Kahire, Ankara’dır... Darbe bütün Müslümanlaradır!

11.07.2013 00:26:49
A+ A-

“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmemiş olur” Ayeti Kerimesi  gereğince, bir teşekkür vazîfemizi de îfâ etmemiz gerekir:

Böyle güzel, lüzûmlu ve faydalı bir sayfayı hazırlayıp bizlerin,  azîz milletimizin, güzel memleketimizin, ilim ve kültür hayâtımızın, özellikle Türkiyeli Müslumanların faydalanması için  gayret gösteren, başta Saygıdeğer Alaattin AKYEL abimize, Çok teşekkür ediyorum. 

Yazımın hemen başında belirtelim ki, nasıl “Altûn” ma’deni; demir, bakır ve kömür gibi diğer ma’denler arasında özel bir yere sâhipse, gülün de diğer çiçekler arasında çok özel bir yerinin bulunduğu ma’lûmdur. Bu zirâatte böyle olduğu gibi, Edebiyâtta da böyle telakkî edilmiştir.

Kezâ “yâkût” taşı da, diğer taşlar arasında çok mümtâzdır, seçilmiştir. Nitekim bir Arap şâirinin, Hazret-i Peygamber hakkında:

“İnnehû beşerun mine’l-beşer,

Ve lâkinnehû yâkûtün beyne’l-hacer” derken bu ma’nâyı göz önünde bulundurduğu anlaşılmaktadır.

[Ya’nî “O, beşerden bir beşerdir; fakat O, taşlar arasındaki yâkût taşı gibidir” demiştir.

Bu şiirin diğer bir varyantı şu şekildedir:                                                                        

“Muhammedün beşerun ve lâkin leyse ke’l-beşeri,

Bel hüve yâkûtetün, ve’n-nâsü ke’l-haceri”

“Muhammed bir beşerdir, fakat ale’l-âde bir beşer gibi değildir,

Bilakis O bir yâkût, (diğer) insanlar ise taş gibidirler.”

Bir Türk şâirinin de:

“Her vasfı ki imtiyâzı hâiz,

Târih O’nu vasfederken âciz” derken, aynı duyguyu taşıdığı görülmektedir.

Peygamberimizin, Medîne-i münevvere’de Mescid-i Nebevîsinde, kendisine bir kürsü tahsîs ettiği şâirlerinden Hassân İbn-i Sâbit de, bu ma’nâda şu sözü söylemiştir:

“Ben, Muhammed Mustafâ(sallallahü aleyhi ve sellem)”den bahs ederken, O”nu medhediyor değilim; bilakis O”ndan bahsetmek sûretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.”

Gönüller sultânı Mevlânâ Muhammed Celâleddîn Rûmî de, bu konudaki duygularını şöyle terennüm etmektedir:

“Ben, âlemler genişliğinde bir ağız isterim, tâ ki, meleklerin bile gıpta ettiği O [büyük] zâttan söz edebileyim.”

Şu uçsuz-bucaksız olarak gördüğümüz koca “kâinât”ı yaratan yüce Allah, sâdece bizim üzerinde yaşadığımız gezeğenin, ya’nî bu “dünyâ”nın insanlarla meskûn olmasını irâde etmiştir. “İnsanlık târihi”, ilk insan olan Hazret-i Âdem’in bu dünyâya gönderilmesiyle başlamıştır.

Bilindiği gibi, Allahü teâlâ, dünyâya gönderdiği ilk insanı ya’nî Hazret-i Âdem’i aynı zamanda ilk Peygamber kılmış, ondan sonra, kullarına râzı olduğu ve beğendiği yolu göstermek için, zaman zaman, muhtelif coğrâfî bölgelerdeki çeşitli kavimlere “Peygamber”ler göndermiştir.

Cenâb-ı Hak, insanların dünyâ ve âhiretteki işlerinin düzgün ve faydalı olması için ve onları yanlış, zararlı işlerden koruyup, selâmete, hidâyete, râhata ve saâdete kavuşturmak için, peygamberlerle “dîn” göndermiştir.

Yüce Rabbimiz, bütün kullarının, tüm insanların îmân etmelerini, ibâdet yapmalarını, verdiği ni’metlere şükretmelerini, güzel ahlâka sâhip olmalarını, kendi aralarında kardeşçe yaşamalarını, sevişmelerini, birbirlerine yardımcı olmalarını istemiş ve bunları emretmiştir. İnanan insanların da kardeş olduklarını i’lân etmiştir.

Cenâb-ı Hak, şüphesiz ki, bütün insanlara sayılamayacak kadar çok ni’met, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü ve en kıymetlisi ise, Resûller ve Nebîler (aleyhimüsselâm) göndererek İslâmiyeti, ebedî saâdet yolunu, rızâsına giden yolu, Cennet yolunu göstermesidir.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, onların dünyada râhat, huzûr içinde, kardeşçe yaşamaları, âhirette de sonsuz saâdete, bitmez-tükenmez nimetlere kavuşmaları için, yapılması lâzım olan iyilikleri ve sakınılması lâzım olan kötülükleri, bütün Peygamberlerine bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap (yüz suhuf ve dört kitap) da göndermiştir. Bilindiği üzere bu kitaplardan yalnız Kur’ân-ı Kerim bozulmamıştır.

Bildiğimiz gibi, bu peygamberlerin hepsi de, aynı îmân esâslarını teblîğ etmiş,  “iyi ferd”, “iyi âile”, “iyi cemiyet” meydâna getirmeyi hedeflemişlerdir. 100’ü “Suhuf = Sahîfeler, formalar, kitapçıklar”, 4’ü büyük kitap olmak üzere toplam 104 kitâbın hedefi de, “insân-ı kâmil” meydâna getirmektir.

