ‘gizli’ tutar. 

Sistemin içerisinde şekillenen erkeğin ya da posta kutumuza mektup gönderen kadının davranışlarını anlamak çok da zor olmasa gerek.  Ataerkil toplumlarda sadece kadın değil, erkek de kendi yarattığı sistemin kurbanıdır. Mektup yazan kadına kızsak da, onu suçlayamayız;  ona o mektubu yazdıran nedenleri, toplumsal  ‘düzen’ i  sorgularız. Sorguladıkça aydınlanır, aydınlandıkça güzel olana daha da yakınlaşırız.

Adaletin,  özgürlüklerin olmadığı;  ,aşk dahil, yaşama dair her şeyin mülk üzerine kurulduğu egemen sistemde gerçek sevgiyi, sorunsuz birliktelikleri yakalamamız çok zor.  Dinin, feodalitenin, paranın hüküm sürdüğü bir yerde, ne aşklar dilendiği gibi yaşanılır ve uzun ömürlü olur, ne de mutlu erkek ve kadınlar oluruz. Nasıl yaşayacağımıza biz kendimiz karar verdiğimiz an, mevcut olana karşı isyan bayrağını çektiğimiz an özgürlüğe adım atmış oluruz.

Özellikle, AKP Hükümetinin gerici söylem ve uygulamalarının bu kadar yoğun hissedildiği, kadınların hiçleştirildiği şu dönemde, isyan bayrağını en başta kadınlar ellerine almalı. Kadınlar, düşledikleri özgür dünyayı, ancak kendi elleriyle inşa edebilir.

Öyleyse daha ne duruyoruz? Başka bir dünyada başka bir hayat, başka bir aşk yaşamak mümkün.

Aysel Kılıç

YORUMLAR

teşekkür ederim. -

Yorumlarınızı yeni fark ettim, yalnız olmadığımı bilmek mutlu etti beni.

1 0
iste o bahsi gecen" DÜNYA"`da; AY Gülümser/SAFAK Atar/Gülümseyen bir sabah Günesi dogar icine! -

Yani siz, Bakıp Sorup sorguladıkça hayatı, Sorular... Sorunlar azalır. Sular berrek akar yatağına... AY gülümser, Salkım söğütler tarar saçlarını sularda, ŞAFAK atar, Gülümsiyen bir sabah GÜNEŞİ doğar içine, İçin ısınır. Ve o an, Bir huzur çöker üzerine. Çünkü, Yeryüzü aşkın ve sevginin yüzü olup aydınlanır, ADEM`den önceye döner yeniden. İşte o zaman, Artık ne seni öğüten "ÇARK", Ne o uğrunda savaşıp,kan`la suladığın toprak, Ne IRK, Ne DİN, Nede "tanrı"`yla insan "gölgesi" vardır artık üzerin de. KALKIP, Tarih`e bir not düşmek istersin gönlünce ; Artık ben bir "yeni insan"`im diye... yasar Ekin

1 1
çok iyi -

çok güzel bir yazı. yaptığınız tespitler çok iyi.. elinize emeğinize sağlık Aysel Hanım..

5 12
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.