Târihte belli bir zaman dilimine, belli bir coğrâfî bölgeye ve belli bir kavme gönderilen peygamberler vardır. Ama âhır zaman nebîsi Muhammed aleyhisselâm, [günümüz de dâhil olmak üzere] bütün zamanlara, bütün mekânlara ve bütün kavimlere, milletlere, hattâ hem insanlara, hem de cinnîlere gönderilmiş bir Peygamberdir. Bunun için Peygamberimize “Hâtemü’n-nebiyyîn” veya “Hâtemü’l-Enbiyâ” yahut “Hâtemü’l-Enbiyâ ve’r-Rusül” denilmiştir; ayrıca “Resûlü’s-sekaleyn” sıfatı da vardır. Bu husûs (bütün insanların ve cinnîlerin Peygamberi olması) ittifâklıdır, ya’nî bütün âlimlerimizin söz birliği ile sâbit olan bir husûstur.

Dünyâ târihinin en önemli dönüm noktalarından, kilometre taşlarından biri, “İki Cihân Güneşi Hazret-i Muhammed (Aleyhisselâm)”ın dünyâyı teşrîfleridir. Yüce Allah, Muhammed aleyhisselâmı, son peygamber olarak bütün insanlara ve cinnîlere göndermiştir.

Onun Peygamberliği bildirilmeden önceki zamana “Câhiliye Dönemi” denilmektedir. Fahr-i kâinât Efendimiz doğmadan önce, bütün âlem, ma’nevî yönden müthiş bir zulmet (karanlık) içinde idi. İnsanlar hadsiz, hudûtsuz derecede azgınlaşmışlar, Allahü teâlânın gönderdiği dînler unutulmuş, İlâhî hükümlerin yerini, insanların kafalarından çıkan fikirler, düşünceler almıştı. Sâdece insanlar değil, bütün mahlûklar, zâlim insanların vahşet ve zulümlerinden iyice bunalmıştı. Zulüm son haddine varmış, ahlâksızlık, iftihâr vesîlesi sayılıyordu. Netîce i’tibâriyle o zamanın insanları arasında şefkat, merhamet, iyilik ve adâlet gibi güzel hasletler yok olmuş gibiydi.

Peygamberimiz, böyle bir durumdan “Asr-ı Seâdet” meydâna getirmiştir. Bu durumun ciddî bir şekilde incelenip günümüzde de bundan istifâde edilmesi gerekir.

Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür-görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, habîbi, mahbûbu, sevgilisi olan Muhammed (Aleyhisselâm)’da toplamıştır. Onun hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusûr görülmemiştir.

Târihimizde Karahânlılar, Gazneliler, Timuroğulları, Bâbürlüler, Selçûklular, Eyübiler, Endülüsliler ve Osmânlılar, bütün insanlığa çok hayırlı hizmetler yapmış ve çok yüksek medeniyetler sergilemişlerdir. Bu medeniyetlerin temelleri, tâ Sevgili Peygamberimizin “Hicret-i Nebeviye”lerinden sonra Medîne-i münevverede kurdukları İslâm devletine dayanır.

Bu yüksek medeniyetlerin temellerini atan Sevgili Peygamberimiz, dost-düşmân herkesin dikkatlerini çekmiş, pek çok kimse, imkânları nisbetinde o zâtı tedkîk etmiş, incelemelerinin sonucunda bazı değerlendirmeler yapmışlardır.

Bundan 14 asır evvel yaşamış bulunan Resûlullah Efendimiz, günümüzde de bütün dünyâ milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyâset ve fikir adamlarının, ediplerin, târihçi ve askerî şahsiyetlerin alâkasını çekmekte, bunların herbiri O’nu biraz inceledikten sonra hayrânlık ve şaşkınlıklarını dile getirmektedirler.

Biz, burada, onlardan sadece Amerikalı yazar Stüdart’ın “İslâm Âleminin Bugünkü Hâli” adlı kitabındaki sözüne temâs etmek istiyoruz. Stüdart diyor ki:

“İslâm’ın zuhûru, neredeyse insanlık târihinde kaydolunan en büyük hâdisedir. İslâm, daha evvel şahsiyet bakımından zayıf olan bir millet ve değer bakımından kıymetsiz bir ülkede zuhûr etti. Daha yirmi otuz sene geçmeden, uçsuz-bucaksız geniş mülk ve saltanatları parçalayarak, asırlar ve nesiller boyu devâm edegelen eski dînleri yıkarak, millet ve kavimlerin içindekilerini değiştirerek, sağlam bünyeli bir âlem (İslâm Âlemi) kurarak yeryüzünün yarısına yayıldı. İslâm’ın ilerleme ve yükselme sırrını ne kadar araştırıp incelersek, o kadar hayranlığımız artıyor…”

Peki ya şimdi, bu mübarek ay ve günde bile emperyalistlerin oyuncağı haline gelmiştir. Her gün Afganistan’dan, Tunus’a kadar, Çeçenistan’dan, Habeşistan’a kadar binlerce Müslüman kanı akıyor. Bazı Müslüman Devlet ve Cemaat liderleri de bu zalimleri destekliyor. Bu durumdan utanıyor ve üzülüyorum. Bu mübarek günler hürmetine İslami Kardeşliğimizin ve ferasetimizin açılması için dua ediyor, bir sonraki yazımızda buluşmak üzere Ramazanı Şerif Ayınız tebrik ediyor, herkesi MISIR Müslümanları için dua etmeye davet ediyorum. Allah’a Emanet olunuz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.